Sinpaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Avni Çelik, ‘sanayi şirketlerinin’ durumunu vurgulamak için Anadolu irfanından türemiş iki özlü sözü hatırlattı. Çelik, “Babam cennet mekan ‘oğlum öküzümüz yakışıklı olsun varsın çifte gitmesin’ derdi. Biz de gayrimenkulde işlerimiz gelişip büyüdükten sonra daha da büyümek istedik ve sanayi yatırımları yaptık. Şimdi ‘sanayide öküzümüz yakışıklı’ ama ‘sanayi tarafında bir keçiboynuzu çiğniyor muyuz, çiğnemiyor muyuz? Sormak lazım. Oradan pek de bir şey gelmiyor, 2026 hedef konsolide gelir tablomuz 4 milyar doları gösteriyor’ onun içinde seramik var mıdır yok mudur? Bilmiyorum. Gayrimenkul her zaman amiral gemimiz olmaya devam etti” dedi. Bu sözlerden ilki ‘bir işle kârlılığından ziyade itibarı için iştigal etmeyi’, ikincisi ise (bir dirhem bal için keçiboynuzu çiğnemek) ‘verimi az, zahmeti çok işleri’ ifade ediyor. Avni Çelik bu sözleri, Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü’nün davetiyle geçtiğimiz Cuma aksamı İstanbul’da düzenlenen ‘siyaset dışı sohbetler toplantısında’ yaptı. Eski sanayi ve teknoloji bakanı da olan Dr. Faruk Özlü, Divan Otel’deki toplantıyı açarken, “Avni Bey, biz arada bir iş insanlarımızla toplanıyoruz ve başarılı iş insanımızın anlatacaklarını dinliyoruz, sohbetler ediyoruz” dedi. Başkan Özlü, daha önce de Fuat Tosyalı, Murat Özyeğin, Bülent Eczacıbaşı, Ebru Özdemir, Osman Okyay, Murat Yalçıntaş, Ahmet Eren, eski başbakan Binali Yıldırım gibi çok değerli isimleri konuk ettiklerini vurguladıktan sonra sözü Sinpaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Avni Çelik’e bıraktı.
"Babam ölünce meslek lisesine gittim"
Sinpaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Avni Çelik, babasının kendisi 14 yaşındayken vefat ettiğini belirterek şöyle başladı anlatmaya: “Babam benim doktor kardeşimin eczacı olmasını isterdi. Ben reçete yazacaktım biraderim paraları toplayacaktı. Ancak bir Mayıs sabahı ki ertesi gün kurban bayramıydı ve babamız vefat etti. Babam kumaş satan bir tacirdi. 1960 darbesinin olumsuz etkilerini yaşarken de rahmetli olunca ailece zor durumda kaldık. O gün anneme ‘Anne merak etme ben ortaokulu bitirip endüstri meslek lisesine gideceğim, meslek sahibi olup inşallah evimizi geçindireceğim’ dedim. Ortaokulu bitirince de (ertesi yıl) endüstri meslek lisesi torna tesviye bölümüne girdim. Ancak kendimi geliştirmek istiyordum. Üniversite sınavları geldiğinde dört üniversitenin sınavlarına girdim hepsini de kazandım. Gece okuma imkânı olanı seçtim ki gündüz çalışıp gece okuyabileyim. Ankara’da üniversiteye başladım aynı anda bir alüminyum doğrama atölyesine girdim. Yine de çok renkli üniversite hayatım oldu. 1967 kuşağı (gençliği) olarak çok bağırdık, yazdık, çizdik, kızdık, döktük, dövüldük, dövdük. Üniversitede ilk ilk dersimiz makine bilgisiydi ve sınıfa bir heybet girdi Prof. Dr. Necmettin Erbakan. Mukavemet dersimize de (9 yıl yönetim kurulu üyemiz oldu) Ekrem Pakdemirli geliyordu. Allah rahmet eylesin matematik dehasıydı.
"İlk projemiz Ayvalık’ta 36 villa oldu"
Bir yandan ‘kendi işimi kurmalıyım’ diyordum. Kısmet, Ayvalık’tan çıktı. Orada halen çok sevgili dostlarım vardır. Bir yönlendirme oldu ve Sarımsaklı Plajı’nda arsa satılıyor, alıp ev yapar satarız… Adam 900 bin lira istedi, anlaştık, ilk işimiz olacak ve 36 villa çıkıyor. Adama destan gibi bir sözleşme yazdım ve adam da imzaladı, sonra ‘para’ dedi. Ben de ‘para yok, çalışacağız, kazanacağız ve 5 ay sonra sana 250 bin lira vereceğim, geriye kalanı da 10 ayda taksitlerle öderim’ dedim. Adam ‘hiç değilse bir 10 bin lira ver de sattığımızı anlayalım’ dedi. Ben de ‘tamam 1 haftaya gönderirim’ dedim. Ankara’ya döndüm ve o 10 bini zor bağladık, gönderdik. Sarımsaklı dünyanın en güzel kumsalı ama tek yapı yok. Ruhsatı aldık ve satmaya başladık. Beşinci ayda 36 evin hepsini satmıştık. Arsa sahibine ‘paran hazır, tapumuzu alalım’ dedik. Adam, ‘satmaktan vaz geçtim’ demez mi? Bizim hayaller çöktü ama ben de ‘sözleşme imzaladın, seni süründürürüm ve bütün malını elinden alırım’ dedim. Adam avukata sormuş ama o da bilmiyormuş ki ‘imza atmışsın adam dediğini yapar, sözleşme çok sağlam görünüyor, senin canına okur’ demiş. Bir hafta içinde inşaata başladık. Şirketimiz adı da Sahil İnşaat Pazarlama A.Ş. (Sinpaş) oldu. Sonra orada ve Ankara’da işler yaptık ama hep İstanbul’daki işleri duyuyorduk. 1980’de ‘İstanbul’da ne oluyor, bakayım’ diye geldim. İsmet Acar ile tanışıyorduk onun ofisine gittim ki bizim ofisin üç katı büyük. 2 bin konutluk Uyum Villaları’nı yapıyordu. İstanbul’un başka bir dünya olduğunu gördük ve geldik. 180 dairelik ilk projemizi başladık. Aralık ayının başıydı ve ayın sonunda hepsini satmıştık, daha olsa satacağız ki millet merdivende kuyrukta bekliyordu. Büyük teveccüh gördük ve sektörde adımız yavaş yavaş anılmaya başlandı. Siirt’te 12 ay inşaat kısım amiri olarak cansiperane bir askerlik yapıp döndükten iki ortağımla bir iftar sofrasında buluştuk. Tuncay abi dedi ki ‘biz senin askerden gelmeni dört gözle bekledik. Senin koşmana yetişemeyiz, bizim yakamızı bırak istediğin gibi koş’ ayrılacağız. 15 dakika müzakere ettik ama tatlı bir kavga ettik çünkü Tuncay abi ‘bunlar sizin, vallahi biz almayız’ diyor, ben de ‘hayır vallahi sizindir ben almam’ diyorum. İşte böyle bir muhabbetle ortaklığı bitirdik. Bir süre sonra bizi inşaat kesmemeye başladı. Büyümek, sanayi yatırımları da yapmak istedik. 2002 sonunda Seranit’i alarak sanayiye adımımızı atmış olduk. Niğde’de de sanayi yatırımlarımız oldu.
"Süleyman Demirel’e 62 daire verdik!"
Bir gün Melih aradı (Melih Gökçek, kendisini sevgiyle anıyorum), davet etti. Rahmetli Kızılot (Şükrü Kızılot) ile birlikte. Ankara’da 1800 dönüm alanda 11 bin konutluk bir proje var ama 8 firma 4 yıl çabalamış sonra havlu atıp çıkmışlar. Melih Bey ‘Avni Bey bu projenin altından siz kalkarsınız, size yakışır’ dedi. Türkiye’nin en büyük projesi rahmetli Süleyman Demirel’in de arazide payı varmış ona da 62 tane daire düştü ve teslim ettik. Hak sahiplerine teslimleri yapıldı, halen de satılacak yerler var. Bursa’da da sevgili Cavit Çağlar ki yerleri varmış onunla güzel projeler yaptık. İstanbul’daki, yurt dışındaki yatırımlarımız da büyüdü.”
"Şeytan taşlamaya giderken bir ses duydum"
Sinpaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Avni Çelik, 2013’te Neckermann arsa ve kompleksini nasıl satın aldıklarını şöyle anlattı: “Hacdayız ve Mekke’de bayramın ikinci günü. Biz de Mina’da şeytan taşlamaya yürüyoruz. Hava sıcak ve arkadan biri ‘Avni abi’ dedi. Baktım, adını söyledi güzel bir insan, idare hukuku konularında bize de çalışan bir arkadaşımız. ‘Frankfurt’ta bir yatırım var’ dedi. ‘Biliyorum, onun için daha önce bir fon geldi’ dedim. Adamlar ilk başta 400 milyon Euro istemişti ve ben değerlendirmeye lüzum görmedim. Sonra rakam 200 milyon Euro’ya indi yine aynı cevabı verdim. 242 bin metrekare arsa, 310 bin metrekare kapalı alan dev bir tesis ve Frankfurt’un Mecidiyeköy meydanı gibi düşünün. Rakam 100 milyon Euro’ya inince ‘düşünmem lazım’ dedim. İşte Mina’da o gün o arkadaş ‘abi onları boşver, rakam 46 milyon Euro’ dedi. Ben de ‘dediğin gibiyse olur’ dedim. Döndüm, atladım gittim, inceledim ve Ahmet Bey’e (Ahmet Çelik) ‘gidin, alın’ dedim. Albaraka’yı aramışlar, 50 milyon Euro havale edilmiş ve tapu vs. hepsi, bir köprü krediyle aldık. Bir Alman bankası, 10 yıl vadeli krediyi açtı. Biz, yatırım geliştirdik ve sonra yüzde 42’sini 177 milyon Euro’ya sattık, yüzde 58’i elimizde, devam ediyoruz. Mina yolundaki o hasbihalle ülkemizin tek lirasını yurt dışına transfer etmeden 177 milyon Euro’yu ülkemize getirdik.”
"Belediyeler bizi adam yerine koymuyor"
Avni Çelik, Türkiye’de belediyeler başta olmak üzere kamu kesiminin ‘inşaat ve gayrimenkul’ sektörüne bakış açısını da ilginç anekdotlarla anlattı. Çelik, “Sektörümüzde büyük işler yapan çok sevgili bir meslektaşımızın çok güzel bir sözü vardır. ‘Abi bu belediye başkanları bizi adamdan saymıyorlar, yani biz bir adamız, yatırımcıyız ve bu başkanlardan randevu istiyoruz, vermiyorlar. Sonra zorluklarla randevu alıyoruz, gidince de tamam geldi diyorlar’ şeklinde. Gerisini söylemeye ben gerek görmüyorum. Bu anlayışlar değişse sektör de ülke de daha güzel olacak. Bakın biz 2013’te Frankfurt’un en merkezi konumunda bulunan Neckermann’ın, 242 bin metrekarelik yerini almıştık. Frankfurt belediye başkanından da randevu istedim çünkü o şehre önemli bir yatırım yapacağız. Başkan da Yeşiller Partisi’nden; sosyal demokrat ve biraz da uçlarda görüşlere sahipti, eşi de Balıkesirli bir Türk hanımefendiydi. O dönemde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Bey’i, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Bey’i aradım ve bizim için ona birer mektup yazmalarını istedim. Mektuplar Frankfurt Belediye Başkanına gönderildi ama randevu bir türlü gelmiyor. 15 gün yanıt gelmeyince tekrar aradık. Özel kalem müdürü ‘başkanımızla bugün sizi konuştuk ve biz size randevu vermeyeceğiz çünkü siz çok önemli bir yatırımcısınız ve biz İstanbul’a geleceğiz’ dedi. Bir de Bursa örneği vereyim; bir gün Çevre Şehircilik Bakanımız bir etkinlik için Bursa’ya davet etti, sağında başkan, solunda da ben oturuyorum. Bakanımız, ‘Avni abi belediye başkanımızla tanışıyor musunuz’ diye sordu. Ben de ‘burada 3 bin 500 konut yaptık ama bugüne kadar nasip olmadı, tanışamadık’ dedim. Birisi Frankfurt’tan İstanbul’a sizi ziyarete geliyor, diğeri…”
