Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 37’de sabit tutmasının ardından para politikasını önümüzdeki dönemde zorlayabilecek üç önemli risk öne çıkıyor. Enerji fiyatlarındaki yükseliş, iç talepteki zayıflama ve seçim sürecinin yanı sıra büyük merkez bankalarının faiz politikaları, enflasyonla mücadelede Merkez Bankası’nın hareket alanını daraltabilir.
Politika faizini değiştirmeyerek yüzde 37’de sabit tutan Merkez Bankası’nın yakın gelecekte karşı karşıya kalacağı güçlükler var. 10 Eylül’de yayımlanan Para Politikası Kurulu karar metninde, önümüzdeki birkaç toplantıda alınacak kararlara ışık tutması amacıyla yazılmış ve enflasyonun nasıl şekillenebileceğine ilişkin Merkez Bankası görüşlerini yansıtan paragrafta hem olumlu hem de olumsuz noktalara değinilmişti. Buraya taşıyorum:
“Aylık dalgalanmalara karşın, son dönem enflasyon gerçekleşmeleri ve öncü göstergeler enflasyonun ana eğiliminin gerilediğine işaret etmektedir. İktisadi faaliyete ilişkin veriler ve arz şoklarının yurt içi fiyatlara yansımasının sınırlı kalması iç talepteki zayıf seyri teyit etmektedir. Diğer taraftan, jeopolitik gelişmeler neticesinde yüksek seyreden enerji fiyatları enflasyon görünümü üzerinde yukarı yönlü risk oluşturmaktadır. Jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı, iktisadi faaliyet ve beklenti kanalı üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir.”
Dikkat ederseniz, enflasyonun önümüzdeki aylarda izleyeceği yol açısından iki olumlu, bir olumsuz noktaya dikkat çekiliyor. Enflasyonun ana eğiliminin düşme yönünde olduğu belirtildikten sonra, iç talebin seyrinin de bu eğilime katkı verdiği vurgulanıyor. Buna karşılık, yüksek seyreden enerji fiyatları enflasyonu yükseltici bir risk unsuru olarak değerlendiriliyor. Ne yazık ki bu risk artarak devam ediyor. Hürmüz Boğazı’nın neredeyse kapalı olmasının yanı sıra, işin içine bir de Suudi Arabistan’ın petrol arz etme kapasitesini hedef alan Husi güçlerinin saldırıları girdi. Babülmendep Boğazı da kapandı gibi. Dolayısıyla, Merkez Bankası’nın önündeki güçlüklerden ilki ham petrol fiyatlarının keskin biçimde yükselmekte olması. Üstelik motorin fiyatları daha da belirgin artıyor.
İkinci güçlük, karar metninde enflasyon açısından olumlu olarak değerlendirilen iç talepteki seyir ile ilgili. GSYH büyümesinin bu yıl potansiyelinin yarısına yakın bir düzeyde gerçekleşmesi söz konusu. Sanayi kesiminden gelen şikâyetler giderek artıyor. Özellikle giyim, deri ve tekstil gibi sektörler ile çoğu ihracatçı mevcut durumdan memnun değiller. Bir de seçime yaklaşıyoruz. Seçim ortamında bu yakınmalar giderek duyulur hale gelebilir ve para politikasının mevcut biçimde uygulanmasına kırmızı ışık yakılabilir. Seçim ile ilgili risk sadece bu değil. Türkiye’nin yakın tarihi müstesna seçim ekonomisi uygulamaları –mesela bol ve ucuz kredi politikası- da para politikası açısından önemli sorunlar yaratmaya aday. Elbette, hem kırmızı ışık hem de seçin ekonomisi uygulaması ‘mutlaka’ olacaktır demek mümkün değil. Ama böyle bir risk var ve bu riskin gerçekleşme olasılığı da küçümsenmemeli.
Üçüncü güçlük büyük merkez bankalarının faiz artırma eğilimlerine ilişkin. Avrupa Merkez Bankası (ECB) geçen hafta politika faizini yükseltti. Fed’in de Trump’ın baskılarına rağmen faiz artırması giderek daha güçlü bir olasılık haline geliyor. Özellikle Fed’in ve bir ölçüde de ECB’nin faiz artırmaları bizim gibi ülkeler açısından sevimli bir gelişme değil. Çünkü dışarıdan borçlanmaya bağımlı bir ülkeyiz. Büyük merkez bankalarının faizleri yükseltmelerinin hem borçlanma maliyetimizi artırma hem de borçlanma miktarını azaltma gibi olumsuz etkileri var. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, zamana yayılmış bir biçimde Fed bir kez ya da iki kez sınırlı ölçüde faiz artırdı diye bizde belirgin olumsuzluklar yaşanmaz. Faiz artırımları devam eder ve artırımlar daha sık yapılırsa o zaman sorunlar başlar. Şimdilik bu riskin gerçekleşme olasılığı oldukça düşük görünüyor.
