Son çeyrek yüzyılda yaşadığımız en önemli şanssızlık geçmişi bilmeyen politikacılar ve akademisyenler. Geçmişi bilmeyenler geleceğe iyi hazırlanamazlar.
Yüzyılı aşan cumhuriyet döneminde yaşanan tüm krizlerde döviz kuru etkileyici oldu. Birçok krizde de yetersiz döviz rezervi başat rol oynadı. IMF üyeliği sonrası yaşadığımız ilk kriz olan 1958 krizinde Türkiye aynı zamanda Cumhuriyet tarihinin üçüncü büyük devalüasyonunu yaptı. 24 Ocak kararları, Türkiye’yi dışa açılırken aynı zamanda finansal serbestleşmenin taşlarını da döşemişti. Nitekim 1989 yılında finansal serbestleşmeye gidildi, ülke sermaye hareketlerine açıldı. Bu tarihten sonra 2002’ye kadar yapılan hataları da sıralayabiliriz.
Bugünkü krizin yaşadığımız önceki krizlerden farklılığı 23 yıl iktidarda olan tek parti döneminde gerçekleşmesi. 23 yıllık bu uzun dönemde Türkiye’de 2017 Anayasa değişikliği ile rejim de cumhuriyetten oligarşiye dönüştü. Bu durumda elbette ülkenin sadece iktisadi yapılanması değil kurumsal yapılanması da değişti. 23 yılda hükümetin başında Recep Tayyip Erdoğan ya başbakan ya da cumhurbaşkanı olarak tek karar verici oldu. Ancak bu durum özellikle rejim değişikliği sonrası daha da çok belirginleşti. Yürütmeyi frenleme işlevi olan bağımsız yargının 2010 Anayasa değişikliği ile ortadan kaldırılması sistematik hataları da beraberinde getirdi. 23 yılda lider Erdoğan hükümetin başında iken bu dönemde 15 yıl ekonominin başında da Ali Babacan-Mehmet Şimşek görev yaptı.
23 yıllık dönemde en önemli kazanım ilk 10 yıl içinde enflasyonun tek haneye gerilemesi oldu. Bunda küresel ekonomide yaşanan kriz nedeniyle ortaya çıkan dolar bolluğu sayesinde kurlarda istikrarın sağlanması kadar özelleştirme gelirlerinin bütçeye destek olması belirleyici oldu. Bu süreçte özel sektörde tıpkı Rusya ve Çin’deki gibi oligarklar türedi, 2015 sonrası maliye politikasındaki genişlemenin borçla finansmanı da belirleyici oldu. Döviz kuru üzerindeki baskı akıl dışı bir tutumla Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasına geçilmesine neden oldu. 1975’te Milliyetçi Cephe (MC) hükümetinin denediği ve ödemesini 12 Eylül Darbesi sonrası kurulan Özal hükümeti tarafından yapılan yüksek maliyetli Dövize Çevrilebilir Mevduat (DÇM) borçlanma sorunu yeniden yaşandı.
TCMB üst üste iki yıl zarar etti
TCMB, 2023 ve 2024 yıllarında (tarihinde bir de 2003’te zarar etmişti) sırasıyla 818,2 ve 700,4 milyar TL zarar etti. Bu zararın nedeni KKM’den kaynaklanan kur farkları idi. Hükümet açıkça elinde döviz bulunduranlara elde ettikleri faiz gelirinin üstüne bir de ek kur farkı ödemesi yaptı. Yani ulusal gelirden zenginlere kaynak transfer etti. Bu, sadece sebepsiz zenginleşmeye neden olmadı, gelir dağılımını daha da bozdu; bu arada bankacılık sistemi birilerine rant sağlayarak sisteme olan güvenirliği zedeledi.
Kaynak: https://www.hmb.gov.tr/kamu-finansmani-istatistikleri
Hükümet hafta sonu KKM uygulamasını kaldırdığını duyurdu. Bunu da sanki kararı alan kendisi değilmiş gibi büyük bir başarı öyküsü olarak sundu. Halbuki bu uygulamanın maliyeti ülkeye yaklaşık 100 milyar dolara mal oldu.
Borç tünelinin sonu karanlık
2002-2025 döneminin Türkiye iktisat tarihi açısından en önemli farkındalığı yüksek borçlanmaya gidilmesi. Bu dönemde kritik yıllarda (kurumsal düzenlemeler) yapılan borçlanma rakamlarını grafikte verdim. AKP iktidara geldiğinde Cumhuriyet 79 yaşında idi, bu kadar uzun sürede 258 milyar TL borç yapılmıştı. Borç, Abdullah Gül cumhurbaşkanı olduğunda 342 milyar TL’ye. 2010 Anayasa değişikliği yapıldığında 448 milyar TL’ye yükseldi. Borç, Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olduğunda 575 milyar TL’ye ulaştı. Bu tarihten sonra borçlanma hızlandı. 2017 yılı Anayasa değişikliği yapıldığında 793 milyar TL, 2018’de rejim değişikliği ile 982 milyar TL’ye, 2023 seçimlerine gelindiğinde 6.344 milyar TL’ye çıktı. Seçim sonrası Mehmet Şimşek bakan oldu. O tarihlerde de yazmıştım, Sayın Bakan’ın birincil görevi borçları ödemek için borç bulmak ve ülkeyi yeniden borçlanabilir hale getirmektir diye. Sayın Bakan bunu başardı. İki yılda ülkeyi 5.118 milyar TL borçlandırdı ve ülkenin kamu borcu toplamı da Haziran 2025 itibariyle 11 trilyon 462 milyar TL oldu.
Bu borcun dolar cinsinden değeri 287 milyar 902 milyon dolar, 2023’te Şimşek’li hükümet kurulduğunda borç 217 milyar 146 milyon dolardı, yani iki yılda borç stoku dolar cinsinden 70 milyar 706 milyon dolar arttı.
Devam eden ekonomik kriz, KKM sonrası da sürmekte ve yeni daha büyük krizlere doğru yol almaya devam etmekte. Son çeyrek yüzyılda yaşadığımız en önemli şanssızlık geçmişi bilmeyen politikacılar ve akademisyenler. Geçmişi bilmeyenler geleceğe iyi hazırlanamazlar.
Bundan dolayı bu hafta sizlere kitap önerim Türkiye’nin yüzyıllık makro ekonomi tarihini anlatan “Yüzyılın Ekonomisi”, Editör Ömer Faruk Çolak. Kitaba katkı veren tüm akademisyenlere teşekkürler.
Zafer Bayramımız kutlu olsun. Başta Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere tüm şehit ve gazi askerlerimize saygıyla.