Geçen hafta ABD Delta Kuvvetleri’nden bazı birliklerin Irak’ın İran sınırına konuşlandığına ilişkin haberler sızdı bile.
ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu derdest etmesinden sonra sırada kim var?
İlk akla gelen İran. Nitekim İran’daki sokak protestoları, ABD Başkanı Trump’ın Molla rejimine yönelik “protestocuları öldürürseniz, biz de sizi vururuz” çıkışı önemli.
Ancak ABD’nin, İsrail ile İran arasında geçen yıl yaşanan ve 12 gün süren karşılıklı saldırılara benzer bir hazırlığa -henüz- girişmediği de ortada:
12 gün savaşının başladığı Haziran 2025’te ABD’nin İsrail’e destek sağlamak üzere Ortadoğu’da iki uçak gemisi vardı.
Oysa bugün ABD’nin tüm uçak gemileri kendi kıyılarına yakın bölgelerde; ABD’nin toplamda 11 olan uçak gemilerinin yaklaşık yarısı limanlara çekilip, tamirat ve bakım altında. Şu anda aktif görevde olan Theodore Roosevelt ve Abraham Lincoln uçak gemileri Güney Pasifik’te, George Washington Hint okyanusunda, Gerald Ford Karayiplerde’de konuşlu. Dolayısıyla yakın zamanda ABD destekli bir İsrail saldırısı pek olası değil gibi.
Ancak elbette, Venezuela’da yapıldığı gibi İran’da bazı nokta operasyonlar yapılma şansı her zaman var. Daha geçen hafta ABD Delta Kuvvetleri’nden bazı birliklerin Irak’ın İran sınırına konuşlandığına ilişkin haberler sızdı bile.
Bu çerçevede, ABD ve İsrail’in doğrudan İran’ı hedef almadan önce iç karışıklıkların doruğa çıkmasını beklediklerini düşünmek mümkün.
İran’da protestoların ilk günlerinde rejim oldukça sakindi. Ancak geçen hafta itibarıyla yoğunlaşan protestolarla mücadele için tüm ülkede internet, hatta telefon kesintileri gibi önlemler başlamış görünüyor. Yine de bölgeden bilgi veren kaynaklar, sosyal medyada iddia edildiği kadar yıkıcı bir protesto dalgasının -henüz- ortaya çıkmadığına dikkat çekiyorlar.
İran meselesinde Türkiye’nin durduğu yer ise, “komşuda çıkacak kaosa karşı duruş” olarak özetlenebilir. Sosyal medyada yayılan, Türkiye’nin İran’a, ülkeye dışarıdan giriş yapan ve amaçları protestoları büyütmek olan gruplara karşı istihbarat sağladığına ilişkin paylaşımlar ise tehlikeli; Bunları da İsrail’in ABD-Türkiye ilişkilerinde gedik açmak için kullanabileceği bir propaganda malzemesi olarak okumak mümkün.
Barrack, “Kürt haklarından” bahsetmeye başladı
Suriye’de ise Halep’teki çatışmalar, PKK terör örgütünün Suriye uzantısı olan PYD-YPG silahlı birliklerinin bu kentten çekilmesi ile sona ermiş görünüyor. ABD’nin Halep’te yaşananlara fazla ses çıkarmadığı bir gerçek.
Ancak Başkan Trump’ın Suriye özel temsilcisi Tom Barrack’ın yaptığı son açıklamalar, çatışmaların Fırat’ın doğusuna yönelmesine karşı ABD’nin kalın bir itiraz çizgisi çektiğini gösteriyor. PYD-YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) ABD’nin “ortağı” olarak bahseden Barrack, ilk kez “Kürt haklarından” da bahsetti.
Açıklamanın sonundaki şu cümleler, özellikle de “komşu ülkelere” yapılan atıf da kritik önemde: “Eşitlik, adalet ve fırsatın tüm vatandaşlarına sağlandığı, komşuları ile ve kendi içinde, birleşik ve egemen bir Suriye hedefi yerli yerinde duruyor. Suriye’nin komşuları ve uluslararası topluma bu vizyonu desteklemeleri, bu vizyonun gerçekleşmesi için gerekli destek ve işbirliğini sağlamaları çağrısında bulunuyoruz.”
Barrack’ın açıklaması Fırat’ın doğusunda PYD-YPG odaklı bir oluşuma yeşil ışık anlamına gelebilir.
Ankara’nın dikkatle izlemesi gereken bir süreç bu.