Türkiye, sahip olduğu coğrafi konum, iklim koşulları ve gelişen marina altyapısı sayesinde Akdeniz’in önemli yat turizmi destinasyonlarından biri hâline gelmiştir. Son yıllarda marina yatırımlarındaki artış ve yat turizminin gelişmesiyle birlikte marina işletmeleri yalnızca bağlama hizmeti sunan ticari işletmeler olmaktan çıkmış; deniz emniyetinin sağlanması, çevrenin korunması, yangın güvenliği ve deniz turizminin sürdürülebilirliği açısından da önemli sorumluluklar üstlenmiştir.
Bununla birlikte marina işletmeleri uygulamada; marina alacaklarının özellikle yabancı uyruklu tekne sahiplerinden tahsilinde yaşanan güçlükler, tekne sigortalarının yetersizliği, üçüncü şahıs mali mesuliyet sigortasına ilişkin uygulama sorunları, sigorta poliçelerinin doğrulanamaması ve belirli yaş üzerindeki teknelerin sigortalanmasında karşılaşılan güçlükler nedeniyle önemli hukuki ve idari sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır.
Özellikle Türkiye’de yerleşik olmayan yabancı uyruklu tekne sahiplerinin marina borçlarını ödemeden ülkeyi terk etmeleri hâlinde alacakların tahsil edilmesi güçleşmekte; mevcut hukuki mekanizmalar ise marina işletmeleri açısından hem uzun hem de yüksek maliyetli süreçlere dönüşebilmektedir.
Marina alacaklarının tahsilinde türkiye’de yerleşik olmayan yabancı uyruklu tekne sahipleri bakımından yaşanan sorunlar
Marina işletmeleri açısından uygulamada en fazla sorun yaşanan konulardan biri, Türkiye’de yerleşik olmayan yabancı uyruklu tekne sahiplerinin marina borçlarını ödemeden Türkiye’den ayrılmaları sonrasında alacakların tahsilinde karşılaşılan güçlüklerdir.
Türkiye’de yerleşik tekne sahipleri bakımından genel hükümlere göre icra takibi yapılabilmekte ve alacakların tahsili için mevcut hukuki yollar işletilebilmektedir. Buna karşılık Türkiye’de yerleşik olmayan yabancı uyruklu tekne sahiplerinin ülkeden ayrılmaları hâlinde tebligat işlemlerinin yürütülmesi, yabancı ülkelerde alacak takibi yapılması ve gerektiğinde mahkeme kararlarının tanınması veya tenfizi hem uzun zaman almakta hem de marina işletmeleri açısından ciddi maliyetler doğurmaktadır.
Mevcut uygulamada marina işletmeleri, marina alacaklarını güvence altına alabilmek amacıyla çoğu zaman ihtiyati tedbir kararı almak zorunda kalmaktadır. Ancak ihtiyati tedbir kararları için ödenmesi gereken harçlar, yatırılması gereken teminatlar ve diğer yargılama giderleri, özellikle alacağın miktarıyla kıyaslandığında önemli bir ekonomik yük oluşturmaktadır.
Bu nedenle birçok marina işletmesi hukuki sürecin maliyetini gözeterek ihtiyati tedbir yoluna başvurmaktan vazgeçebilmekte ve bunun sonucunda marina alacakları tahsil edilemeden Türkiye’de yerleşik olmayan yabancı uyruklu tekne sahiplerinin ülkeden ayrılması mümkün olabilmektedir.
Bu durum, marina işletmelerinin mali sürdürülebilirliğini olumsuz etkilemekte ve mevcut hukuki koruma mekanizmalarının uygulamada yetersiz kaldığını göstermektedir.¹
Marina işletmesi tarafından düzenlenecek “Borcu Bulunmadığına Dair Yazı” önerisi marina alacaklarının daha etkin korunabilmesi amacıyla, yalnızca Türkiye’de yerleşik olmayan yabancı uyruklu tekne sahipleri bakımından idari nitelikte tamamlayıcı bir güvence mekanizmasının oluşturulması değerlendirilebilir. Bu kapsamda, marina veya liman çıkışına ilişkin belirli idari işlemler sırasında marina işletmesi tarafından düzenlenecek borcu bulunmadığına dair yazının ibraz edilmesi zorunlu tutulabilir.
Söz konusu yazı, tekne sahibinin ilgili marina işletmesine karşı bağlama ücretleri, hizmet bedelleri ve diğer marina alacakları bakımından vadesi gelmiş herhangi bir borcunun bulunmadığını gösteren resmî bir yazı niteliğinde düzenlenebilir.
Bunun amacı, Türkiye’de yerleşik olmayan yabancı uyruklu tekne sahiplerinin marina borçlarını ödemeden Türkiye’den ayrılmalarını önlemek suretiyle marina işletmelerinin alacaklarını güvence altına almak değil; kesinleşmiş marina alacaklarının korunmasına yönelik idari bir kontrol mekanizması oluşturmaktır. Böyle bir uygulama, yüksek maliyetli ihtiyati tedbir süreçlerine duyulan ihtiyacı azaltabileceği gibi, marina işletmeleri ile tekne sahipleri arasındaki hukuki güvenliği de artıracaktır.
Üçüncü şahıs mali mesuliyet sigortasının önemi
Marina işletmeleri bakımından en önemli sigorta türü üçüncü şahıs mali mesuliyet sigortasıdır (Third Party Liability Insurance).
Marina içerisinde teknede meydana gelebilecek yangın, patlama, batma, yakıt veya sintine kaynaklı çevre kirliliği, çarpışma ya da komşu teknelere verilebilecek zararlar çok yüksek tutarlı maddi kayıplara neden olabilmektedir.
Bu nedenle uluslararası marina uygulamalarında üçüncü şahıs mali mesuliyet sigortası, marina bağlama sözleşmelerinin temel şartlarından biri olarak kabul edilmektedir.²
Buna rağmen uygulamada bazı teknelerin yetersiz teminat limitleriyle sigortalandığı, bazılarının ise geçerli üçüncü şahıs mali mesuliyet sigortası bulunmaksızın marina hizmetlerinden yararlandığı görülmektedir.
Özellikle marina içerisinde meydana gelebilecek büyük çaplı bir yangın veya çevre kirliliği olayında, yetersiz teminatlı poliçeler hem tekne sahiplerini hem de marina işletmelerini ciddi hukuki ve mali risklerle karşı karşıya bırakmaktadır.
Sigorta poliçelerinin doğrulanamaması ve merkezi doğrulama sistemi ihtiyacı
Marinaların uygulamada karşılaştığı en önemli sorunlardan biri de tekne sigortalarının doğrulanmasına yönelik merkezi bir sistemin bulunmamasıdır.
Tekne sahipleri marina yönetimlerine sigorta poliçelerini ibraz etmekte; ancak marina işletmeleri mevcut durumda poliçenin yürürlükte olup olmadığını, iptal edilip edilmediğini veya üçüncü şahıs mali mesuliyet teminatını içerip içermediğini bağımsız olarak doğrulayamamaktadır.
Bu sorun yalnızca Türkiye’de düzenlenen poliçeler bakımından değil, yabancı sigorta şirketleri tarafından düzenlenen poliçeler bakımından da marina işletmeleri açısından önemli belirsizlikler yaratmaktadır.
Ayrıca, kişisel verilerin korunmasına ilişkin mevzuat kapsamında marina işletmelerinin sigorta şirketlerinden doğrudan bilgi alamaması, poliçelerin doğrulanmasını daha da güçleştirmektedir.
Bu nedenle kara araçlarında uygulanan Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) benzeri bir elektronik doğrulama sisteminin deniz araçları için de oluşturulması faydalı olacaktır.
Kurulacak sistem sayesinde marina işletmeleri yalnızca poliçenin geçerli olup olmadığını, üçüncü şahıs mali mesuliyet teminatının bulunup bulunmadığını ve asgari teminat şartlarının sağlanıp sağlanmadığını görüntüleyebilmeli; poliçenin ticari sır niteliğindeki diğer içeriklerine erişim ise sınırlandırılmalıdır.
10–20 metre arası teknelerde sigortalanma sorunları ve 20 yaş üstü teknelerde sigorta güçlükleri
Son yıllarda sigorta sektöründe gözlemlenen en önemli değişikliklerden biri, özellikle 10–20 metre uzunluğundaki tekneler ile ileri yaş grubundaki teknelerin sigortalanmasına ilişkin risk değerlendirmelerinin önemli ölçüde değişmesidir.
Artan hasar maliyetleri, döviz kuruna bağlı olarak yükselen bakım ve onarım giderleri, yedek parça teminindeki güçlükler ile yüksek tazminat ödemeleri nedeniyle sigorta şirketleri bu segmentte yer alan teknelere yönelik daha ihtiyatlı bir underwriting politikası izlemektedir. Bu durum yalnızca orta boy tekneleri değil, aynı zamanda 20 yaş ve üzerindeki tekneleri de doğrudan etkilemektedir.
Bunun sonucu olarak bazı tekne sahipleri oldukça yüksek prim teklifleriyle karşılaşırken, bazı tekneler için ise talep edilen teminat kapsamına uygun poliçe düzenlenememektedir. Özellikle marina işletmeleri açısından bu durum önemli bir risk oluşturmaktadır. Zira bağlama sözleşmeleri kapsamında sigorta yaptırılması zorunlu olmasına rağmen, tekne sahiplerinin uygun şartlarda sigorta temin edememesi marina işletmeleri ile tekne sahipleri arasında uyuşmazlıklara neden olabilmektedir.
20 yaş ve üzerindeki tekneler bakımından ise sorun daha da belirgin hale gelmektedir. Birçok sigorta şirketi, belirli bir yaşın üzerindeki tekneler için tekne kasko sigortası Hull & Machinery Insurance düzenlememekte veya yalnızca kapsamlı ekspertiz raporları ve ek şartlar karşılığında teminat sağlamaktadır. Bazı durumlarda ise primlerin ekonomik olmaktan çıkacak seviyelere yükseldiği görülmektedir. Daha da önemlisi, bazı sigorta şirketlerinin teknenin yaşı nedeniyle üçüncü şahıs mali mesuliyet sigortası düzenlemekten de kaçınabildiği uygulamalarla karşılaşılmaktadır.
Oysa teknenin yaşı tek başına üçüncü kişilere verilebilecek zararın ölçüsü değildir. Düzenli bakımları yapılmış, teknik kontrollerden geçmiş bir tekne, yaşı ne olursa olsun güvenli şekilde kullanılabilir. Buna karşılık yeni bir tekne de önemli zararlara neden olabilecek riskler taşıyabilir.
Bu nedenle hem 10–20 metre arası tekneler hem de ileri yaş grubundaki tekneler bakımından, sigorta değerlendirmelerinde yalnızca yaş ve segment kriterlerine dayalı yaklaşımlar yerine; teknik uygunluk, bakım geçmişi, kullanım amacı ve ekspertiz raporlarını esas alan daha dengeli ve sürdürülebilir modellerin geliştirilmesi önem taşımaktadır. Sigorta sektörü ile marina işletmeleri arasında yürütülecek ortak çalışmalar, bu alandaki sorunların çözümüne katkı sağlayacaktır.³
Türk marinalarında yaşanan sigorta ve Türkiye’de yerleşik olmayan yabancı uyruklu tekne sahiplerinden alacak tahsiline ilişkin sorunlar, yalnızca marina işletmelerini değil; tekne sahiplerini, sigorta sektörünü ve kamu idaresini de yakından ilgilendirmektedir. Mevcut uygulamalar birçok konuda ihtiyacı karşılamakla birlikte, özellikle uluslararası nitelik taşıyan marina faaliyetleri bakımından yeni düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu görülmektedir.
Kaynakça
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu.
5684 sayılı Sigortacılık Kanunu.
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu.
International Council of Marine Industry Associations ICOMIA, Guidelines for Marina Design and Operation. The Yacht Harbour Association TYHA, Marina Standards.
Dipnotlar
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389 ve devamı maddelerinde ihtiyati tedbir kurumu düzenlenmiştir. Bununla birlikte marina alacaklarının korunmasına yönelik özel bir idari düzenleme mevcut değildir.
2. International Council of Marine Industry Associations (ICOMIA), Guidelines for Marina Design and Operation; ayrıca The Yacht Harbour Association (TYHA) Marina Standards.