Temmuz ayında yıllık imalat sanayi enflasyonu yüzde 29, tarım enflasyonu ise yüzde 18,8. Hizmet sektörü için haziran verisi var: yüzde 31,8. Tarımı bir tarafa bırakırsak, imalat sanayi üretici enflasyonu hizmet üretici enflasyonundan 2,8 puan düşük; o kadar.
Bir süredir sanayi sektörü temsilcileri tarafından dillendiriliyor. Mealen şu: “Biz enflasyon açısından üzerimize düşeni yaptık. Tüketici fiyat sepetindeki sanayi sektörüne ilişkin malların fiyat artışı yüzde 20’nin altında. Oysa tüketici enflasyonu yüzde 32 düzeyinde. Özellikle hizmet sektörü enflasyonu çok yüksek. Daha ne yapalım?” Yaklaşık iki yıl önce İstanbul Sanayi Odası’nda, geçen hafta da Eskişehir Sanayi Odası’nda katıldığım toplantılarda şahit oldum. Başka sanayi odası temsilcilerinin de benzer açıklamaları basında yer aldı.
Gelin, azıcık deşelim bu değerlendirmeyi. Öncelikle, bu savı ileri sürerken kullanılması gereken tüketici değil, üretici enflasyonu. İlkinde vergiler de işin içinde, ikincisinde ise vergiler yok. Yurt içi üretici enflasyonları açısından durum şöyle: Temmuz ayında yıllık imalat sanayi enflasyonu yüzde 29, tarım enflasyonu ise yüzde 18,8. Hizmet sektörü için haziran verisi var: Yüzde 31,8. Tarımı bir tarafa bırakırsak, imalat sanayi üretici enflasyonu hizmet üretici enflasyonundan 2,8 puan düşük; o kadar. Son on iki ayın ortalama yıllık üretici enflasyonlarına bakınca ise durum, iddia edildiği kadar değilse de biraz daha sanayi lehine (yüzde olarak): İmalat: 27,5; hizmet: 31,8; tarım: 36,3.
Sanayi üretici enflasyonu kur artışının çok üzerinde
Biraz daha derine inelim: Yarısı Euro, yarısı da dolar olan döviz sepetinin yıllık artışı yüzde 15,6. Evet, 15,6. Son on iki ay dikkate alındığında, asgari ücretin artış oranı ise yüzde 28. Enerji maliyeti açısından üretici fiyat endeksinin ilgili kalemine bakalım: Yüzde 26,6 artmış. Asgari ücret ve enerji maliyeti hizmet sektörü için de geçerli. Oysa döviz kuru imalat sanayi açısından önemli bir maliyet unsuru, hizmet sektörü için ise önemi daha az. Bu açıdan bakıldığında, sanayi üretici enflasyonu önemli bir maliyet unsuru olan döviz kuru artışının çok üzerinde.
Bu basit analizde eksik olan ürün fiyatı hesaplanırken maliyetin ne kadar üzerine çıkıldığı. Maliyetler hangi katsayı ile çarpılıyor? Fiyat/maliyet oranı son aylarda nasıl hareket ediyor? TEPAV’dan Ekrem Cünedioğlu’nun bu çarpanı da dikkate alan enflasyon analizi yakında yayımlanacak. Bakalım bulguları ne yönde?
Enflasyonla mücadele niyeti sözde kalıyor
Daha önemlisi şu: İster sanayici olsun, ister ücretli çalışan, ister emekli, ister akademisyen ya da köşe yazarı. Yukarıdaki ‘kuru’ enflasyon değerlerinin arkasındaki nedenlere eğilmek gerekiyor. O nedenleri neden ortadan kaldıramıyoruz? Mesela gerçeklerden çok kopuk bir faiz-kredi politikasına karşı “Durun, bunun acısı ileride çıkar” diye neden uyarıda bulunmuyoruz? Tamam, sendikalaşma oranı çok düşük; tamam, emekli sesini nasıl duyuracak? Ama bana öyle geliyor ki bu coğrafyada 1970’lerin ortalarından beri yüksek enflasyonla yaşamamızın temel nedeni enflasyonu düşürmeye niyetimizin olmaması. Zira enflasyonu yükselten unsurlardan öyle ya da böyle hoşlanan etkili bir kesim var; öyle olunca da enflasyonla mücadele niyeti sözde kalıyor.