ABD-İran çatışma hattında ‘nispeten sağlanan sükunet’ olumlu yönde etkisini gösterdi. Enerji maliyetlerindeki gerileme küresel piyasaları desteklerken, yurt içi varlıklarda da dört haftanın ardından toparlanma sinyalleri güçleniyor. Ancak iç talepteki zayıflama ve finansmana erişim sorunları ana risk olmayı sürdürüyor.
Piyasaları, tüm karmaşa ve gri hava içerisinde, anlamaya ve konuşmaya devam ediyoruz. Bu köşenin üst üste piyasa yazıları serisinde sanıyorum ki son yılların en yüksek frekanslı döneminden geçiyoruz.
Farklı bir başlık, maalesef, henüz söz konusu değil. Jeopolitik gelişmelerin gölgesinde global varlıklar, ABD ve teknoloji sınıfı amiralliğinde yön bulmaya devam ediyor. Güney Kore varlıklarındaki türbülansın ardından -geçtiğimiz hafta hem bunu hem de muhtemel dersleri konuşmuştuk- biraz daha düşük volatilite ile yola devam ediyoruz. Kaldıraçlı pozisyonların büyük kısmında yaşanan temizlik, bir kez daha deneyimsiz yatırımcı grubunun belki de bir daha asla sermaye piyasalarını tercih etmeden varlık getirilerinde ilerlemesi düşüncesini tetiklemiş olacak.
ABD-İran çatışma hattında ‘nispeten sağlanan sükunet’ fiyatlamaları olumlu yönde, enerji maliyetlerini ise ‘düşürücü’ etki sağlıyor. Petrol fiyatları üst üste ikinci haftayı da düşüşle kapatırken, kısmen yakın dönem zirvelerinden ürün marjlarında da geri çekilme yaşandı. Kuşkusuz bu da ithalatçı konumda yer alan ülkeleri bugün için olmasa da ileri vadede, en erken 1-3 ay içerisinde, sürdürülebilir olması durumunda olumlu etkileyebilecek bir gelişme. Risk algısı da destekleniyor. Ancak, genel resmin hala daha yakından takip edildiğini, görüşmelerin ne yöne evrileceği ve bilhassa Hürmüz noktasındaki düğümün çözümü ana başlıklar olarak masadaki yerini koruyor.
Yurt içi varlık fiyatlamalarında ise, hisse senetleri cephesi, bu kez negatif ayrışmaktan ziyade 4 hafta sonra geri dönüş sergiledi. Devam eden bilanço sezonu yoğunluğu ve haber akışı yağmuru altında yatırımcılar yön ararken, bankacılık sektöründeki ağır 6 haftalık satış %3’lük tepki ile geri dönüş sinyaline yönelik umutları destekledi. Buraya kadar tartıştığımız diğer gelişmelerin de desteğiyle ülke risk primi de azalırken, yeniden 230bp aşağısına kayma gösterdi. TL cinsinden tahvil faizleri ve Eurobond cephesinin de olumlu reaksiyona katılım sağladığını ekleyelim.
Ancak, bizim açımızdan ana hikâye, iç talepteki yavaşlama, sıkılaşan finansal koşullar ve yürürlükteki regülasyonların etkisiyle finansmana erişimde bireylerin ve şirketlerin zorlanması olarak korunuyor. Bu da iç talepte zorlanmaya ve BIST’e kote şirketlere yönelik beklentilerin zayıflamasına zemin hazırlıyor. Keza yavaş yavaş sanayi kesiminden gelen finansallar, finansman gideri, ciroda zayıflık ve gelecek dönem beklentilerinin güçsüzleşmesi şeklinde kendisini gösteriyor. Tüm bunlara yanıt bulabilmek için elimizdeki en yakın takvim, ayın 13’ünde TCMB’nin gerçekleştireceği Enflasyon Raporu sunumu olacak. Genel piyasa konsensusun şekillendiği yıl sonu %29-31 aralığına Banka’nın ne oranda yaklaşacağından ziyade fonlama maliyetinde normale dönüşün zamanlaması ve daha önemlisi gelecek yılın enflasyon beklentilerinde herhangi bir revizyona gidilip gidilmeyeceği diğer her şeyden çok daha fazla öne çıkıyor.
Kabul edelim ki bu yılın genel makro çerçevesi çok büyük sürprize işaret etmeyecek bir noktaya evrildi. O nedenle artık ilerisini, 2027’yi, enflasyon ve faiz patikasının nasıl şekilleneceğini, muhtemel diğer sürprizleri ve gelişmeleri konuşmaya başlamak zamanlama açısından daha doğru ve yerinde olacak. Ağustos başladı ve ortasına gelindi bile. Eylül, herkes için bir sonraki yılın bütçelerini şekillendirme dönemi. Unutmamak gerek.