Enflasyonun nedenini dış faktörlerde arayan her merkez bankası, aslında kendi varlık nedenini tartışmaya açar. Türkiye’de yaşanan da tam olarak budur.
Fed’in başkan adaylığında ismi öne çıkan ve eski Merkez Bankacı Meslektaşlarımızın beğendiği Kevin Warsh’ın, eski ve yeni söyleşileri medyaya düştükçe, TCMB yönetimi ile ilgili bazı fikirlerimi gözden geçirme kararı aldım. Bu arada Warsh’ın fikirlerini beğendiğini söyleyenlerin daha derin düşünerek, TCMB yönetimi ile alakalı yorumlarını gözden geçirmeye zorlamak istedim.
Warsh’ın Fed’e dair söyledikleri, ister istemez Türkiye’ye dönüp aynı soruyu sorduruyor: Merkez bankalarının yaşadığı bu itibar ve bağımsızlık aşınması sadece dış baskıların sonucu mu, yoksa bizzat tercih edilen bir yol mu? Daha da somut soralım: TCMB’nin son 2,5 yıldır uyguladığı politikanın başarısızlığı bilinçli bir stratejinin sonucu mu, yoksa kurumsal acemiliğin kaçınılmaz bedeli mi?
Merkez Bankası’nın tarihsel deneyimi fazlasıyla mevcut
Önce “acemilik” ihtimalini ele alalım. Klasik merkez bankacılığı pratiğinde enflasyonla mücadele oldukça net bir çerçeveye sahip: Para arzı kontrol edilir, beklentiler yönetilir, gerektiğinde faiz artırılır ve Merkez Bankası bu uğurda siyasi bedel ödemeyi göze alır. Yani normali budur demek istiyorum. TCMB’ye atananlar da söz konusu atamaları değerlendirenler de bunu biliyorlar.
TCMB’nin oldukça geniş veri seti ve tarihsel deneyimi fazlasıyla mevcut. Dolayısıyla yaşananları salt “ekonomiyi bilmiyorlardı” diye açıklamak ikna edici değil. Malumatlı olmadıklarını söylemek ahlakla bağdaşmaz, dolayısıyla marifetli olmadıkları sonucunu çıkarmak kolay. Peki ya bilerek böyle yapıyorlarsa?
TCMB’nin politikası, Kevin Warsh’ın Fed için eleştirdiği çizginin çok daha sert bir versiyonu. Eski TCMB mensubu olup, Warsh’ın çizgisini beğendiğini ifade eden meslektaşlarımızdan edindiğim intiba şu: “Öyle bir sert duralım ki, milletin aklı başına gelsin, ama siyaseti de doğrusunun bu olduğuna ikna edelim”. Bakan Şimşek bu politikanın mimarı olduğu için çok zorlanmadılar. Külliye’deki bazı isimlerin “Şimşek giderse bu kadar emeğe yazık olur” diyerek batık maliyet yanılgısına düştüklerini geçenlerde anlatmıştım. Dolayısıyla ne vatandaşın ne iş dünyasının, hatta siyaset ve bürokrasinin bile yanlış bulduğu program hâlâ devam ediyor. Bu arada ABD’ye hızla yaklaşmamız da, carry trade ile 100 dolarını 2,5 yılda 173 dolara çıkaran yatırımcıların, bu şekilde kazanmaya devam edeceklerini gösterdi.
O zaman şu sonuç çıkıyor: Ne söylenenler ne de yapılanlar teknik bir hata değildi; bilinçli bir tercihti. Enflasyonun nedenini para politikasından kopardığınız anda, Merkez Bankası’nın sorumluluğunu da fiilen askıya almış olursunuz. Demek ki “siyasetin baskısı altında bir şeyler yapmaya çalışan insanlar” güzellemesi de bu sebeple ortaya atıldı diyebiliriz.
Aslında Warsh’ın Fed’e yönelttiği “enflasyon bir tercihtir” eleştirisi, Türkiye için çok daha geçerli. TCMB, 2023’te enflasyonun yükselmesine razı gelmiş, bunu büyüme ve algısı karşılığında tolere etmiştir. Bu noktada meselenin acemilik değil, öncelik sıralaması olduğu anlaşılıyor.
Merkez Bankası’nın bağımsızlığı tartışması da burada kilitleniyor. Warsh’ın dediği gibi bağımsızlık, “telefonlara çıkmamak” değil; davranış biçimi. TCMB, yavaş yavaş faizleri yükselterek, aynı zamanda maliye politikasının yükünü de üstlendi. Kamu borçlanmasını dolaylı olarak ucuzlattı, harcama iştahını bilerek teşvik etti. Bu, teknik bir hata değil; kurumsal rolün bilinçli biçimde genişletilmesiydi. Sonra da kendi yarattığı enflasyonu düşürmek için iktisat bilimi ve pratiği ile ters düşen, rasyonel olmayan bir reçeteyi uygulamaya başladı. Hâlâ da devam ediyor.
Ancak burada ince bir ayrım var. Bilinçli tercih, her zaman başarılı tercih anlamına gelmez. Merkez Bankası yönetimine olan bireysel güven kaybı artık kurumsal bir güven kaybına dönüşmeye başladı. Bu noktadan sonra yapılan sıkılaştırmalar gecikmiş ve pahalı olacak diyebiliriz.
Asıl sorun, hatanın hata olarak görülmemesi
Buradan şu sonuca varıyoruz: TCMB’nin başarısızlığı ne tamamen acemilik idi ne de tamamen kontrol dışıydı. Bu durum ekonomi yönetiminin kendi önceliklerini empoze etmesinin doğal sonucu. Warsh’ın Fed için uyardığı “merkez bankası maliye politikasının uzantısı hâline gelirse, enflasyon kurumsallaşır” tezi, Türkiye’de artık birebir yaşanıyor.
Son söz şu: Merkez bankaları hata yapabilir; bu hayati bir sorun değil. Asıl sorun, hatanın hata olarak görülmemesi. Enflasyonun nedenini dış faktörlerde arayan her merkez bankası, aslında kendi varlık nedenini tartışmaya açar. Türkiye’de yaşanan da tam olarak budur. Mesele, TCMB’nin geçmişte ne yaptığı değil; bir daha aynı tercihi yapıp yapmayacağıdır. Çünkü enflasyon gerçekten bir tercihtir, ama bedeli her zaman toplum öder.
