Plastik artık yalnızca bir atık sorunu değil; karbon ekonomisinin tam ortasında duran stratejik bir başlık. Yeni nesil geri dönüşüm teknolojileri, çöplüğe giden malzemeyi yeniden ham maddeye dönüştürerek hem emisyonları düşürüyor hem de üretim modelini dönüştürmenin kapısını aralıyor.
Dünya her yıl yaklaşık 400 milyon ton plastik üretiyor. Bunun çok küçük bir kısmı yeniden ekonomiye kazandırılabiliyor. Geri kalanı ya yakılıyor, ya toprağa gömülüyor ya da denizlere karışıyor.
İklim krizi konuşulurken çoğu zaman kömür, petrol ve doğalgazdan söz ediyoruz; oysa plastik de doğrudan fosil yakıt türevi bir malzeme ve üretiminden bertarafına kadar karbon yoğun bir hikâyesi var.
Tam da bu noktada, World Economic Forum’un gündeme taşıdığı yeni nesil geri dönüşüm teknolojileri önemli bir eşikten söz ediyor: “Plastik artık yalnızca geri dönüştürülen bir atık değil, moleküler düzeyde parçalanıp yeniden ham maddeye dönüştürülebilen bir kaynak"
Eritmek değil, parçalamak
Bugüne kadar bildiğimiz geri dönüşümün büyük bölümü “mekanik geri dönüşüm” olarak tanımlanıyor. Plastik toplanıyor, ayrıştırılıyor, eritiliyor ve yeniden granül haline getiriliyor. Ancak her eritme sürecinde kalite biraz daha düşüyor. Birkaç döngü sonra malzeme artık aynı performansı göstermiyor.
Yeni geliştirilen kimyasal geri dönüşüm teknolojileri ise plastiği eritmek yerine kimyasal bağlarını kırarak temel yapıtaşlarına ayırıyor. Yani plastik, adeta ilk üretildiği ham madde formuna geri dönüyor. Bu da kalite kaybı olmadan tekrar tekrar kullanılabilmesi anlamına geliyor.
Bu yaklaşımın iklim açısından önemi büyük, çünkü yeni plastik üretmek için gereken enerji ile geri dönüştürülmüş hammaddeden üretim yapmak arasında ciddi bir karbon farkı var. Özellikle ambalaj ve tekstil sektöründe kullanılan PET türü plastiklerde bu fark daha belirgin.
Karbon denklemine yeni değişken
Plastik üretimi bugün küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 3-4’ünden sorumlu. Eğer mevcut üretim ve tüketim modeli aynı hızla devam ederse, bu oran önümüzdeki on yıllarda daha da artacak. Yeni geri dönüşüm teknolojileri, iki kritik başlıkta etki yaratıyor: Birincisi, fosil yakıt bazlı yeni hammadde ihtiyacını azaltıyor. İkincisi, atık yakımından kaynaklanan emisyonları düşürüyor. Yani mesele yalnızca çöplüklerin azalması değil; aynı zamanda karbon bütçesinin korunması.
Türkiye için ne anlama geliyor?
Türkiye yılda yaklaşık 10 milyon tona yakın plastik işleme kapasitesine sahip. Avrupa’nın en büyük plastik üreticilerinden biri. Aynı zamanda ciddi miktarda plastik atık üreten bir ülkeyiz. Resmî verilere göre geri kazanım oranı artış eğiliminde olsa da hâlâ potansiyelin oldukça gerisindeyiz. Özellikle AB Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) sürecinde, plastik içeren ürünlerin karbon ayak izi giderek daha kritik bir parametre haline geliyor. Ambalaj, otomotiv, beyaz eşya ve tekstil gibi ihracat odaklı sektörler için geri dönüştürülmüş içerik kullanımı artık sadece çevresel bir tercih değil; rekabet meselesi.
Türkiye’de bazı petrokimya ve ambalaj firmaları kimyasal geri dönüşüm yatırımlarını gündemlerine almaya başladı. Ancak bu teknolojilerin yaygınlaşması için üç temel başlık gerekiyor. Bunlardan birincisi; nitelikli atık ayrıştırma altyapısı. İkincisi regülasyon netliği ve teşvik mekanizmaları. Üçüncüsü ise karbon fiyatlamasıyla uyumlu politika çerçevesi. Aksi halde teknoloji tek başına yeterli değil.
Döngüsel ekonomi artık bir kavram değil
Döngüsel ekonomi uzun süredir konuşuluyor. Ancak sahada gerçek dönüşüm için ekonomik fizibilite belirleyici. Kimyasal geri dönüşüm teknolojileri burada kritik bir eşik sunuyor: Daha önce ekonomik değeri olmayan karışık plastik atıklar bile sisteme geri kazandırılabiliyor.
Bu, özellikle büyük şehirler için önemli. İstanbul gibi metropollerde ortaya çıkan karma atık akışının doğru ayrıştırılması durumunda ciddi bir ikincil hammadde potansiyeli var. Öte yandan burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Geri dönüşüm, plastik tüketimini sınırsız şekilde meşrulaştıran bir “rahatlatıcı argüman” olmamalı. Öncelik her zaman azaltım ve yeniden kullanımda. Geri dönüşüm, bu hiyerarşinin üçüncü basamağı.
Asıl mesele zihniyet
Teknoloji umut verici. Ancak mesele yalnızca inovasyon değil. Atık yönetimini hâlâ belediyelerin teknik sorumluluğu olarak gören yaklaşım değişmedikçe, sistem tam anlamıyla işlemez. Plastik meselesi artık bir çevre başlığı değil; sanayi politikası, ticaret politikası ve iklim politikası kesişiminde bir konu. Eğer plastik gerçekten moleküler düzeyde yeniden ham maddeye dönüştürülebiliyorsa, o zaman atık kavramını yeniden tanımlamamız gerekiyor.
Çünkü belki de sorun “plastik” değil; doğrusal üretim modelimiz. Ve belki de asıl dönüşüm, plastiğin kimyasında değil, ekonomik zihniyetimizde.
Finans ve yatırım perspektifi
Küresel yatırımcılar son dönemde plastik geri dönüşüm teknolojilerine daha fazla ilgi gösteriyor. Bunun nedeni yalnızca çevresel duyarlılık değil. Karbon fiyatlamasının yaygınlaşması ve şirketlerin net sıfır hedefleri, düşük karbonlu hammadde ihtiyacını artırıyor. Özellikle çok uluslu markalar, tedarik zincirlerinde geri dönüştürülmüş içerik oranını artırma taahhütleri veriyor. Bu da geri dönüşüm teknolojilerini bir “çevre projesi” olmaktan çıkarıp stratejik yatırım alanına dönüştürüyor.
