SERKAN AKSÜYEK
Temeli 2011 yılı Mayıs ayında, bir ay sonra yapılacak genel seçimlerin hemen öncesinde atılan Çandarlı Limanı, geçen 15 yılda belirsizliğini koruyor. Dikkatli okurlarımız anımsayacaktır. Nasıl Bir Ekonomi’nin sayfalarında 2010 yılındaki planlama aşamasında yapılan bilimsel çalışmaların, bu limana ihtiyaç olmadığını ortaya koyduğunu belirtmiştim. (Bknz, 30 Aralık 2024) Ancak halk deyişiyle olmuşla ölmüşe çare yok. Bugünden sonra limanın milli ekonomiye nasıl ve ne şekilde kazandırılacağı tartışılmalı.
Aslına bakarsanız 2024 yılı Ocak ayında bu konuyla ilgili önemli bir gelişme yaşanmıştı. İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA), Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) ve Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) ortaklığında kamuoyu ve enerji sektörü paydaşlarıyla paylaşılan “Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Yol Haritası ve Sanayi Envanteri Tanıtım Toplantısı”nda İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban müjdeyi vermişti.
İKİ BUÇUK YILDIR NEDEN SES YOK?
Çandarlı Limanı projesinin, Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Santralleri’nin (DRES) üretim merkezi olacağını müjdeleyen Elban, Türkiye’nin enerji yoksulu bir ülke değil, “enerjiyi üretme yoksulu bir ülke” olduğunu belirtmişti. Elbette bu saptamaya hak vermemek mümkün değildi. Rüzgârında, güneşinde, jeotermalinde, biyokütlesinde ihtiyacının kat be kat fazlası saklı olan Türkiye; enerji üretiminin kabaca yarısını doğal gaz ve kömür gibi ithal ettiği kaynaklarla gerçekleştiriyor. Bir yarımada ülkesi olan Türkiye’nin, Denizüstü RES’lerin üretim merkezi olmaması mümkün değil. Türkiye’deki dört türbin kanadı fabrikasının tamamına, yedi kule fabrikasının dördüne, iki döküm tesisinden birisine ev sahipliği yapan İzmir’den söz ediyorum.
Ve altını çizerek ifade edelim: Rüzgâr endüstrisinde bu ölçekte kümelenen dünyada başka bir şehir yok. İzmir'de rüzgâr sanayisinde faaliyet gösteren firmalar, Türk rüzgâr endüstrisinin toplam cirosunun yüzde 85’ini oluşturuyor. Bu dev birikimin, Denizüstü RES’lerin üretimini yapması; daha da ötesinde İzmir’in Ege, Akdeniz ve Karadeniz havzasının üretim merkezi olması işten bile değil. Ancak bu büyük vizyon için hem İzmir’de hem de denizin kenarında konuşlanan bir üretim merkezine ihtiyaç var. İşte bu üretimin en uygun koşullarda yapılabileceği tek seçenek, 15 yıldır yılan hikâyesine dönüşen Çandarlı Limanı projesi…
İZKA 2022’DE RAPORLAŞTIRDI
Aslına bakarsanız, İzmir Kalkınma Ajansı’nın (İZKA) bu konuda çok özgün bir çalışması bulunuyordu. Türkiye’deki 26 kalkınma ajansı içinde en iyi çalışan ajanslar arasında başı çeken İZKA, “görevi olmamasına rağmen” Çandarlı Liman sahası ve hemen arkasında bulunan alanda “Temiz Enerji İhtisas Organize Sanayi Bölgesi” kurulması için 2022 yılında çok önemli bir doküman ve vaziyet planı hazırlamıştı. Ancak aradan geçen iki buçuk sene içerisinde ne sayınVali’den ne de ilgili bakanlıklardan bir ses işitilmedi. Oysa aynı toplantıda Vali Elban, Çandarlı Limanı’nın bu alanda ekipman üretimine odaklanması için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile çok ciddi bir çalışma içerisinde olduklarını vurgularken, sektör paydaşlarının da bu yönde büyük heyecan içerisinde olduklarını belirtmişti.
NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?
Okurlarımızın zihninde, “Denizüstü RES’ler neden bu kadar önemli?” sorusunun canlandığını görür gibiyim. Başta Kuzey Avrupa ülkeleri ve İngiltere olmak üzere pek çok gelişmiş ülke, 30 yılı aşkın süredir denizlerde esen rüzgârdan enerji üretiyor. Bu santrallere, sadece enerji üretimi gözüyle bakılmıyor. Denizlerdeki Münhasır Ekonomik Bölgelerin (MEB) sınırlarının genişletilmesinde, “milli güvenliği güçlendiren bir unsur” olması noktasına odaklanan stratejik bir bakış açısı da egemen.
AÇIK VE ŞAFFAF OLMALI
Temmuz ayı sonu itibarıyla tüm enerji kaynaklarının toplamında, 126 bin MW elektrik enerjisi kurulu gücüne sahip olan Türkiye, yerli ve temiz enerji üretiminde adeta varlık içerisinde yokluk çekiyor. Kaynaklarını tam olarak harekete geçirebilse, dört Türkiye’nin enerjisini üretebilecek, dışa bağımlılık zincirlerini kırabilecek, daha da ötesinde enerji ihracatçısı konumuna yükselebilecek bir ülkede yaşıyoruz. Kıt olan dövizimizi, kömür ve doğal gaz gibi hidrokarbon kaynakları ithal etmek ve bunları yakarak elektrik enerjisi üretmekten mutlu olmak… Akla ziyan çelişki yok mu burada?
Ezcümle… Geçen 15 yılda 150 milyon dolar (bugünkü kur seviyesi ile yaklaşık 7,5 milyar TL) harcanan Çandarlı Limanı projesinin akıbeti belli değil. Aklı başında herkesin üzerinde mutabık kaldığı nokta, bu alanın Denizüstü RES’lerin üretim ve ihracat merkezi olmasının en akılcı çözüm olduğu yönünde. Ancak açıklık ve şeffaflık ilkelerine uyum sağlamak koşulu ile. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yürütülen “Yerel Kalkınma Programı Teşvik Hamlesi” kapsamında desteklenen şirketlerin de bu açıklık ve şeffaflık içerisinde olmaları gerekiyor.
KARASAL RES’LERE GÖRE 10 KAT FAZLA İSTİHDAM
Denizüstü RES’lerin üretimi, 40’tan fazla sektöre sipariş veren dev bir üretim mekanizması ve tedarik zincirini besliyor. İstihdam boyutunda ise karada kurulu RES’lere göre on kat fazla istihdam sağlıyor. Türkiye’de deniz kıyısındaki şehirlerin, aynı zamanda yüksek seviyede elektrik tüketen ve sanayi gelişimi olan şehirler olması, DRES’lerin “tüketimin olduğu yerde üretim” ilkesine uygunluğunu da gösteriyor. İşin bir diğer boyutu ise DRES’lerin aynı zamanda Yeşil Hidrojen üretebilecek teknoloji ile kurgulanması… Tüm bu nedenlerle İzmir Valisi Süleyman Elban’ın müjdesini verdiği
BU COĞRAFYANIN LİDERİ OLABİLİRİZ
DRES’lerin kurulacakları bölgelerde rüzgâr enerji potansiyeli, deniz derinliği ve taban yapısı, kıyıya uzaklığı, çevresel ve sosyal faktörlere dikkat edilmesi gerekiyor. Ayrıca projelerin askeri yasak bölge ve eğitim-atış sahası içinde olmaması, deniz trafiğini engellememesi ve kıta sahanlığı açısından sorun teşkil etmemesi önem taşıyor. Türkiye’nin DRES’lerde sıfır noktasında olmasının nedenleri arasında; Karadeniz, Ege Denizi ve Akdeniz’in derin denizler olmaları geliyor. Ancak son yıllarda deniz derinliklerinden bağımsız olarak yüzer DRES’lerin kuruluyor olması, Türkiye’yi hem kendi denizlerinde hem de yakın coğrafyasında lider ülke yapma potansiyeline sahip.
