Kimse "bana göre" diyerek cümleye başlamıyor. "Bu budur" diyor. Doğruyu bulmak yerine haklı çıkmaya çalıştıkça bakalım başımıza neler gelecek?
2017'de Netflix'te "Chef's Table" belgeselinde seyrettiğim Massimo Bottura'nın acıklı ama mutlu sonla biten hikayesi ilgimi çekmişti. Klasik İtalyan yemeklerini moleküler mutfakta yorumlayan Bottura 'nın önce "halk düşmanı" ilan edilip sonradan "halk kahramanı" haline gelmesi gerçekten ibret verici bir hikaye idi.
Ne kadar uğraşsam da rezervasyon yapamadım. Sonunda 2022'de "bekleme listesine" girdim. Sonunda bir mesaj geldi. "Hâlâ gelmek istiyor musun?" diye. Böylece 22 Ağustos saat 20.00'ye iki kişilik bir rezervasyon yapabildim. Eşim Hande Hanım'ın şansı diyelim.
Hafta sonu gidip görünce anladık ki bu mevsim Modena için "ölü mevsim". Herkes tatilde oluyor. Belki de bu sebeple yer bulmuştuk. Yine de Massimo Bottura'nın Osteria Francescana'sının 12 masası da doluydu. Bizim bulunduğumuz bölümde bir İsveçli, bir İtalyan karı-kocanın yanı sıra bir Amerikalı kadın ve bir İtalyan çift vardı. Yemeğin sonuna doğru ister istemez sohbet etmeye başladık ve kaynaştık. Ödediğimiz hesap İstanbul'daki otellerde bulunan lüks bir restorandaki kadardı. Ancak dünyanın en iyi 50 restoranı içinde olan, 3 Michelin Yıldızlı bir restoran ile başka bir mekânı kıyaslamam çok mümkün değil. Servis, yaratıcılık, ürün kalitesi vs. derken bizimkilerin zor başa çıkacağı bir seviye. Lezzetin peşinde olan pek az kişi kaldı Türkiye'de. Zaten biz de onlara gidiyoruz. Fiyatından şikâyet etmiyoruz.
Bunları niye anlattım? Geçenlerde TURYİD Başkanı "yurt dışında parmak arası terlikle gittiğiniz mekânlarla Türkiye'deki lüks mekânları karşılaştırmayın" demiş. Açıkçası sektör temsilcisi bir kanaat liderinden duyabileceğimiz en uygun olmayan cümle bu. Çünkü hayatımın 40 yılını dünyanın değişik yerlerinde değişik kalite ve türde mekânlarda harcadım. Her mekânı da kendi eşdeğeriyle kıyaslarım. Türkiye'deki mekânlar, sundukları yiyecek ve hizmet kalitesi ile uzak ara parasının hakkını vermeyen en pahalı mekânlar diyebilirim. Dolayısıyla böyle bir savunmanın akıl ve mantıkla ölçülebilecek bir tarafı yok. Alelade bir kebapçıya ödediğimiz para ile Milano'da güzel bir restoranda yemek yiyebiliriz. Bu da mı gol değil?
Başımıza ne geliyorsa bu tip konuşmalardan geliyor
Böyle bir cümle sarf etmek yerine, "Maalesef yüksek maliyetler ve düşük kur politikası sebebiyle hem vatandaşlarımız hem de yabancılar için çok pahalı hale geldik, acil şekilde bu ekonomik reçeteyi düzeltmek lazım" dese daha doğru olacaktı. Bunun yerine bu restoranlara gidip şikâyet edenleri suçlayan "siz anlamazsınız" tarzında bir konuşma yaparak tepki toplamış oldu. Tabii doğru konuşursa maliyecilerin, sektörün üzerine gideceğini de düşünüyor olabilir. Belki de bazı sebeplerden dolayı Turizm Bakanlığı’nın tepkisini çekmek istememiş olabilir. Fakat başımıza ne geliyorsa bu tip konuşmalardan geliyor. Meselenin özünü söylemeyen ama bir şey söylemek olmak için sarf edilen sözler bizi yakıyor.
Tecrübenin yanında sağduyu ve vicdan da gerekiyor
Sanki kendilerinden başka dünyayı gezen yok, yemek yiyen yok, kahve içen yokmuş gibi konuştuklarında, Merkez Bankası’nı korumaya çalışan bazı eski merkez bankacılara benziyorlar. Sanki kendilerinden başka para teorisi bilen yokmuş gibi. Tüm bunların detayı bizlere gösteriyor ki, eğitim tek başına yeterli olmuyor. Hayat tecrübesinin yanında sağduyu ve vicdan da gerekiyor.
KKM ve carry trade üzerine yazılan çizilenler gibi, restorancılık üzerine söylenenler beni güldürüyor. Kimse "bana göre" diyerek cümleye başlamıyor. "Bu budur" diyor. Doğruyu bulmak yerine haklı çıkmaya çalıştıkça bakalım başımıza neler gelecek?