Savaşlar, enerji altyapısındaki hasarlar, kırılan tedarik zincirleri ve artan jeopolitik riskler küresel ekonominin alıştığımız düzenini değiştiriyor. Belirsizlik bir gün sona erse bile geride değişen hatlar, müşteriler, maliyetler ve iş yapma biçimleri kalacak.
2026’nın yarısından fazlasını geride bıraktık. ‘İmkanlar dahilindeki’ olabilecek her türlü negatif haber akışı piyasalar nezdinde etkili olmaya devam ediyor. Ağustos’un da ortasına geldik. Yıl için başlangıçta tasarlanan makro çerçeve gerek bizim gerekse diğer herkes için büyük oranda değişti. Jeopolitik riskler ve devamlılığını muhafaza eden yüksek belirsizlik ortamı, bugün için muhasebe yapmayı, yarın içinse plan-program oluşturmayı zorlaştırıyor.
ABD-İsrail-İran çatışma süreci, görünenden ötesini ifade ediyor. Bunun bir benzerini daha önce Rusya-Ukrayna savaşında görmüştük. Dönemsel şiddet azalımı olmakla birlikte, o süreç de kendi içerisinde farklılaşarak bir şekilde masada kalır halde. Çatışma şiddeti değişse de aynı şekilde kalan ve hatta daha kötüleşen bir şey var: enerji ve üretim altyapılarındaki hasar.
Ukrayna Rusya’ya, Rusya da Ukrayna’ya saldırıyor. Hedef alınan tesisler, ağırlıklı enerji altyapısına yönelik. Özellikle Rusya’daki hasar çok ciddi. Öyle ki kimi petrol ürünlerinde ithalat oranlarında önemli artışlar gerçekleşirken, kimilerinde de ihracat kısıntılarına gidilerek içerideki denge korunuyor. Bu da bugünlerin meşhur konusu olan ‘rafineri marjı’ meselesini sürekli canlı tutuyor. Aynı durum Orta Doğu’daki gelişmeler için de geçerli. İran’ın aldığı altyapı hasarı ve onun verdiği karşılık neticesinde bölge ülkelerinde oluşan hasarlar, aynı konunun mekân değiştirmiş halini temsil ediyor. Yine aynı noktaya geliyoruz.
Yüksek belirsizlik ortamı elbette bir noktada sakinleyerek dengelenmeye başlayacaktır. Kuşkusuz bunun zamanlamasını ve boyutunu kestirmek imkansıza yakın. Ancak, sonrasını konuşmak zor olsa da şimdiden düşünmek ve tartışmak değerli. Çatışma süreçlerinin son bulduğu dönemde elimizde kalan en büyük sorunlar, enerji altyapılarındaki hasar ve arz zincirlerindeki kırılımlar olacak. Bu da şirketlerin farklı arayışlara ve partner bulmalarına sebep olacak. Kırılım dediğim de tam olarak bu. Hatlar değişecek, müşteriler değişecek, anlaşmalar değişecek, anlaşma maddeleri değişecek, maliyetler değişecek ve hepsinden önemlisi, güvene dayalı iş yapma şekilleri değişecek.
Buraya kadar konuştuklarımız, resmin sadece görünürdeki küçük bir kısmı. Henüz diğer sorunlar listede bunun kadar kendisine yer bulamıyor. İşin insani boyutu, hepsinden daha acı, can yakıcı.
Global ekonomi, pandemi ile önemli bir kırılım noktasına gelmişti. O zamanlar bu köşede sıklıklar tartıştığımız enflasyon tortusu meselesi şiddeti artar şekilde devam ediyor. Patlak veren savaşlar, kırılan arz zincirleri, devreye alınan tarife uygulamaları ve daha nicesi. Muhtemelen dün alıştığımız ekonomik düzen bir daha geri dönülemez şekilde değişti-değişiyor-daha da değişecek. Bu düzenin kendine has farklılıkları, konumlanmaları, arayışları ve denge noktaları olacak. Kazananlar ve kaybedenler değişecek. Para ve maliye politikalarında ezberler değişecek ki değişmeye başladı dahi. 1970’lerin enflasyon rejimi ile 90’lar ve 2000’lerin ortamı birbirinden farklı olduğu gibi, yeni dönemin rejimi de farklı olacak. Bu nedenle merkez bankalarının işleri artık hem daha zor hem de daha yaratıcı olmak zorundalar.