UiPath Türkiye Genel Müdürü Tuğrul Cora, Türkiye’nin düşük katma değerli iş modelinin sürdürülemez hale geldiğini belirterek, “Rekabet gücümüzü ancak teknolojiyle, yapay zekâ ve otomasyonla yeniden inşa edebiliriz. Bunu da gençlerimizle yapabiliriz” diyor.
Türkiye’de 120-150 bin civarında yazılımcı olduğunu anımsatan Tuğrul Cora, “Aynı nüfusa sahip Almanya’da yaklaşık 1 milyon yazılımcı var. 18 milyon nüfuslu Romanya’da bile 100 bine yakın yazılımcı bulunuyor. Bu çok düşündürücü. Türkiye, son yıllarda rekabetçilik endeksinde kan kaybetti. Bu gidişatı teknoloji ve gençlerimizle tersine çevirebiliriz” diyor.
Bükreş’te doğup, New York merkezli hale gelen UiPath’ın Türkiye Genel Müdürü Tuğrul Cora, “Türkiye dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasında yer alsa da küresel rekabetçilikte alarm veren bir tabloyla karşı karşıya. Yapay zekâ, otomasyon ve yeni nesil teknolojiler ise bu çıkmazdan çıkışın anahtarı” şeklinde konuşuyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun verilerini hatırlatan Cora, Türkiye’nin rekabetçilik endeksinde son yıllarda geriye gittiğine dikkat çekiyor: “2021’de 51. sıradaydık, bugün 66’ncı sıradayız. Bu çok net bir sinyal. Büyük bir ekonomi olabiliriz ama rekabetçi değiliz.”
Cora’ya göre sorun sadece bugünün tablosu değil, geleceğin iş dünyasında yaşanacak dönüşüm. Dünya Ekonomik Forumu’nun “Future of Jobs” raporuna işaret eden Cora, önümüzdeki beş yılda işlerin yapısının kökten değişeceğini anımsatarak, “Bugün dünyada işlerin yüzde 47’si sadece insanlar tarafından yapılıyor. 2030’a geldiğimizde bu oran yüzde 33’e düşecek. İnsan ve makinenin birlikte yaptığı işler yüzde 33’e çıkacak. Sadece makinelerin yaptığı işlerin oranı ise yüzde 22’ye ulaşacak. Bu, tarihsel bir kırılma” diye konuşuyor.
DÜŞÜK VASIFLI İŞ MODELİ ÇÖKÜYOR
Türkiye’nin asıl kırılgan noktasının, rekabet gücünün düşük ücretli ve düşük vasıflı işlere dayanması olduğu söyleyen Cora, “Bu model artık sürdürülebilir değil. Düşük vasıflı işler hızla Fas’a, Mısır’a, Vietnam’a kayıyor. Çünkü orada iş gücü daha ucuz. Bizim bu alanlarda rekabet etme şansımız kalmıyor. Türkiye’de istihdamın yüzde 50’den fazlası asgari ücret seviyesinde. Avrupa’da bu oran yüzde 8-9, Almanya’da yüzde 4-5. Bu tablo, ekonominin büyük bölümünün düşük katma değerli işlere dayandığını gösteriyor” diyor.
Cora’ya göre teknoloji bu işleri zaten dönüştürüyor. Türkiye bu dönüşümü yönetemezse, bugün sahip olduğu işleri de kaybedebilir: “Eğer elimizdeki işleri teknolojiyle dönüştürmezsek, bu bir çıkmaz sokak. Hem rekabet gücümüzü kaybederiz hem de istihdamı.”
GITHUB’DA 1,5 MİLYON CİVARINDA TÜRK KULLANICI KAYITLI
Tuğrul Cora, “Türkiye’nin hızlıca daha yüksek katma değerli işlere yönelmesi gerekiyor” diyerek, Bunun yolu da teknoloji okuryazarlığı ve teknolojiyle üreten insan sayısını artırmaktan geçiyor” şeklinde konuşuyor. Bu noktada yazılımcı sayısının çarpıcı bir gösterge olduğunu kaydeden Cora, Türkiye’deki yazılımcı sayısının 120-150 bin arasında tahmin edildiğini söylüyor: “Aynı nüfusa sahip Almanya’da yaklaşık 1 milyon yazılımcı var. 18 milyon nüfuslu Romanya’da bile 100 bine yakın yazılımcı bulunuyor. Bu çok düşündürücü.”
Ancak Cora’ya göre Türkiye için umut verici bir gösterge de var: GitHub verileri… Cora, “Git- Hub’da 1,5 milyon civarında Türk kullanıcı kayıtlı. Bu, profesyonel yazılımcı olmasa bile gençlerin bu alana ilgisinin yüksek olduğunu gösteriyor. Genç nüfusumuz büyük bir avantaj. Doğru yetkinlikleri kazandırırsak çok hızlı dönüşebiliriz” diyor.
ROBOT MU, YAPAY ZEKÂ AJANI MI?
Cora’nın altını çizdiği en önemli konulardan biri de robotlar ile yapay zekâ ajanları arasındaki fark. Cora, yazılım robotlarının kural bazlı çalıştığını anlatıyor: “Robotlar deterministiktir. Başı ve sonu bellidir. Bankalarda para transferi gibi işlemleri hatasız yaparlar. Son 5-6 yılda birçok bankada operasyon ekipleri yarı yarıya küçüldü. İnsanlar daha katma değerli işlere kaydırıldı. Yapay zekâ ajanları ise farklı. Burada hedef veriyorsunuz, nasıl yapacağını kendi karar veriyor. Trafiğe bakıyor, alternatif yol seçiyor. Ama bu özgürlüğü kontrol altına almak zorundasınız. Bankada yanlış IBAN’a para gönderen bir sistem kabul edilemez. O yüzden bu ajanları ‘guardrail’ dediğimiz sınırlarla yönetiyoruz.”
Romanyalı şirketin ilk yatırımcısı Türk
Tuğrul Cora, UiPath’in kuruluş hikâyesini de Türkiye için önemli bir ilham kaynağı olarak görüyor. 2005 yılında Bükreş’te bir apartman dairesinde kurulan şirketin, bugün dünyanın en büyük otomasyon şirketlerinden biri haline geldiğini anlatıyor: “Kurucusu Daniel Dines, Microsoft’tan ayrılıp Romanya’ya dönerek şirketi kuruyor. İlk 10 yıl küçük bir ekip olarak çalışıyorlar. İlk yatırımı bir Türk yatırımcıdan, Cem Sertoglu’ndan alıyorlar. Bugün şirket New York Borsası’nda işlem görüyor ve değeri 10 milyar dolarlar seviyesinde.”
Bu hikâyenin Türkiye açısından önemli bir mesaj içerdiğini vurgulayan Cora, şunu söylüyor: “UiPath en başından beri sadece Romanya pazarına odaklanmadı. Global hedefle yola çıktı. Eğer teknoloji alanında bir iş yapacaksanız, baştan küresel düşünmek zorundasınız.”
UiPath, 2018 yılında Türkiye’de faaliyete başladı. Bugün İstanbul, Doğu Avrupa ve Orta Asya’yı kapsayan önemli bir merkez konumunda.
Türkiye’den dünya sahnesine çıkan projeler
Türkiye’de yapay zekâ ve otomasyonun artık somut sonuçlar ürettiğini söyleyen Tuğrul Cora, Türk şirketlerinin küresel arenada ödül almasının önemine dikkat çekiyor: “Son iki yılda UiPath’in global ödül programında 25 şirket arasına giren Türk şirketleri var. Bu sene Coca-Cola İçecek, LC Waikiki ve SunExpress; geçen yıl Beko, Enerjisa, Şişecam ve Eureko ödül aldı. Dünyadaki 25 şirket arasında 3 Türk şirketi olması çok kıymetli. Bunun artarak sürmesini istiyoruz.”
Cora’ya göre bu tablo, Türkiye’nin teknolojiye uyum kabiliyetinin güçlü olduğunu gösteriyor: “Biz doğuya da batıya da uyum sağlayabilen bir toplumuz. Teknolojiye uyumda da aynı refleksi görüyoruz. Doğru stratejiyle bu bir avantaja dönüşebilir.”
Yapay zekada beklenti farklı yönetiliyor
Tuğrul Cora’ya göre yapay zekâ projelerinin çoğu beklentiler yanlış yönetildiği için başarısız oluyor. Cora, “Kurumsal dünyada uçup kaçmak olmaz. Beklentiyi çok yükseltirseniz hayal kırıklığı olur ve teknoloji rafa kalkar. Sonrasında da hayati kararlar önceki kötü deneyimler nedeniyle ertelenir. Bu da şirketin sürdürülebilirliğini tehlikeye sokar. Genelde projeler karar vericilere çok radikal değişimler yapacak şekilde lanse ediliyor. Oysa bu bir süreç. Kurumun işleyişinin sağlığı da çok önemli. Bizim işimiz bu teknolojileri kurumsal dünyaya uygun, güvenilir hale getirmek" diyor.
