Bölgesel sıcak savaşlar ve küresel tarife savaşları üretimi ve ticareti her gün sarsarken Türkiye için riskler ve fırsatlar da tartışılıyor. ‘3,2 milyar doları ihracattan, yaklaşık 8 milyar dolarlık cirosu ve 7 bin 200 kişilik istihdamı ile ülkemizin en büyük sanayi gruplarından’ Kibar Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kibar, ABD ile İsrail’in, İran’a saldırmasıyla başlayan savaşın Körfez ülkelerinde ortaya çıkardığı güvenlik riskleri nedeniyle İstanbul için tarihi fırsat doğduğunu düşünüyor. Kibar, “Dubai, mevcut durumdayken ülkemiz için çok büyük bir fırsat var ama bunu çok hızlı değerlendirmek lazım. İstanbul’a 3 milyar dolarlık finans merkezi yapmışız. Çok fazla şeye gerek yok, adımları atalım, şu anda doğal olarak cazibe merkezi olabileceğimiz konjonktür oluşmuş, savaş ortamı bunu oluşturmuş” dedi. Ali Kibar bu sözleri, Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü’nün davetiyle ‘konuşmacı olarak’ katıldığı İstanbul’daki ‘siyaset dışı sohbet toplantısında’ söyledi. Aynı zamanda eski sanayi ve teknoloji bakanı da olan Faruk Özlü, Divan Otel’deki toplantıyı açarken, “Burada siyaset konuşmuyoruz. İş insanlarımızın farklı siyasi görüşlerde olduğunu biliyoruz. Ayda bir toplanıyoruz ve başarılı bir iş insanımızı dinliyoruz” diyerek sözü Ali Kibar’a verdi.
İstanbul Finans Merkezi aktife edilmek isteniyorsa… Eğitim, iş ve girişimcilik kariyerini özetledikten sonra iş insanlarının güncel gelişmelerle ilgili sorularını yanıtlayan Ali Kibar, şöyle konuştu: “İstanbul Finans Merkezi, aktive edilmek isteniyorsa üçüncü ülke ticaretinin Türkiye üzerinden geçirilebilmesi icap eder. Bu konunun, Türkiye’nin önemli bir eksiği olduğunu hep söylüyoruz. Ancak Maliye, KDV, Merkez Bankası, izinler vs. konuşuluyor. İsviçre, Hollanda, Lüksemburg, Jersey’deki (İngiltere) bu ticaretlere bir bakın. Nasıl oluyor? Neden Singapur’da, Dubai’de bu ticaretler oluyor da bizde olamıyor? Ülke içine girip çıkmayan malzemelerin ticareti yapıldığında neden farklı şeylere konu olsun ve neden bu paralar bu ticaret ülkemize gelmesin? Bu ticaretler tamamen ayrı düşünülmeli, büyükelçiliklerin müdahale edilemeyen alanları vardır ya işte onlar gibi, bu bölgedeki (finans merkezi) o şirketlerin kuruluşları, yapıları, faaliyetleri ve teşvikleri farklı ele alınmalı. Bizim yurt içinde büyük bölümü sanayicilikten 8 milyar dolar ciromuz var, 3,2 milyar doları ihracattan. Ancak tamamen üçüncü ülke ticaretlerimiz de var ve biz onları İsviçre üzerinden yapıyoruz.”
"Ah vah etmeyiz, yarına bakarız"
Ali Kibar’ın ‘kaçan fırsatlarla ilgili’ bir soruya yanıt verirken söyledikleri de bu görüşlerinin tamamlayıcısı gibiydi. Kibar şunları söyledi: “Kibar Holding olarak biz, geçmişte elimizden gelip de girmediğimiz alanlara işlere ‘ah vah’ demeyiz. O zamanlar birken bugün yedi olmuş işleri görmüyor muyuz? Görüyoruz ama geçmişe ‘ah şu vah bu’ demeden, ‘çok şükür, hamdolsun’ diyoruz. Babam (Asım Kibar) ‘oğlum para avını avlarmış’ derdi. Onun için siz olabildiğince kaynaklarınızı çarçur etmeden, doğru zamanda, doğru ortam için hazır tutarsanız esas fırsatı yakalarsanız.”
‘Özal ile Kore’ye gittim, Hyundai ile ortak olduk’
Kibar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kibar, grubun hikayesini şöyle özetledi: “Babam (merhum Asım Kibar) Kayseri’deki işlerini bırakarak 1969’da İstanbul’a göç kararı aldı. Orada Orta Anadolu Mensucat’ın (Karamancı Ailesi’ne ait) yönetim kurulu başkanıydı. Onun bu kararında annemin (Semiha Hanım) çocuklarını İstanbul’da okutma ısrarı etkili oldu. Fransız Lisesi Saint Michael’de okudum, üniversite yıllarımızda ülkemizde anarşi vardı. İngiltere’ye giderek İngilizce öğrenmek istedim. Sonra Almanya’ya geçip hem Almanca öğrendim hem de Almanya’nın en büyük demir çelik şirketlerinden birinde çalıştım. Babam da demir çelik ticareti şirketi kurmuştu. Rahmetli Turgut Özal’ın kambiyo rejiminin değişimi, başka açılımları sayesinde büyük yatırımların önü açıldı. Biz de 1985’te dış ticaret şirketimizi kurduk ve ilk yılda 100 milyon dolarlık sipariş realize edince Maliye bile şaşırmıştı. Turgut Özal’ın bir yurt dışı seyahatine katılıp ben de Kore’ye gitmiştim. Bu sayede Hyundai ile ortaklığımızı kurduk. O tarihe kadar hiç araç ticaretimiz yoktu ama Hyundai’yi ikna ettik ve bizim için sıfırdan bir sektöre girdik. Koreli ortaklarımıza 1994’te yüzde 50/50 ortak üretim yatırımı önerdik. Teşvik belgesi de almıştık ve yatırım için el sıkıştık. Bugün, Hyundai olarak yıllık 245 bin adet otomobil üretim kapasitemiz var ve çok büyük ihracatlar yapıyoruz. Otomotivde yan sanayi yatırımları da yaptık. Hyundai, Mercedes, Ford, TOGG gibi değişik markalar için çok farklı parçalar üretip veriyoruz.”
■ ‘Salça ve uçak koltuğundan’ neden çıktım?
Kibar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kibar, bazı işler ve sektörlerden zamanında çıkmanın da gerekli olduğunu söyledi. Kibar, şöyle konuştu: “1996’da lojistik şirketi kurmuştuk, baktık ki bizi çok meşgul ediyor, sattık, çıktık. Bazı sektörlerden çıkmasını bilmek, doğru zamanda doğru ortamda masadan kalkmak önemli. 1997’de de Irak ve Libya’dan çok fazla salça siparişi almıştım ve bizim üreticiler taahhütlerinde durmuyordu. Babamı ikna edip Susurluk’ta salça fabrikası kurdum ve 20 yıl çalıştırdım hatta soslar da ürettik. Rakibimiz Kraft Heinz ortak olmak isteyince ben de ‘ya size satayım ya da rekabete devam’ dedim. Aldılar ve sattım, çıktım. Uçak koltuğu işinden ise aslında çıkmak istemiyordum ama öyle gerekti. Aslında benim arzum dünya çapında bu işi büyütmekti.”
