Marsh Türkiye, Doğu Akdeniz ve Hazar Bölgesi CEO’su Tarık Serpil’e göre, yeni risk çağında şirketlerin en büyük sınavı tedarik zincirini, belirsizliği ve çoklu krizleri rakiplerinden daha iyi yönetebilmek.
“İki adam Afrika’da savanada yürüyor. Bir çıta onları kovalamaya başlıyor. Adamlardan biri hemen spor ayakkabılarını giyiyor. Diğeri, “Çıtadan hızlı mı koşacaksın?” diye soruyor. Öbürü şu cevabı veri yor: “Senden hızlı koşsam yeterli.”
Marsh Türkiye, Doğu Akdeniz ve Hazar Bölgesi Üst Yöneticisi CEO’su Tarık Serpil’in risk yönetimini anlatırken verdiği bu örnek, aslında bugünün iş dünyasının içine girdiği yeni dönemi çok iyi özetliyor. Çünkü artık mesele bütün riskleri ortadan kaldırmak değil; aynı belirsizlik ortamında rakiplerden daha hazırlıklı, daha esnek ve daha dayanıklı olabilmek.
Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Riskler 2026 Raporu da tam olarak bu zemine işaret ediyor. Rapora göre 2026 risk görünümünün tanımlayıcı teması belirsizlik.
Jeoekonomik gerilimler, dezenformasyon, toplumsal kutuplaşma, iklim krizi ve teknolojik kırılmalar artık ayrı ayrı değil; birbirini tetikleyen ve hızlandıran bir risk ağı içinde ilerliyor. Kısa vadede jeoekonomik çatışmalar öne çıkarken, uzun vadede aşırı hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü gibi çevresel riskler en ağır başlıklar arasında yer alıyor.
Bu nedenle kurumlar için risk yönetimi artık hasar gerçekleştikten sonra devreye giren bir mekanizma değil; belirsizliği öngörmeye, kırılganlıkları azaltmaya ve çoklu krizlere karşı rekabet avantajı yaratmaya çalışan stratejik bir yönetim alanı.
Marsh Türkiye, Doğu Akdeniz ve Hazar Bölgesi Üst Yöneticisi (CEO) Tarık Serpil ile bu yeni dönemin en kritik sorularına odaklandık:
Plansız şirketler yeni risk çağında yolda kalacak
Tarık Serpil’e göre bugün şirketlerin karşı karşıya olduğu en büyük risklerden biri tedarik zincirinde yaşanan kırılmalar. Jeopolitik gerilimler, savaşlar, enerji fiyatları, navlun maliyetleri ve sigorta fiyatlarındaki artışlar şirketlerin operasyonel sürekliliğini doğrudan etkiliyor.
“Bizzat kafanıza bomba düşmediği sürece en büyük risk tedarik zinciri” diyen Serpil, “Maliyetler artıyor, navlunlar artıyor, yakıt fiyatları artıyor, sigorta fiyatları artıyor. Mutlaka bunun sosyal ve ekonomik yansımaları da olacak. Bizi de etkileyecek” diyor.
Bu yeni dönemde meselenin sadece riski görmek değil, rekabet avantajını koruyacak şekilde yönetebilmek olduğunu vurgulayan Serpil, “Rakibinizden iyi olmak gerekiyor. Tedarik riskini en yakındakinden daha iyi yönetebiliyorsanız ilerliyorsunuz. Bu da planlamakla oluyor. Biz ülke olarak bunu pek sevmiyoruz ama planlamak çok önemli” değerlendirmesini yapıyor.
Ev yanarken eşyaların yerini değiştirmezseniz, yangını söndürürsünüz
Küresel ekonomide yaşanan dönüşümlerin çevre ve sürdürülebilirlik çabalarını da etkilediğini belirten Serpil, varoluşsal risklerin şirketlerin önceliklerini değiştirebildiğini söylüyor:
“Varoluşsal sebepler, çevre ve sürdürülebilirlik çabalarını da köstekliyor. Eviniz yanıyorken mobilyanın yerini değiştirmezsiniz, önce yangını söndürürsünüz. Yaşanan her şeyi zamanla normalleştirme eğilimindeyiz. Petrol fiyatlarının yükselmesi, dünya ekonomisindeki durgunluk, savaşlar ve jeopolitik gerilimler artık birbirinden kopuk değil; risk algısını ve şirket stratejilerini aynı anda dönüştürüyor. Önümüzdeki dönemde sürekli aksaklıklar olmaya devam edecek. Şirketlerin artık kesintisiz ve öngörülebilir bir dünya varsayımıyla hareket etme şansı yok.
”Pandemiden sonra sigorta ve risk yönetimi önem kazandı. Eskiden gıda zincirinin son halkasındaydık. Bugün ise özellikle savaş, el koyma, terör, doğal afet ve politik risk teminatları giderek daha fazla önem kazanıyor. Bugün iş dünyasının karşı karşıya olduğu riskler sadece ekonomik değil; aynı zamanda jeopolitik, teknolojik ve toplumsal. Bu nedenle sigorta sektörünün de yalnızca poliçe satan bir yapı olmaktan çıkıp, şirketlerin sürekliliğine katkı sağlayan özgün çözümler üretmesi gerekiyor.”
Risk haritasını değiştiren başlıklardan biri yapay zekâ
Serpil’e göre bugünkü risk haritasını değiştiren başlıklardan biri de yapay zekâ. Yapay zekâyı “doğal döngüyü bozan” unsurlardan biri olarak tanımlayan Serpil, “Yapay zekâ konusunda her ne oluyorsa, Çin Avrupa’dan iyi. Avrupa’nın vatandaşına iyi davranma gibi bir kaygısı var. Çin ise öncelikle büyüme derdinde” diyor.
Serpil’e göre bu tablo yalnızca teknolojik bir rekabeti değil, aynı zamanda değerler, büyüme modeli ve insan kaynağı açısından da yeni bir ayrışmayı gösteriyor. “Bir yandan her şey insan, bir yandan insana gerek yok” diyen Serpil, insan kaynağının geleceğine ilişkin de dikkat çekici bir değerlendirme yapıyor: “İnsan gücü en rahat yaşayabileceği yerde yaşamak istiyor. O nedenle beyin göçü yaşanıyor. Ekonomi büyümediği için mevcut kaynak mevcuda yetiyor; şu an her şey yavaş. Ama ekonomi yeniden hızlandığında insan ihtiyacı da artacak.”
Dayanıklılık sadece ayağa kalkmak değil, önceden hazırlanmak
Röportajın en kritik kavramlarından biri ise dayanıklılık. Serpil’e göre dayanıklılığın psikolojik bir boyutu var: Kaybettiğinizde yeniden ayağa kalkabilmek. Serpil, Türkiye’nin bu konuda güçlü bir kası olduğunu düşünüyor. Dayanıklılığın diğer boyutu ise planlama. Türkiye’nin en güçlü olmadığı alan da burası. Serpil, planlama bizim en güçlü kasımız değil. Anlık akıl becerimizin yetmeyeceği sorunlarla karşılaşma olasılığımız çok güçlü” diyor. Bu sözler, yeni risk çağının belki de en temel dersini özetliyor: Krizlere karşı hızlı refleks göstermek artık tek başına yeterli değil. Şirketlerin, ülkelerin ve kurumların çoklu krizleri önceden düşünmesi, senaryoları test etmesi ve yalnızca bugünü değil, beklenmeyeni de yönetebilecek bir dayanıklılık mimarisi kurması gerekiyor.
Türkiye’nin avantajı: Arsanın yeri iyi
“Türkiye, bütün bu kırılganlıklar içinde avantajlı bir konuma sahip. Hem bulunduğu yer itibarıyla, hem de herkesle iyi ilişkileri nedeniyle iyi durumda. Arsanın yeri iyi” diyen Serpil, bu avantajın doğru değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor: “Türkiye ucuz iş gücü ülkesiydi, artık değil. Ucuz iş gücü gerektiren işleri yapacak ülke de değil. Örneğin tekstil sektörü zarar görecek. Türkiye’nin güçlü olduğu alanları daha stratejik biçimde büyütmesi gerekiyor. Müteahhitlik, üretim, turizm ve savunma sanayi bu alanların başında geliyor. Dünya büyürken müteahhitlik işlerimiz büyüyecek. Üretim sadece ucuz iş gücü ile değil, birikimle oluyor. Bizim iyi işçilerimiz, ustalarımız var. Klasik üretim endüstrisinde de büyüyeceğiz. Turizmde ise kendimizi yeterince kıymetlendiremedik. Bunu daha iyi yapmamız gerekiyor.”
KOBİ’ler için sağlık sigortasında yeni çözümler
Tarık Serpil, kurumsal sağlık sigortasının yaygınlaştırılması yönünde de yeni çözümler geliştirdiklerini belirtiyor. Özellikle 100’den az çalışanı olan şirketlere yönelik özel sağlık ve tamamlayıcı sağlık sigortası çözümlerine odaklandıklarını ifade ediyor: “Kurumsalda sağlık sigortasını yaygınlaştıracağız. KOBİ’ye indireceğimiz bir çözüm oluşturduk. 100’den az çalışanı olan şirketler için özel sağlık ve tamamlayıcı sağlık çözümleri sunuyoruz.”
