Feveran ayyuka çıktı” derler ya… İşte tam da öyle bir dönemden geçiyoruz. Sanayicinin sesi artık kapalı kapılar ardında değil. Açık açık, yüksek sesle konuşuluyor. Ekonomik kriz neredeyse her sektörü dut gibi silkelerken, dökülen dökülene. Makine, tekstil, iplik, ambalaj, otomotiv… Fırtına sektör ayırt etmiyor. Üretim çarkları yavaşlıyor, hatta bazı yerlerde durma noktasına yaklaşıyor. Son olarak İDDMİB Başkanı Çetin Tecdelioğlu’nun gazetemizde yer alan şu sözleri dikkat çekiciydi: “Sanayici yorgun, 2 ay dayanacak gücümüz kalmadı.” Bu tür çıkışlara pek alışık değiliz. İhracatçı birlik başkanları genelde temkinlidir. Demek ki bıçak kemiği de geçmiş.
Bursa Türkiye’nin aynasıdır
Türkiye sanayisinin nabzını tutmak isteyenler için Bursa iyi bir göstergedir. Kentin üç lokomotif sektörü var: otomotiv, tekstil ve makine. Eğer Bursa zorlanıyorsa, tablo ciddidir. Tekstil zaten uzun süredir alarm veriyor. Bursa, köklü geçmişi ve butik–nitelikli üretime yönelmesi sayesinde diğer illere göre bir miktar avantajlı. İhracat ve iç piyasayı dengeleyebilen, finansını iyi yöneten firmalar ayakta kalabiliyor. Ama geri kalanlar için aynı şeyi söyleyebilmek zor. Makine tarafında tablo daha da karamsar. Görüştüğüm sektör temsilcileri “durma noktasına geliyoruz” diyor. Makine sektörü yalnızca bir sektör değildir; üretimin omurgasıdır. Makine zayıflarsa sanayinin tamamı etkilenir. Otomotivde ise görünürde ihracat artıyor ama içeride başka bir gerçek var. Uzun vadeli anlaşmalar nedeniyle zararına üretim yapan firmalar var. Maliyetleri düşürmek için parça ithalatı artıyor. Üretimde yerliliğin oranı düşüyor. Kalıp ve döküm işlerinin önemli bölümü Çin’e kaymış durumda. İhracat rakamları sevindirici olabilir ama kârsız büyümenin sürdürülebilir olmadığı ortada.
Düşük kur - yüksek faiz kıskacı
Sanayicinin en çok dillendirdiği konu: düşük kur, yüksek faiz politikası. Enflasyon yüksek ama döviz artışı aynı hızda değil. TL maliyetleri yükselirken ihracat gelirleri aynı oranda artmıyor. Finansman pahalı. Talep hem içeride hem dışarıda zayıf. Son dönemde ilk kez, hatırı sayılır firmaların ayakta kalmak için gayrimenkul sattığını duyuyorum. Bu, alarm zillerinin ciddi çaldığını gösterir. Ama bu yöntem nereye kadar?
Asıl sorun: Güven
Yazının en çarpıcı noktası ekonomik değil, psikolojik. Sanayici kendisini gözden çıkarılmış hissediyor. Hizmet sektörü elbette önemli. Turizm, finans, ticaret… Ama bir ülke yalnızca hizmetle uzun süre ayakta kalamaz. Üretim olmadan, katma değer olmadan, teknoloji geliştirmeden sürdürülebilir büyüme mümkün mü? Sanayici yeniden çarkları döndürecek politikalar istiyor. Öngörülebilirlik istiyor. Rekabet edebileceği bir kur dengesi, ulaşılabilir finansman, uzun vadeli bir sanayi vizyonu istiyor. Bugün mesele yalnızca kâr marjı değil.
Mesele üretim kapasitesinin erimesi. Mesele yatırım iştahının kaybolması.
Mesele güven. Eğer sanayinin sesi gerçekten ayyuka çıktıysa, artık duymazlıktan gelme lüksümüz yok. Çünkü çarklar durursa, sadece fabrikalar değil, bir ülkenin geleceği de yavaşlar.