Mimar Faruk Malhan tarafından kurulan Koleksiyon, bugün Jean Nouvel, Studio Kairos, Defne Koz, Marco Susani ve Buratti Architetti gibi dünyaca ünlü tasarımcılarla iş birlikleri yürüten küresel bir şirket olarak yatırımlarına devam ediyor.
Geçtiğimiz günlerde Koleksiyon’un Yönetim Kurulu Başkan Vekili Koray Malhan, GTC Ajans Başkanı Müge Sevil ve Pop Culture Kurucusu Pellin Özgen Piker'le buluştuk. Markanın gelişim öyküsü ve gelecek planları hakkında konuştuk. Malhan şirketin tasarım felsefesini “Modernizmin getirdiği "kompartmanlaşmayı" bir başka deyişle “burası ev, burası ofis ayrımını” reddederek, hastanenin otele, ofisin eve benzediği "geçişken" mekanlar kurgulamak” cümlesiyle özetledi.
Öykü nerede başladı?
Koleksiyon’un yolculuğu Faruk Malhan’ın Ankara OSTİM Sanayi Sitesi'ndeki küçük bir metal atölyesinde attığı temellerle başladı. Hedef, mobilyanın temel unsurlarını uzmanlaşarak üretmekti. Önce Ankara’da ahşap üretimi için Mastaş, daha sonra İstanbul’da döşeme üretimi için Panda tesisleri kuruldu. Böylece endüstriyel altyapısını güçlendirdi.
İlk mağazalar nerede açıldı?
1980’li yıllarda, Ankara Kavaklıdere ve İstanbul Nişantaşı’nda açılan mağazalarımız, "tasarımı günlük hayatla buluşturma" misyonumuzun ilk adımları oldu. Estetik, form ve işlev odaklı bu yeni anlayış, Türkiye’de büyük takdir topladı. Ev ve ofislerde "tasarlanmış mobilya" kavramının yerleşmesine öncülük etti.
Büyükdere’deki tesis ne zaman yapıldı?
Şirketimizin en önemli dönüm noktalarından biri, 1994 yılında İstanbul Büyükdere’de atıl durumdaki eski bir vinç fabrikasının satın alınarak dönüştürülmesi oldu. 40.000 metrekarelik bu alanı, çam, ladin, ceviz ve meşe ağaçlarından oluşan "iç mekan ormanı" ile benzersiz bir deneyim merkezine çevirdik. Aynı yıl dünyanın en prestijli fuarlarından Orgatec’e katılarak uluslararası arenaya çıktık.
Üretimi nerede yapıyorsunuz?
Üretim gücümüzü artırmak için tüm tesislerimizi Tekirdağ’da merkezileştirdik. Markalarımızı "Koleksiyon Home" ve "Koleksiyon Contract & Office" olarak iki ayrı kategoride yönetiyoruz. Tekirdağ fabrikamıza yaptığımız 6 milyon Euro’luk yatırımla tam otomatik CNC hattını kurduk. Böylece, üretim hızımızı 12 katına çıkardık.
Yurt dışı operasyonlarınız nasıl gelişti?
Londra’nın yaratıcı merkezi Clerkenwell’de mağazamız var. Kolombiya’nın Bogota şehrinde açtığımız mağazalarla, Güney Amerika pazarına giren ilk Türk sözleşmeli mobilya markası olduk. Mezopotamya’dan ilham alan köklerimiz ve global tasarım vizyonumuzla yolculuğumuza devam ediyoruz.
Fabrikanızın üretim kapasitesi ve istihdam rakamlarınız nasıl?
86 bin metrekare açık ve 45 bin metrekare kapalı alana yayılan bir kapasitemiz var. . Ahşap, Metal ve Döşeme olmak üzere üç ana imalat atölyesi ve boya tesisini barındıran bu entegre yapıda; yıllık 400 bin metrekare ahşap mobilya ve 54 bin adet döşemeli mobilya üretiyoruz. Şirketimiz bünyesinde, 335’i üretim tesisinde olmak üzere, merkez ofis ve mağazalarla birlikte toplam 481 kişi istihdam ediliyor.
Sürdürülebilirlik yatırımlarınız nasıl ilerliyor?
Artan enerji maliyetlerini yönetmek ve karbon ayak izini azaltmak hedefiyle Tekirdağ fabrikamızda kapsamlı bir Güneş Enerjisi Santrali (GES) yatırımı yaptık. İlk etapta 2.2 Milyon ABD Dolar (+KDV) yatırımla başlayan proje, ilave güç artışlarıyla birlikte toplam 3,19 MWe kurulu güce ulaşmıştır. Bu yatırım sayesinde fabrika, 2024 yılının ilk yarısında ihtiyaç duyduğu elektriğin tamamını (%100) GES’ten karşıladı. Ayrıca, tüketiminin %79 fazlası kadar elektrik enerjisi üretti. Sürdürülebilirlik vizyonunumuzu TS EN-ISO 14001 Çevre Yönetim ve TS EN-ISO 50001 Enerji Yönetim sertifikalarıyla belgelendirdik.
Ar-Ge yaklaşımımız da sürdürülebilirlik ilkeleri çerçevesinde şekilleniyor. Malzeme seçimi ve döngüsel tasarım üzerine odaklanan çalışmalarla geleceğin ürünlerini geliştirilmeyi hedefliyoruz.
Çalışanlarınız için neler yapıyorsunuz?
Şirketimiz bünyesinde çalışanlarımızın kişisel gelişimi ve performans değerlendirmesi için "Koleksiyon Akademi" yapısı kurduk.
50. yılınız için hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz?
Biz 50. Yılımızı kutlamak yerine kaynaklarımızı fabrikanın ve teknolojinin dönüşümüne ayırdık. "Second Fifty" (İkinci 50) adını verdiğimiz bu yaklaşım çerçevesinde, Alman mühendislerle işbirliği yaparak makine parklarımızı yeniledik. SAP sistemi ve "Butterfly & Pin" entegrasyonu ile üretim hattında dijital bir otoban kurduk. Hollandalı “Build in Amsterdam” ajansı ile çalışarak, markamızın yeni mottosunu "Active Build Around Life" (Yaşamın etrafında inşa edilmiş) olarak belirledik.
Tasarım felsefesinde ise modernizmin getirdiği "kompartmanlaşma" (burası ev, burası ofis ayrımı) reddederek, hastanenin otele, ofisin eve benzediği "geçişken" mekanlar kurgulayan "Soft City" yaklaşımı benimsedik.
Bu vizyon ürünlere nasıl yansıdı?
Bu vizyonla ofislerdeki büyük sabit masalar yerine; hareketli, küçük, kafe rahatlığında çalışma alanları sunan "Bistro" konsepti ve kablolamanın kanepelere alındığı yenilikçi sistemler geliştirdik.
San Francisco’da 550 kişilik bir teknoloji ofisinde, ayakkabıyla girmenin yasak olduğu ve masa yerine kanepelerin kullanıldığı "ev rahatlığında" bir ofis projesini hayata geçirdik.
Dubai’de ise klasik ofis masaları yerine tamamen koltuk ve kanepelerle döşenen Gaming Authority (Oyun Otoritesi) merkezi ve dünyanın en büyük hukuk bürolarından Clyde & Co projesi tamamladık.
Avrupa’daki çalışmalarınız nasıl ilerliyor?
Almanya Aachen’de tarihi bir kiliseyi modern mobilyalarla "Digital Church" (Dijital Kilise” konseptine dönüştürdük. Fransa’da Jean-Michel Wilmott’un araştırma merkezi ve Paris Filarmoni projelerimiz öne çıkan referanslarımız arasında yer alıyor.
Geçtiğimiz yıl Compasso d’Oro kazandınız. Bu ödül neden önemli?
Tasarım dünyasının Oscar'ı kabul edilen Compasso d’Oro 2025 Uluslararası Tasarım Ödülü ile uluslararası başarımızın bir kez daha tescillenmesinden dolayı büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Koz Susani Design (Defne Koz & Marco Susani) imzası taşıyan ve "Hayatlarımız için Geleceğin Toplumunu Tasarlamak" temasında ödüle layık görülen Minipod, Milano’daki ADI Design Museum’un kalıcı koleksiyonuna dahil edilerek çağdaş tasarımın 2.500 ikonik eseri arasındaki yerini aldı.
Minipod’un özelliği nedir?
Pandemi sonrası değişen çalışma alışkanlıklarına yanıt olarak geliştirilen Minipod’u, bireyin açık ofislerde veya evlerde kendine ait, korunaklı bir alan yaratmasını sağlayan "yeni nesil bir çalışma yuvası" olarak tanımlıyoruz. David Sim’in Soft City kitabından ilham alan "Soft Work Habitat" yaklaşımıyla tasarlanan ürün, filozofların "düşünme kapsüllerinin" çağdaş bir yorumu niteliği taşıyor.
Ayarlanabilir yüksekliği sayesinde hem oturarak hem de ayakta çalışma imkanı sunan ürün, entegre kablolu ve kablosuz enerji çözümleriyle kesintisiz bir çalışma deneyimi vaat ediyor. Çelik sırt üzeri kumaş döşeme yapısı ve akustik yalıtımıyla yarı izole bir ortam yaratan Minipod, kullanılmadığında heykelsi bir obje estetiği sunarak profesyonel alanlara ev sıcaklığı taşıyor.
