Ponzi sahteciliğine sadece finans sektöründe rastlanmamaktadır. Doğrudan ponzi sahteciliği yapmak üzere teşkilatlanmış yapıların ülkemizde en bilinen örneği Titan Saadet Zinciri olmuştur.
Finans tarihi, kriz dönemlerinde sadece şirketlerin ve ülkelerin değil, aynı zamanda ahlaki sınırların da test edildiğini gösteriyor. 2007-2008 Küresel Finans Krizi’nin ardından yeniden alevlenen tartışmalar; büyüme dinamiklerinden gelir dağılımına, finans sektörünün denetimsizliğinden küreselleşmenin sınırlarına kadar geniş bir alanı kapsadı. Finansal başarısızlık dönemlerindeki tartışmalarda finansal sahtecilik ve özellikle de ponzi finansman yapılarının ise özel bir yeri var.
Ponzi finansman kavramı
Ponzi finansman sisteminin özü, mevcut yatırımcılara yönelik (anapara ve faiz) ödemelerin sisteme giren yeni yatırımcıların fonlarıyla karşılanmasıdır. Ponzi mesnetsiz yüksek getiri vaadi ve açığa finansman işidir. Taze para girişinin azalmasıyla yapı tedricen çökmeye mahkûmdur.
Charles Ponzi’den Bernard Madoff’a
Ponzi sisteminin isim babası, 1920’lerde posta pulu spekülasyonu ile ABD’deki New England sakinlerini dolandıran Charles Ponzi’dir. Ponzi, %5 faiz yerine %40 getiri vaat ederek 7,9 milyon dolar toplamış; ancak sistem çöktüğünde elindeki pulların değerinin sadece 30 dolar olduğu anlaşılmıştır. Yıllar sonra ponzinin kitabını baştan yazan Bernard Madoff ise finans tarihinin en büyük ponzi sahteciliğine imza atmıştır. Yaklaşık 65 milyar dolarlık bir finansal zarara neden olan Madoff hakkında 150 yıl toplam hapis cezasına hükmeden hâkim Denny Chin suç ile ilgili olarak olağandışı derecede şeytani diyor.
Türkiye’nin “Cin Fikirli” Girişimcileri
Ponzi sahteciliğine sadece finans sektöründe rastlanmamaktadır. Doğrudan ponzi sahteciliği yapmak üzere teşkilatlanmış yapıların ülkemizde en bilinen örneği ise Titan Saadet Zinciri olmuştur. 1990’lı yılların sonunda lüks otel toplantıları ve "distribütörlük" vaatleriyle ortaya çıkan bu sistem, çoklu seviyeli pazarlama maskesi altında binlerce kişiyi mağdur etmiştir. Bu yapılar, katılımcıların getirdiği her yeni üye üzerinden komisyon alma vaadiyle büyümüş ve sonunda kaçınılmaz bir iflasla noktalanmıştır. Ancak filmi ileriye ve geriye doğru sardığımızda da ülkemizde çok sayıda ponzi olayının yaşandığını görüyoruz. 1980’li yıllarda yaşanan Banker Krizi’nden, fon yönetimi ile ilişkili nice finansal başarısızlıkta ponzinin izlerini bir dereceye kadar görmek mümkündür.
Günümüzün Ponzi riskleri: Kripto ve fenomen fonları
Son yıllarda yaşanan Thodex gibi kripto para borsası skandalları veya yüksek kâr payı vaat eden "sosyal medya fenomenleri", aslında Charles Ponzi’nin 100 yıl önce kurduğu düzeneğin dijital versiyonları olarak görülebilir. Kısa yoldan zengin olma arzusu ve finansal okuryazarlık eksikliği, bu modern Ponzi yapılarını besleyen en önemli etkenler.
Tamah kültürü
Özellikle ekonomik kriz dönemlerinde artan riskler; sahtecilik ve Ponzi risklerinin de artacağının habercisi olabilir. Peki, bu kadar tatsız olayın ardından neden hala Ponzi olayları ile karşılaşılabiliyor? Bunun kısa yanıtı insan doğasında ve “tamah” kavramında yatıyor. Günümüzün finans terminolojisi ile ponziyi davranışsal faktörlerle açıklamak da mümkün. Ancak işin özünde; iki vadi dolusu altınımız olsa, bize üçüncü vadideki altını istetecek olan o tuhaf mülk duygusu yatıyor. İnsan doğası böyle çalışıyor.
Kurtuluş var mı?
Peki, bizi bu "melanetten" ne kurtarabilir? Kaynaklar; muhasebe, iç denetim, risk yönetimi ve devletin resmi denetim mekanizmalarının önemine vurgu yapsa da, bir noktada karamsardır. Madoff örneğinde görüldüğü gibi, en sıkı denetlenen piyasalarda bile "ponzi sistemi" ortaya çıkabiliyor. Tamahkârlığın ve "kolay para" vaadinin olduğu her yerde Ponzi'nin hayaleti dolaşmaya devam edecek. Finansal nefsi köreltmeden bu döngüden kurtulmak zor.