HAKAN ATİS
Son aylarda İzmir’de ilçe belediyeleri tarafından vatandaşlara deyim yerinde ise şakır, şakır tebligat gönderiliyor. Örneğin, Karşıyaka’da ilk etapta 1. Grup olarak adlandırılan 600 dolayında apartmana resmi yazı gönderildi. İlçe 4 bölgeye ayrılmış durumda. Söz konusu zarflarda binalarda yapılan incelemelerin sonucu açıklanarak kentsel dönüşümün önü açılıyor. Buraya kadar sorun yok! Zira, deprem gerçeği ile yaşayan İzmirliler, konuya oldukça duyarlı. Belediyeler de öyle… Üst otorite diyeceğimiz T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı da tüm gücüyle çalışıyor. Sözün özü, hem kamu otoriteleri hem de vatandaşlar aynı takımın oyuncusu. Sürecin bu tarafında farklılık yok. Ancak, iş yıkım kararı almaya, o sürece girmeye ve devamında da yeniden inşa aşamalarına geldiğinde halkın kafası karışıyor. İlçe belediyelerine ve İBŞ’ye koşmaktan yorgun düşüyorlar.
Ortada resmi tebligatlar, bölgelere göre belirlenmiş binlerce apartman ve aklı karışmış vatandaşlar var. Geçen ay yayımlanan deprem ve İzmir odaklı yazımda Yeni Asır’ı kaynak göstermiş ve kentte yaklaşık 880 bin konutun dönüşüm beklediğini paylaşmıştım. Bu tablo, Türkiye’nin beyaz incisinin karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunun ne olduğunu çok net gösteriyor. Az önce de ifade ettiğim gibi belediyeler ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kolları sıvamış durumda. Ben de bu çabalara geniş açıdan yaklaşmak ve önerilerimi paylaşmak istiyorum.
Periyodik bilgi ihtiyacı
İzmirliler şunları merak ediyor. Dünya Bankası’ndan sağlandığı söylenen, ilk yılı ödemesiz, geri kalanının 180 ayda ceplerden çıkacağı vurgulanan 3’er milyon TL kredi kimleri kapsıyor? Koşulları nedir? Tekrarı mümkün mü? Az önce altını çizdiğim gibi vatandaşların kafası karışık, gönlü yorgun, zihinleri durma noktasına gelmiş vaziyette. Oysa iletişim çağında yaşıyoruz, bir yığın bilgi kaynağına sahibiz. Gazeteleri, dijital medyayı, kentlerin gözde bilgi kaynağı reklam panolarını, tramvayları, metroları, muhtarlıkları, hava limanını, otobüs duraklarını, taksi ve minibüs duraklarını, cep telefonu mesajlarını, vapurları ve bu konuyla ilgili bütün mecraları bütünleşik ve sürekli güncellenen bilgilerle donatmak mümkün. İzmir’deki kamu otoritesi bunu yapabilecek güçte. Tek merkezden periyodik yapılacak soru-cevap eksenli bilgilendirmeler kamuoyundaki kafa karışıklığını önemli ölçüde giderecektir.
Bu konunun diğer tarafına gelince… İzmir’deki müteahhitlerin büyük bir kısmı deyim yerindeyse topa girmekten kaçınıyor. Maliyetlerin yüksekliğinden yakınıyor! Proje yapmayı kabul etseler bile vatandaşlardan hane başına 1-2 milyondan başlayıp 5-6 milyona kadar çıkan ek ücret talep ediyorlar! Bu durum kentsel dönüşümün önündeki en büyük bariyer. Çözümü zor değil aslında.
Hükümet desteği şart
T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı, mevcut yapıları bir veya iki kat artırırsa müteahhitlerin elleri rahatlar. Önemli olan depreme dayanıklı konut yapmaksa bir, iki kat fazla olması sorun teşkil etmeyeceği gibi tüm tarafların içi rahat eder. Örneğin, İzmir’in Yeni Girne Mahallesi’nde 10-12 kat yüksekliğinde apartmanlar var. Lakin, ilçede beş, altı kat seviyeleri yaygın. Neden? Bu durum nasıl izah edilebilir? Hali hazırda Karşıyaka’da ek kat izni verilmeyeceği konuşuluyor! Diyorum ya, halkın kafası çok karışık. T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanı Sayın Murat Kurum’a çağrıda bulunuyorum. Sayın Bakanım, ilk İzmir seyahatinizde bana 30 dakikanızı ayırın lütfen. Karşıyaka’da yaşanan ve çözümü zor olmayan tabloyu isterseniz havadan, isterseniz karadan bizzat göstereyim. Kent genelinde de yaşanan bu sorun Ankara el atarsa çözülür. Bundan eminim. AK Parti, yerel seçimlerde İzmir’i kazanmayı hedefliyorsa bu problemi ek kat izniyle mutlaka aşmalıdır. Aksi halde maddi imkanı olmayan ve müteahhitlere ek ödeme yapamayan binlerce vatandaşın projelerde yaşayacakları mecburi ve ciddi metrekare kayıpları toplum hafızasında negatif algı olarak kalacaktır.
Hukukçu gözüyle
Deprem gerçeği ile ilgili bilim dünyasından yapılan önemli bir yorumu da aktarmak istiyorum. Ülkemizin saygın yükseköğretim kurumlarından Yaşar Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi’nde Öğretim Üyesi olan Doç. Dr. Onur Kaplan, Dünya Bankası destekli kentsel dönüşüm kredisinin makro çözüm değil, başarılı bir model denemesi olduğunu belirterek, hak kaybı yaşanmaması için profesyonel hukuki desteğin imza atılmadan önce alınması gerektiğini söylüyor. Deneyimli hukukçu değerlendirmesini şöyle tamamlıyor: ‘’Bu uygulama süreç üzerinde ciddi bir idari denetim imkânı doğurmaktadır. Ancak pilot uygulama, kılavuzlarda sayılan ve İzmir’in de içinde olduğu yedi il ile sınırlı. Bu durum gösteriyor ki, şu aşamada bir makro çözüm değil, daha ziyade finansman modeli denemesidir. Aylık yüzde 0,69 faiz, 180 ay vade ve ilk yıl geri ödemesiz kredi piyasa koşullarının belirgin biçimde altındadır. Süreçte hak kaybı yaşanmaması için profesyonel hukuki desteğin ihtilaf çıktıktan sonra değil, henüz imza atılmadan önce alınması gerekir. Ayrıca bağımsız bölüm bazında eklentileri de gösteren paylaşım cetveli, teslim süresi ile bu sürenin başlangıç anı, uygulanabilir bir gecikme cezası, arsa payı devrinin peşin değil ruhsat ve iskân aşamalarına bağlı kademeli yapılması ve teminat ile fesih hâlinde tasfiyenin nasıl yapılacağı dikkatle incelenmeli. Kredili modele özgü olarak hak ediş takvimi ve karşılığı yapılmayan hak ediş riskinin kimde kalacağı açıkça yazılmalıdır.’’
Şimdilik bu kadar… Ekonomi Ege Eylül sayısında yeniden buluşmak üzere esen kalın.
