Yıllardır sanayi konuşuyoruz. Toplantılarda, panellerde, fabrika gezilerinde hep aynı cümleler dönüp duruyor: “Çin ucuz olduğu için kazanıyor.” “Almanya disiplinli, o yüzden ayakta.” Ben buna pek inanmıyorum. Son çeyrek asırda Çin’de de Almanya’da da Bursa’da da makineler aynı. Benzer insanlar, benzer sorunlar… O yüzden şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Sorun ne teknoloji ne insan. Sorun yönetim. Bir dönem Çin’i sadece ucuz iş gücü zannettik. “Kalitesiz, kopyacı, günü kurtarır” dedik. Bugün geldiğimiz noktada Çinli firmalar toplantıya patron + tercümanla gelmiyor. Mühendisleriyle, planlamacılarıyla, sistem insanlarıyla geliyorlar. Büyük üretiyorlar. Hızlı karar alıyorlar. Tedarikçi kapının dibinde. Yani sadece ucuz değil, organizeler.
Almanya’da bir şey hemen göze çarpıyor. Her şey tanımlı. Kim ne yapacak belli. Ne zaman yapacak belli. Nasıl ölçülecek belli. En önemlisi de şu. Orada kişi değişiyor ama sonuç değişmiyor. Çünkü işi insanlar değil, sistem yürütüyor.
Bursa’da sorun ne?
Bursa’da usta da var, tecrübe de var, makine de var, çalışma isteği de var. Ama dürüst olalım… Planlama zayıf. Süreçler kişiye bağlı. Departmanlar çoğu zaman birbirinden habersiz. Birçok fabrikada işler hâlâ şöyle yürüyor, “Onu Hasan yapar.” “Ömer gelince hallederiz.” Hasan yoksa iş de yok. Buna ben “kahramanlık düzeni” diyorum. Kısa vadede işi kurtarır ama uzun vadede şirketi yorar.
İhracat konuşuyoruz. Satış konuşuyoruz. Pazar arıyoruz. Ama işin kalbi üretimi planlamadır. Planlama yoksa kapasite boşa gider, teslimatlar aksar, maliyet kontrolden çıkar, her gün ayrı bir kriz yaşanır. Kalp sağlıklı çalışmazsa vücut ayakta duramaz.
Patronlar mı suçlu? Hayır. Ama…
Bu yazı “patron eleştirisi” değil. Konu iyi patron – kötü patron meselesi de değil. Sorun daha derin. Sanayi kültürünü tam olarak sindirememiş olmamız. Sermayeyi yönetmek yerine hâlâ işi yönetmeye çalışan çok fazla işletme var. Bu da sistem kurulmasını geciktiriyor. Oysa şirketler kişilerle değil, sistemlerle büyür. Şunu kabul edelim. Artık rekabet daha fazla mesaiyle, daha ucuz işçilikle kazanılmıyor. Bugün oyunu kazananlar süreci olanlar, planlama yapanlar, veriye bakanlar, departmanlarını konuşturanlar. Aynı makinelerle, aynı insanlarla yüzde 30–40 daha fazla verim alan firmalar var. Yeni makine almadılar. Sistemi değiştirdiler.
Son söz:
Bursa’nın eksiği para değil. İnsan değil. Makine hiç değil. Eksik olan şey çok net. Sürdürülebilir yönetim sistemi. Bu şehir ustalık kültürünü sistem kültürüyle birleştirebilirse, Avrupa’nın en güçlü üretim merkezlerinden biri olur.
Soru şu: Kahramanlarla mı devam edeceğiz, sistemle mi?