Reklam dünyasının önde gelen yöneticilerinden Kevin Roberts’ın 2005 yılında ortaya attığı “Lovemarks” kavramı zamanla tüm sektörler tarafından benimsendi. Türkçeye “Aşk Markası” olarak çevirebileceğimiz bu terim, her şeyden önce markanın tüketicileriyle kurduğu duygusal bağın önemini vurguluyordu. Kevin Roberts “Lovemark’”olmak isteyen kuruluşlara şu tavsiyede bulunuyordu; “İletişiminizde duygulara hitap edin, samimi bir yaklaşım benimseyin ve mutlaka gizemli olun.” Aradan yirmi yıl geçti. Ürün ve hizmetlerin birbirine benzediği, tüketicinin dikkatinin ve reklamlara olan ilgisinin azaldığı bir ortamda Kevin Roberts’ın formülü daha da anlamlı hale geldi.
27 Ocak 2026 tarihinde İstanbul Volkwagen Arena’daki konserinde Tarkan’a gösterilen olağanüstü ilgiye tanık olduğumda, aklıma Kevin Roberts’ın kitabı ve yorumları geldi.
Tarkan, Saat 9’da başlayan konsere girmek için iki saat öncesinde Ayazağa’da bir kilometreden daha uzun bir kuyrukta bekleyen, coşkuyla tüm şarkılara eşlik eden binlerce hayranına, nesil farkının ortadan kalktığı bir ortamda geçmişin güzel günlerini hatırlattı.
Ayrılmaya, parçalanmaya, bölünmeye ve sevgisizliğe karşı çıkanların sesi, nostaljinin yüzü ve güzel günlerin umudu oldu. Tarkan, sadece bir pop yıldızı değil, bir “aşk markası” olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
“Başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin”
Tarkan’ın başarısını “Lovemarks” kriterleri çerçevesinde analiz edersek, sanatçının başarısının gerisindeki formül kendiliğinden ortaya çıkıyor.
- Samimiyet: Tarkan tüm kariyeri boyunca güler yüzü, nezaketi, saygılı tavrı ve en önemlisi samimiyetiyle öne çıktı. “Başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin” sözleri bir anlamda onu iyi ifade eden bir “motto” oldu. Sahnede her zaman dinleyicisiyle çok sıcak bir iletişim kurdu. Onlara kendilerini değerli hissettiren bir yaklaşımı benimsedi, bunu da büyük bir içtenlikle yaptı.
- Duygulara ve duyulara hitap etmek: Tarkan, kariyerinin ilk günlerinden beri dansları, giysileri ve tüm hareketleriyle kendine özgün bir stil yarattı. Şarkılarıyla farklı nesillere erişmeyi başardı. Aşık olup duygulananlar da, dans etmek ve eğlenmek isteyenler de onda kendilerinden bir parça buldular. Aradan geçen 30 yılda, en eski şarkılarının bile etkisi azalmadı, tam tersine daha da arttı.
- Ortak payda yaratma yeteneği: Tarkan hızla değişen, sorunlarla boğuşan Türkiye’nin bir anlamda “Toplumsal hafızası ” oldu. Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Erol Evgin gibi güzel günleri hatırlatan bir sanatçı olarak hayata eşlik ettiği için çok seviliyor. Aşkı evrensel ama samimi bir dille anlatıyor. Acıda da, neşede de Tarkan’ın şarkıları dinleniyor.
- Anlaşılır bir dil: Tarkan’ın aşk markası olarak başarısının bir başka boyutu da kullandığı dil oldu. Şarkı sözlerinde büyük laflar, karmaşık benzetmeler, küfürler, saçma kafiyeler yer almadı. Sade, doğrudan ve duygusal bir tonla, “Öp”, “sev”, “gitme”, “kal”, “unutma” benzeri günlük sözcüklerde herkesi birleştirdi. Ortak duygular yarattı.
- Gizem: Tarkan aldığı Türk Sanat Müziği eğitiminin terbiyesini pop dünyasına da taşıdı. Polemiklerden ve kabalıktan her zaman uzak durdu. Konuştuğunda da hep güzel sözler söyledi. Gözlerinin içi güldü ve daima olumlu dilekler dile getirdi. Özel hayatını gözlerden uzaka yaşamayı seçti. Ailesini medyadan uzak tutmayı tercih etti. Dönem dönem büyük maddi bağışlar yaptı ancak hayırseverliğiyle gündeme gelmek istemedi.
- Yakınlık hissi: Öte yandan, hiçbir zaman “sadece sahnedeki yıldız” olmadı. Röportajlarında, duruşunda, hatta sessizliğinde bile insanlara tanıdık gelen bir taraf vardı. Gizemlilikle açıklığın dengesini mükemmel bir biçimde dengeledi. Tarkan dinleyicileriyle arasında mesafe koymadı. Daima mesafeyi değil, bağı büyüttü.
- Sadakat: Marka sadakati için, önce markanın sadık ve vefalı olması gerekir. Tarkan vefalı tavrıyla da dikkat çeken bir sanatçıdır. Çevresindekilere değer verir ve ekip çalışmasını önemser. 20-25 yıldır orkestrasındaki kadronun büyük ölçüde aynı kalması, onun uyum yeteneğinin en somut göstergesidir.
Duygusal mirasımızın yüzü
Bazı sanatçılar zamanla eskir, kimisi sadece kendi kuşağıyla sınırlı olur. Bazıları da Tarkan gibi zamana direnir. Tarkan’ın en güçlü yönlerinden biri toplumsal hafızamızdaki yeridir. İlk aşklar, ayrılıklar, düğünler, yolculuklar, yaz tatilleri… Türkiye’de milyonlarca insanın hayat hikayesinde bir Tarkan şarkısı mutlaka vardır. Bu, klasik marka sadakatinin ötesinde, duygusal miras yaratmak demektir.
Bir markanın aşk markasına dönüşmesi için farklı ruh hâllerine hitap edebilmesi ve insanların kendini yakın hissetmesini sağlaması gerekir. Tarkan’ın markası da tam olarak bunu yapar. Tüm, duyguları kapsar. Mutluyken de dinlenir, mutsuzken de. aşıkken de eşlik eder, aşk bittiğinde de. Tarkan’ın müziği duygulardan kaçmayı değil, duyguları en derinliğine kadar yaşamaya davet eder.
Ben 27 Ocak’taki konserde buna tanık oldum. Tarkan sevginin dili oldu. Sanat hayatına başladığında doğmamış olan binlerce genç de, onunla yaşlanmış olanlar da birlikte duygulandılar. Tarkan, insanları birbirine bağladı. Türkiye’ye aşkı, neşeyi ve birlikte olmanın güzelliğini hatırlattı.
Tebrikler...
Projenin sahne tasarımını yapan Can Besbelli ve Hitt Prodüksiyon harika bir şova imza atmışlar.
Muhteşem orkestraya da tebrikler; Elektrik gitarda Can Şengün, bas gitarda Alp Ersönmez, davulda Volkan Öktem, akustik gitarda Ayhan Günyıl ile Ateş Berker Öngören, klavyede Serhat Ersöz ve Matthew Erdem, klarnette Göksun Çavdar, udda Özdemir Güz ve vokallerde Faruk Emre Kürklüoğlu ile Ozan Öztürk.