İSO Yeşil Gündem Sohbetleri’nin 17’ncisinde suyun geleceği masaya yatırıldı. Ortaya çıkan tablo net: Su artık yalnızca çevre gündeminin değil; sanayinin, tarımın, kentlerin ve rekabet gücünün merkezindeki başlıklardan biri.
İstanbul Sanayi Odası’nın Yeşil Gündem Sohbetleri serisinin 17’ncisi, “Suyun Geleceği ve Sürdürülebilir Üretim” başlığıyla gerçekleştirildi. İSO Yönetim Kurulu Üyesi ve Sürdürülebilirlik Platformu Başkanı Sultan Tepe’nin ev sahipliğinde düzenlenen etkinliğin konuk konuşmacısı, Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürü Afire Sever oldu. Moderatörlüğünü üstlendiğim panelde ise farklı alanlardan uzmanlar, suyu çevresel bir sorun olmanın ötesinde ekonomik, stratejik ve toplumsal bir kırılma hattı olarak ele aldı.
Doğru teknoloji ve izleme ile sanayide yüzde 50 su tasarrufu mümkün
Toplantının açılışını yapan Sultan Tepe, suyun ekonomik kalkınma, toplumsal refah ve sanayi üretiminin temel unsurlarından biri olduğunu vurguladı. İklim değişikliği, nüfus artışı ve kontrolsüz tüketimin su kaynakları üzerindeki baskıyı giderek artırdığını söyleyen Tepe, küresel su krizinin artık rakamlarla daha da çarpıcı hale geldiğine dikkat çekti. Öyle ki, Birleşmiş Milletler verilerine göre 2,2 milyar insan güvenli içme suyuna erişemiyor, 3,5 milyar insan güvenli sanitasyon hizmetlerinden yoksun yaşıyor. Türkiye’de kişi başına düşen su miktarının yakın gelecekte 1000 metreküp seviyelerine gerileyecek olması da riskin ne kadar yaklaştığını gösteriyor. Tepe, sanayide doğru teknoloji ve izleme sistemleriyle yüzde 50’ye varan su tasarrufunun mümkün olduğunu da hatırlattı.
“Kriz yönetiminden risk yönetimine geçmek zorundayız”
Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürü Afire Sever’in konuşması ise su krizinin teknik bir başlıktan çok daha fazlası olduğunu ortaya koydu. Sever, iklim değişikliğinin en sert etkisinin su kaynakları üzerinde görüldüğünü; Türkiye’nin de hem miktar hem kalite açısından ciddi risklerle karşı karşıya olduğunu söyledi. Organize sanayi bölgelerinden tarımsal üretime kadar her alanda “suya göre planlama” yapılması gerektiğini vurgulayan Sever, atık suyun yeniden kullanımı, yağmur suyu hasadı ve dijital yönetim sistemlerinin artık ertelenemeyecek araçlar olduğunu belirtti. En dikkat çekici cümlesi ise şuydu: “Kriz yönetiminden risk yönetimine geçmek zorundayız.”
İklim bilimi su politikalarıyla birlikte düşünülmeli
Panelde ise suyun yalnızca doğa ile ilgili değil; planlama, sanayi, veri, teknoloji, kamu politikası ve şirket stratejisiyle doğrudan ilgili olduğu daha net biçimde ortaya kondu. İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nden Prof. Dr. Ömer Lütfi Şen, konunun iklim boyutunu değerlendirdi. Yağış rejimlerindeki düzensizlik, artan kuraklık ve taşkın riskleriyle birlikte su yönetiminin daha kırılgan bir hale geldiğini ifade eden Şen, bu çerçevede iklim biliminin su politikalarıyla birlikte düşünülmesi gerektiği mesajını verdi.
İO Çevre Çözümleri Yönetici Ortağı Prof. Dr. Erdem Görgün’ün temsil ettiği eksen, su yönetiminin çevresel altyapı ve sistem tasarımı boyutuydu. Tartışmanın bu ayağında, suyun yalnızca temin edilmesi değil; arıtılması, geri kazanılması, yeniden kullanılması ve endüstriyel süreçlerle entegre biçimde ele alınması gerektiği fikri öne çıktı.
Sadece daha az değil, daha akıllı tüketim
Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü Su Verimliliği Daire Başkanı Aslıhan Korkmaz’ın temsil ettiği eksen ise verimlilik oldu. Panelde suyun etkin kullanımının artık tercihten çok zorunluluk haline geldiği vurgulandı. Özellikle üretim süreçlerinde ölçüm, izleme ve kayıp-kaçakların azaltılması; sanayi ve tarımda verimliliğin en kritik parametrelerinden biri konumunda. Bu yaklaşım, su yönetimini yalnızca daha az tüketmek olarak değil; aynı üretimi daha az suyla, daha akıllı sistemlerle ve daha yüksek izlenebilirlikle yapabilmek olarak tanımlıyor.
Ortak sorumluluk ve uzun vadeli planlama gerekiyor
Türkiye Su Enstitüsü Politika Geliştirme Koordinatörü Dr. Tuğba Evrim Maden’in bulunduğu hat ise politika geliştirme ve yönetişim boyutuydu. Suya dair kararların kentleşmeden tarıma, sanayiden ticarete kadar pek çok alanı etkilediğine dikkat çeken Maden, konunun artık dar bir kamu politikası alanı olmaktan çıkıp kalkınma modelinin parçası haline geldiğini, bu nedenle su yönetiminde dağınık uygulamalar yerine bütünleşik çerçeveler gerektiğini ifade etti.
Ülker Bisküvi Sürdürülebilirlik Direktörü Ahmet Burak Başpınar, sanayi açısından suyun artık yalnızca bir maliyet kalemi değil, doğrudan bir risk ve rekabet unsuru olduğuna dikkat çekti. Başpınar’a göre üretimin sürekliliği, yatırım kararları ve ihracat süreçleri giderek daha fazla su yönetimi performansına bağlı hale geliyor. Suyu iyi yöneten şirket yalnızca çevresel açıdan değil, ticari açıdan da daha güçlü bir pozisyona yerleşiyor.
Blueit Su Yönetimi Platformu Kurucu Ortağı Hülya Tomak’ın bulunduğu eksen ise teknolojiydi. Panelde dijital izleme sistemleri, veri temelli yönetim, geri kazanım uygulamaları ve döngüsel kullanım modelleri, su krizine karşı en somut araçlar arasında sayıldı. Su meselesi çoğu zaman yalnızca kuraklık ya da altyapı yetersizliği üzerinden konuşulsa da, veriyle desteklenmeyen, gerçek zamanlı izlenmeyen ve teknolojiyle güçlendirilmeyen bir su yönetiminin sürdürülebilir olması giderek zorlaşıyor.
Geleceğin değil, bugünün yönetim sınavı
Su yönetimi artık yalnızca çevrecilerin ya da uzman bürokrasinin konuştuğu bir alan değil; sanayicinin, yatırımcının, belediyenin, çiftçinin ve tüketicinin ortak gündemi. Ve su krizi geleceğinin meselesi değil, bugünün yönetim sınavı. Ve bu sınav yalnızca ne kadar suyumuz kaldığıyla değil, elimizdeki suyu ne kadar akıllı, adil ve verimli yönettiğimizle ilgili. İSO’daki buluşma, bu yüzden sadece bir farkındalık toplantısı değil; Türkiye’nin üretim modelini, kalkınma yaklaşımını ve rekabet eşiğini yeniden düşünmesi gerektiğini hatırlatan güçlü bir uyarı niteliği taşıyor.
3 temel mesaj
- Türkiye su stresi altındaki bir ülke ve bu gerçek artık ertelenebilir değil.
- İklim değişikliği su meselesini daha karmaşık ve daha kırılgan hale getiriyor.
- Su, üretim ve rekabet gücü açısından yeni dönemin belirleyici göstergelerinden biri haline geliyor.