Türkiye’de yenilenebilir kaynakların elektrik üretimindeki payı 2026’nın ilk beş ayında yüzde 61’e çıkarak son 26 yılın rekorunu kırdı. Toptan elektrik fiyatlarındaki düşüş, hanelere uygulanan devlet desteğini 746 milyon dolar azalttı.
Türkiye’de 2026’nın ilk beş ayında yaşanan tablo, yenilenebilir enerjinin yalnızca karbon emisyonlarını azaltan bir araç olmadığını; aynı zamanda kamu bütçesini, hane halkı faturalarını ve enerji güvenliğini doğrudan etkileyen stratejik bir ekonomik unsur olduğunu gösterdi.
Ember’in yeni analizine göre Türkiye, 2026’nın ilk beş ayında elektrik üretiminde son 26 yılın en yüksek yenilenebilir enerji payına ulaştı. Yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 32 artarak 87 TWh’ye çıktı. Böylece yenilenebilir kaynakların toplam elektrik üretimindeki payı yüzde 61’e ulaştı. Bu yalnızca teknik bir rekor değil; enerji ekonomisinin nasıl değiştiğini gösteren çok önemli bir eşik. Yenilenebilir kaynakların üretimdeki payı arttıkça, fosil yakıtlara dayalı pahalı üretimin sistem üzerindeki belirleyici etkisi azalıyor. 2026’nın ilk beş ayında yaşanan da bu oldu. Toptan elektrik fiyatları geçen yılın aynı dönemine göre reel dolar bazında yüzde 48 geriledi. Nisan ve Mayıs aylarında ise yenilenebilir enerjinin etkisi daha da görünür hale geldi. Nisan ayında yenilenebilir kaynakların üretimdeki payı yüzde 71’e, Mayıs ayında ise yüzde 73’e çıkarak yeni bir rekora ulaştı. Bunun sonucunda Mayıs 2026’da toptan elektrik fiyatları, Gün Öncesi Piyasası’nın kurulduğu 2011’den bu yana en düşük seviyesine indi.
Bu düşüşün kamu bütçesine yansıması oldukça çarpıcı. Covid-19 sonrası artan enerji talebi ve Rusya-Ukrayna savaşının yarattığı arz güvenliği endişeleri, fosil yakıt fiyatlarını yükseltmiş ve Haziran 2021’den itibaren toptan elektrik fiyatları mesken tarifesinin üzerine çıkmıştı. Hanelerin bu artıştan doğrudan etkilenmemesi için aradaki fark devlet tarafından karşılanmaya başlamıştı. Başka bir ifadeyle, yüksek fosil yakıt maliyeti elektrik faturalarına değil, kamu bütçesine yazılmıştı.
2026’nın ilk beş ayında ise yenilenebilir üretimdeki rekor artış bu tabloyu tersine çevirdi. Toptan elektrik fiyatlarındaki düşüş sayesinde hanelerin elektrik faturalarına uygulanan devlet desteği geçen yılın aynı dönemine göre 746 milyon dolar azaldı. Toplam sübvansiyon harcaması yüzde 43 düşerek 1,15 milyar dolar seviyesine indi. Bu gerilemenin yüzde 77’si doğrudan toptan elektrik fiyatlarındaki düşüşten kaynaklandı.
Enerji politikası aynı zamanda maliye ve sanayi politikası
Özetle; yenilenebilir enerji artık yalnızca “temiz” olduğu için değil, daha ucuz ve daha öngörülebilir olduğu için de kritik. Fosil yakıtlara bağımlı bir sistemde fiyatları petrol, doğalgaz, kömür piyasaları ve jeopolitik krizler belirliyor. Yenilenebilir ağırlıklı bir sistemde ise yerli kaynakların payı artıyor, dışa bağımlılık azalıyor, fiyat dalgalanmaları sınırlanıyor. Bu da enerji politikasını aynı zamanda maliye politikası, sanayi politikası ve sosyal politika haline getiriyor.
Fakat bu yılki rekorun arkasında çok güçlü bir hidroelektrik etkisi var. 2026’nın ilk beş ayında hidroelektrik üretimi geçen yıla göre yüzde 60 artarak 46 TWh’ye ulaştı. Bu, yılın ilk beş ayları içinde tüm zamanların en yüksek hidroelektrik üretimi anlamına geliyor. Fakat, Ember Analisti Çağlar Çeliköz’ün de dikkat çektiği gibi, kuraklık nedeniyle hidroelektrik üretiminde yaşanabilecek bir gerileme, bu ekonomik kazanımları kolayca tersine çevirebilir.
Rüzgar, güneş, depolama ve çatı GES
Dolayısıyla yenilenebilir enerji başarısının yapısal bir dönüşümün başlangıcı olup olmayacağının cevabı rüzgâr ve güneş yatırımlarının hızında saklı. Türkiye’nin depolamalı rüzgâr ve güneş santrallerindeki 33 GW’lık proje stoğunu hızla hayata geçirmesi gerekiyor. En az 8 GW’lık hibrit güneş santrali potansiyeli de aynı şekilde bekletilmemeli. Bir diğer kritik başlık ise çatı GES. Türkiye’nin 120 GW’lık çatı güneşi potansiyeli, yalnızca enerji üretimi açısından değil, tüketimin yerinde karşılanması ve şebeke üzerindeki yükün azalması açısından da büyük önem taşıyor. Rapora göre, Türkiye’nin önündeki fırsat çok net: Rekor yağışların sağladığı geçici avantajı, rüzgâr, güneş, depolama ve çatı GES ile kalıcı bir yapısal kazanıma dönüştürmek. Aksi halde bugün tasarruf diye yazdığımız 746 milyon dolar, yarın yeniden sübvansiyon yükü olarak karşımıza çıkabilir.