OVP’nin en yüksek riskli hedefi, enflasyon hedefi gibi görünüyor. OVP’de TÜFE’nin 2026’da yüzde 28,4’ten 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a indirilmesi öngörülüyor. Bu, özellikle hizmet enflasyonu, kira, eğitim, ücret ayarlamaları, gıda arz şokları ve kur geçişkenliği nedeniyle son derece iddialı bir hedef.
Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanan ve 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP), 06.Eylül.2026 tarihli ve 33362 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de Cumhurbaşkanı Kararı olarak açıklandı.
OVP dönemi içerisinde Türkiye’de genel seçimlerin yapılacak olması nedeniyle, OVP bir taraftan seçimin olası gerçekleşeceği tarihi tahmin etmek, diğer taraftan da seçim gölgesinde ne kadar gerçekçi olduğunu değerlendirmek adına hafta başından bu yana hem yazılı hem de görsel basında tartışılan en önemli ekonomik konu oldu.
OVP, 2027-2029 döneminde makroekonomik ve finansal istikrarın güçlendirilmesini, mali disiplinin sürdürülmesini ve orta vadede kalıcı fiyat istikrarının tesis edilmesini temel öncelik olarak tanımlıyor. Bunun yanında verimlilik, Ar-Ge, beşerî sermaye, yeşil ve dijital dönüşüm, işgücü piyasasının etkinliği, yatırım ortamı ve kayıt dışılığın azaltılması da hedefler arasında yer alıyor.
Enflasyonun kademeli biçimde düşürülmesi, büyümenin yatırım ve verimlilik ağırlıklı hızlanması, dış dengenin enerji maliyetlerinin normalleşmesiyle iyileşmesi ve kamu maliyesinde faiz dışı dengenin güçlenmesi programın dayandığı temeller olarak göze çarpmakta.
Türkiye’de OVP aslında temelde bir iyi niyet manzumesidir. Her OVP döneminde en iyimser koşullar dikkate alınarak gerçekleştirilmesi düşünülen ara hedefler ortaya konulur. OVP’nin sonunda da bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için öngörülen zaman belirlenir.
Aslında rakamlara girmeden önce, bence en çok eleştiri konusu olan şey bu takvim…
Her biri için ayrı ayrı kitapçıklar yazılabilecek olan hedeflerin ne kadarının şimdiye kadar gerçekleştirildiği ya da gerçekleştirilemediği, ne kadar zamanda ve hangi koşullarla bu hedeflere ulaşılacağı bu takvimde yer almaz. O nedenle geçmişte başlamış faaliyetlerin hangi aşamada olduğunu bilemiyoruz. Ölçemediğimiz bu hedefleri de yönetmek kolay olmuyor.
Yıllar önceki OVP’lerde orta konulmuş hedeflerin hangi aşamada olduğunu bilmeden yenilerini önermek OVP metninde hoş gözükse de bir yandan gereksiz kaynak israfına ya da yapılanların tekrarına dönüşüyor.
Bu küçük ama önemli eleştirinin mutlaka dikkate alınması ve önümüzdeki yıllarda hazırlanacak OVP’lerde gerçekleşme oranlarının ve gerçekleşmeye engel unsurların da yer alması en azından şeffaflık açısından daha doğru olacaktır.
2027-2029 Dönemi OVP’de rakamlara baktığımızda, ben kendimce hükümetin hedeflerini; görece gerçekleşmesi daha olası ve kolay hedefler ile yapılması zor ve gerçekleşmeme ihtimali yüksek hedefler olarak ayırdım.
Cari açığın GSYH’ye oranının 2026'daki yüzde 2,6'dan 2029'da yüzde 1,6'ya gerilemesi zor ama ulaşılabilir bir hedef gibi görünüyor. Mevcut durumda Türkiye'nin turizm gelirleri, hizmet ihracatı ve altın/enerji dışı dengesinde iyileşme göze çarpıyor. Cari işlemler dengesi açığında da kademeli bir iyileşme öngörülmüş. Ancak yine de unutmamak lazım ki bu iyileşme büyük ölçüde enerji fiyatlarına ve küresel finansman koşullarına bağlı. Turizm gelirlerinin ülke içi huzurla ve rekabetçi fiyatların etkilediği, yani son derece hassas bir sektör olduğunu belirtmek lazım. Öte yandan, dış ticaret hacminin GSYH’ye oranının 2027 yılında yüzde 36,7 iken, program sonunda, yani 2029 yılında yüzde 33,3 olacağı öngörülmüş. 2027 yılı için ihracat 292 milyar dolar olarak öngörülmüşken, 2029 için öngörü 316 milyar dolar. 3 yıllık ihracat artış oranı dolar cinsinden yüzde 8,2 olarak planlanmış. İthalatta planlanan 3 yıllık artış oranı ise yüzde 7,3. Program geneline yayılmış aşırı iyimserlik dış ticaret hedeflerinde çokça göze çarpıyor.
İhracatın program sonunda 316 milyar dolara yükselmesi, dolar bazında yıllık artışların görece sınırlı olması nedeniyle hedefin ulaşılabilir görünmesini sağlıyor. Ancak küresel ticaretin korumacılık, Avrupa'daki zayıf büyüme ve jeopolitik risklerle karşı karşıya olduğu unutulmamalı. Trump’ın 2028’de görevini tamamlaması küresel ticaret artışı beklentisi için güzel bir haber olabilir.
Öte yandan, petrol fiyatı ortalamaları bence aşırı iyimser kalmış. Program 2027 yılında küresel sorunların çözüleceğini öngörmüş olmalı ki Brent petrolün 2027 ortalamasının hızla 76 dolara düşeceği tahmin edilmiş. Umarım düşündükleri gibi olur. Fakat petrolün beklenenden yüksek kalması cari açık ve enflasyon hedeflerini aynı anda bozabilir.
İşsizlik rakamlarına baktığımızda, manşet işsizliğin yüzde 8,1'den yüzde 7,6'ya gerilemesi büyümenin yüzde 4-5 bandına yaklaşırsa ulaşılabilecek bir hedef gibi duruyor. Fakat bu oranda büyüme olmasa da mucizevi bir şekilde 2026 içerisinde işsizliğin yüzde 8,1 seviyesine düştüğünü gördük. Tabii, işin sevimsiz yanı olan ve aslında hepimizin baktığı, yüzde 30,6’ya yükselmiş atıl işgücü oranına ilişkin bir hedef konulmamış. Manşete baktığımızda, bir anda neredeyse Almanya’daki işsizliğe ulaştığımızı düşündüğümüz işsizliğin arka planındaki yüzde 30,6’lık atıl işgücü elbette kimsenin hoşuna gitmiyor. OVP’de öngörülen; işgücüne katılım oranının da yüzde 52,9'dan yüzde 54,7'ye yükselmesi, sadece iş yaratmak için yeterli değil. Rakamların hoşa giden kısmını görüp hoşa gitmeyeni reddetmediğimiz zaman, çözümü de arayacağız diye düşünüyorum.
Sanırım benimle birlikte herkesin en çok takıldığı konulardan biri, enflasyonun programın sonunda (2029) yüzde 9’a nasıl indirileceği.
OVP’nin en yüksek riskli hedefi, enflasyon hedefi gibi görünüyor. OVP’de TÜFE’nin 2026’da yüzde 28,4’ten 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a indirilmesi öngörülüyor. Bu, özellikle hizmet enflasyonu, kira, eğitim, ücret ayarlamaları, gıda arz şokları ve kur geçişkenliği nedeniyle son derece iddialı bir hedef. Tüm koşullar aynı kalarak hele hele programın içerisinde bir genel seçim yaşarken, nasıl kademeli olarak düşeceğinin cevabı programda yok.
Cevabı yok derken, programda büyüme ve enflasyon hedefleri ciddi bir tezat oluşturuyor.
Bu yönüyle OVP epey tutarsız
Enflasyonu hızla düşürmek için talep ve kredi koşullarının kontrollü kalması gerekirken, büyümeyi yüzde 5'e çıkarmak yatırım, üretim ve verimlilikte güçlü bir sıçrama gerektiriyor. Yıllarca gerçekleştirilemeyen üretimde verimlilik artışının, program döneminde nasıl bir anda gerçekleştirileceğini ben programda bulamadım. Hele hele küresel ölçekte yapay zekâ ve üretimde teknolojik dönüşüme milyarlarca dolar harcanırken, biz bu dönüşümün içerisinde yer almadan nasıl verimlilik artışı sağlayacağız diye düşünmüyor değil insan.
2026 yılsonu için yüzde 3,3’lük bir büyüme öngörüsü, 2027 yılına geldiğimizde yerini yüzde 4,2’lik sert bir büyümeye bırakıyor. Yüzde 27’lik bir artış... Bu arada enflasyon da yüzde 28,4’ten yüzde 21’e düşecek. 2028’de yüzde 4,6’lık bir büyümeye karşılık enflasyonun yüzde 13,5 olacağı öngörülmüş. Size ne kadar inandırıcı geldiyse, ben de o oranda bu öngörüye inandım.
Daha ilginci ise GSYH deflatörünün çok hızlı gerilemesi beklentisi. Deflatör artışının 2026'da yüzde 30,6'dan 2028'de yüzde 14,5'e ve 2029'da yüzde 9,5'e gerilemesi, ekonomideki genel fiyatlama davranışının hızla normalleşmesini gerektiriyor. Bu hedef, TÜFE hedefiyle birlikte değerlendirildiğinde, nominal gelir, ücret ve vergi dinamiklerinde çok güçlü bir uyum olması gerekir. Ekonomi yönetimi, bu uyumu içerisinde seçim olacak bir dönemde gerçekleştirmeyi düşünüyor.
OVP’nin harcama ve gelir öngörüsü bence seçimin zamanını da bize söylüyor
2026’dan 2027’ye geçtiğimizde faiz hariç harcamaların yüzde 37 artması öngörülmüşken, 2027’den 2028’e geçtiğimizde faiz hariç harcamaların artış beklentisi yüzde 19.
Harcamaların 2027’de yüksek oranda artacak olması, bence seçimin ilk habercisi.
Öte yandan gelirlere baktığımızda; 2026’dan 2027’ye geçerken yüzde 37 oranında gelir artışı öngörüsü, 2027’den 2028’e geçişte yerini yüzde 19’luk bir gelir artışı öngörüsüne bırakmış. Gelir kalemleri içerisinde vergi gelirlerinde de yüzde 36’lık bir artış öngörülmüş. 2027 yılındaki bu sert artışın, olası bir vergi barışı ya da yeniden yapılandırmadan kaynaklanma ihtimali kuvvetli. Bence seçimin ikinci habercisi burası...
Transfer harcamalarına baktığımızda, 2027 yılı için yüzde 33,1’lik bir artış öngörülmüş. 2028 yılı için artış yüzde 15,16, 2029 yılı için ise yüzde 12,4 olarak planlanmış. Bu da seçimin üçüncü habercisi. Emeklilerin gönlünün alınmak isteneceği gözüküyor.
Özelleştirme gelirleri konusunda da 2027 yılında ciddi bir beklenti var. 2026’dan 2027’ye geçerken 2027 yılı için özelleştirme gelirlerindeki artış beklentisi yüzde 70. Kamunun işlettiği köprü ve otoyolların özelleştirileceği bir yıl olacak gibi 2027. Bunu da seçim habercisi sayabiliriz bence.
Kamu yatırımlarının 2026'da yüzde 5,4 artıştan 2029'da yüzde 8,7 artışa çıkması, mali disiplin korunurken kaynakların çok etkin biçimde tahsis edilmesini gerektiren bir durum. Bütçe açığı azaltılırken, kamu yatırımının hızlanması ancak gelir performansı, harcama önceliklendirmesi ve özel sektör yatırımlarıyla tamamlayıcılık sağlanarak mümkün olabilir. Bu da çok ama çok zor bir hedef.
