MURAT YAPICI - My Advisor Uluslararası Danışmanlık Şirketi Kurucusu
Başlıktaki soruya cevap verebilmek için önce AB ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin neden gündeme geldiğine bakmak gerekiyor. 1996’da tam üyeliğe geçişte bir ara aşama olarak kurgulanan Gümrük Birliği (GB), 2005’te başlayan katılım müzakerelerinin çok sayıda faslın bloke edilmesiyle tıkanması sonucu öngörülenden çok daha uzun süre yürürlükte kalmış; kuruluşta öngörülmeyen sorunlar da zamanla belirginleşmiştir.
Ülkemizin rahatsızlıkları esasen GB’nin bir geçiş düzenlemesi olarak tasarlanmasından kaynaklanmaktadır: (1) AB’nin imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarının (STA) yarattığı asimetri ve özellikle Cezayir ile Güney Afrika’nın Türkiye ile STA imzalamak istememesi; (2) Türkiye’nin AB’nin karar alma mekanizmalarında yer alamaması; (3) Türk taşımacıların karşılaştığı kara yolu kotalarıdır.
AB’nin temel rahatsızlığı ise Türkiye’nin GB’ye aykırı korumacı uygulamalarından kaynaklanmaktadır. Üyelik müzakerelerindeki tıkanıklık, Türkiye’nin GB yükümlülüklerini yerine getirme iradesini zayıflatmış; 2011’de tekstil ve konfeksiyonda başlayıp farklı ürün gruplarına yayılan ilave gümrük vergileri ve gözetim önlemleri sorun olmuştur. AB’nin başlıca şikâyetleri arasında ilaç ve tarım ürünlerindeki tarife dışı engeller de bulunmaktadır.
Sorunların ortaklık organlarında çözülememesi üzerine Avrupa Komisyonu 2011’de bir tahkim mekanizması kurulmasını, ardından hizmetler, tarım, coğrafi işaretler ve kamu alımları gibi alanların da müzakere edilmesini talep etmiştir. Türkiye ise GB Kararı’nın salt bir ticaret anlaşması değil, AB’ye katılım sürecinin bir aşaması olduğunu, katılım ilerledikçe sorunların da kendiliğinden çözüleceğini savunarak bu önerileri reddetmiş; önceliğinin GB’nin kapsamını genişletmek değil, üyelik olduğunu vurgulamıştır.
Öte yandan 2001 ekonomik krizi sonrası uygulanan istikrar programı ve 2004’te müzakerelere başlama kararı, ülkeye önemli ölçüde doğrudan yabancı sermaye çekmiş; ihracat da sıçrama yapmıştır. AB ile rekabetten güçlenerek çıkan Türk sanayii, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Balkan ülkeleriyle yapılan STA’lar sayesinde bu bölgelere ihracatını ve yatırımlarını artırmıştır.
STA asimetrisi büyüyen bir soruna dönüştü
AB’nin 2006’da başlattığı Küresel Avrupa Stratejisi ile neredeyse tüm dünya STA hedefi kapsamına alınmıştır. Türkiye ise özellikle hedef pazar olarak gördüğü Afrika ve Latin Amerika’daki ekonomilerle yapılan STA’larda aynı ölçüde paralellik sağlayamamış, STA ağı bakımından giderek AB’nin gerisinde kalmış ve bu durum büyüyen bir soruna dönüşmüştür.
2013’te AB-ABD arasında başlayan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) müzakereleri, dünyanın en büyük iki ekonomisinin oluşturacağı bloğa dâhil olmayı Türkiye için öncelikli bir hedef hâline getirmiştir. Komisyon ve ABD ile yürütülen üst düzey görüşmelerde, Türkiye’nin TTIP’e dâhil olmasının veya ABD ile yeni nesil bir STA müzakeresine başlamasının yolunun GB’nin modernizasyonundan geçtiği ortaya çıkmıştır.
Ayrıca AB, son yıllarda imzaladığı yeni nesil STA’larla üçüncü ülkelere tarım, hizmetler, yatırım ve kamu alımlarında Türkiye ile olan ortaklıktan daha kapsamlı tercihli düzenlemeler tanımıştır. Türkiye de benzer şekilde GB’den daha geniş kapsamlı STA’lar müzakere etmeye başlamış ve AB ile ilişkilerini bu yeni çerçevede geliştirmenin, tam üyelik hedefine yaklaşmak dâhil birçok açıdan yararlı olacağı değerlendirilmiştir.
Dönemin Ekonomi Bakanı Sn. Nihat Zeybekci’nin inisiyatifiyle, başta STA meselesi olmak üzere sistemik sorunlara çözüm bulunması ve AB ile tercihli ilişkilerin yeni alanlara genişletilmesi amacıyla Gümrük Birliği’nin güncellenmesine yönelik girişimler 2014 yılının ilk çeyreğinde başlamıştır. AB Genel Müdürü olarak başkanlığını yaptığım teknik heyet tarafından 2015 yılında Avrupa Komisyonu ile yürütülen çalışmalar sonucunda müzakere çerçeve belgesi oluşturulmuştur. Ancak 2017 anayasa referandumu sırasında Almanya, Hollanda ve diğer bazı üye ülkelerle yaşanan siyasi gerginlik ve AB’nin Türkiye’nin demokrasi, özgürlükler ve hukukun üstünlüğü alanlarında geriye gittiği yönündeki değerlendirmeleri süreci kilitlemiştir. Almanya hükümeti ayrıca, siyasi kriterlerin yanı sıra GB’ye aykırı ticaret engellerinin kaldırılmasını ön koşul olarak öne sürmüştür. Bu koşullar nedeniyle AB hâlen güncelleme konusunda adım atmamaktadır.
İşin dikkat çekici tarafı, başlangıçta AB’nin talep ettiği GB güncellemesinin son on yılda Türkiye’nin tek taraflı talebine, hatta üyelik hedefinin yerini alan asli bir hedefe dönüşmüş olmasıdır.
Güncellemenin gerekçeleri zayıfladı
Daha da önemlisi, ülkemizi güncellemenin gerektirdiği reform niteliğindeki politika değişikliklerine yönelten STA’lara erişim ve TTIP’e katılım gibi hedefler zaman içinde ortadan kalkmıştır. Üstelik Türkiye’nin korumacı bir dış ticaret politikasına yönelmesi, STA’lara bakışını da olumsuz yönde değiştirmiştir. Dolayısıyla, başlangıçtaki gerekçeler ve hedefler zaman içinde büyük ölçüde geçerliliğini yitirmiştir.
Peki, Gümrük Birliği’nin hangi vizyonla güncellenmesi gerekiyor? Bugün önemli bir hedef hâline gelen AB’nin “Made in Europe” uygulamasının bir parçası olmak, güncelleme için yeterli bir kaldıraç olabilir mi? Bunu bir sonraki yazımda ele alacağım.