Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 1995-1996 yıllarında Lefke Avrupa Üniversitesi Rektörü olduğum dönemde AB Komisyonu’nun Rum yönetimi nezdinde akredite büyükelçisi Giles Anouil, hemen hemen hergün kuzeye geliyor ve çeşitli dernek ve kuruluşlarda konuşmalar yapıyordu. Burada amaç Kıbrıs Türklerini AB üyeliğine ikna etmekti. Ancak bunu yaparken gerçekleri çarpıtıyor tamamen yalan beyanlarda bulunuyordu. Son derece aşağılayıcı sözler söylüyor ve tam anlamıyla Kıbrıslı soydaşlarımızın moralini bozmak için faaliyet gösteriyordu: “Türkiye, Gümrük Birliği anlaşması ile Rum Yönetimi’ni tanımıştır. Türkiye, Kıbrıslı Türkleri terk etttiği için artık başınızın çaresine bakmalısınız. AB’ye girdiğinizde Türkiye’nin garantörlüğüne ihtiyacınız kalmayacak, AB Adalet Divanı, en büyük güvenceniz olacaktır. Kıbrıs Türkü artık AB’nin en önemli kurumlarında temsil edilecektir.”
Bu söylemler Kıbrıslı soydaşlarımızın moralini bozuyordu. O kadar güvendikleri Türkiye, gerçekten Rum Yönetimi’ni tanıyacak mıydı? Gümrük Birliği (GB) nedeniyle Türkiye KKTC ürünlerine ambargo mu uygulayacaktı? O tarihte KKTC muhalefet partileri de bu savları öne sürmekte ve başta Anouil ve diğer diplomatlar, ayrıca adaya özel olarak havayı bulandırmak için gönderilen kişiler, yoğun bir psikolojik harekât uyguluyordu. “Önemli kurumlarda temsil edileceksiniz” sözü de “tanınmamış ülke” vatandaşı olan soydaşlarımızın kulağına müzik gibi geliyordu.
Anouil’in “Birleş yahut Mahvol” başlığı
Yeşil hat üzerinde Ledra Palas’ta düzenlenen bir toplantıda “Avrupa Birliği: Kıbrıslı Türkler için Fırsat(lar) Penceresi” başlıklı bir tebliğ sunan Avrupa Birliği büyükelçisi Anouil, Kıbrıs Türklerine hitaben “Unite or Perish” yani “Birleş yahut Mahvol” başlığını seçmişti. Lefke Avrupa Üniversitesi’nde AB hukuku yüksek lisans programı başlattığım için ziyaretime gelen büyükelçiyi bu sözlerden ötürü eleştirerek uyardım. “Aceleye geldi. Üzerinde çok düşünmedim” gibi sözlerle geçiştirdi.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde (GKRY) AB Temsilciliği, düzenli olarak “European Union News-European Commission Newsletter of the Delegation to Cyprus” adını verdikleri bir haber bülteni yayınlıyordu. Bu yayında Kıbrıs Türklerine hitaben “Unite or Perish” “Birleş yahut Mahvol” başlığında şunlar yazılıydı : “By joining the EU a future will open for the Turkish Cypriots. Not only in the way of their identity being recognised, having access to European markets, having the support of European various funds. It will give them an aim and a perspective.” (November 1995, No.10/95). “AB’ye girmekle Kıbrıslı Türkler için bir gelecek açılacak. Sadece kimliklerinin tanınması yoluyla değil Avrupa pazarlarına girebilmekle, çeşitli Avrupa fonlarının desteğini alarak. Bu onlara bir hedef ve perspektif verecektir.”
İngilizler de yoğun çaba harcıyor ve Cambridge Üniversitesi ünlü AB Hukuku profesörü ve dönemin AB Konseyi Hukuk Müşaviri olan Prof. Dr. Alan Dashwood’u kuzeye getirip KKTC’nin tüm siyaset adamları ve üst düzey bürokratları önünde konferans verdiriyordu. Ne var ki bu bilim adamı dahi gerçekleri çarpıtıyordu. Konuşmasından sonra söz aldım ve yanımda getirdiğim, Dashwood’un kendisinin yazdığı EU Law-AB Hukuku kitabından ilgili bölümleri okuyup, toplantıda söylediklerinin gerçek olmadığını belirttiğimde hiç yüzü kızarmıyordu. “Kıbrıs Türkleri AB’nin önemli kurumlarında temsil edilecek” dediğinde bunun “Bölgeler Komitesi” olduğunu vurguluyordu. “Kitabınızda bunun önemsiz bir kurum olduğunu ve sadece bölgesel politikalar, tarım gibi konularda ve tamamen istişari mahiyette karar alabildiğini yazmışsınız” dediğimde, gülümsemekle yetiniyordu.
Bu durumda ne yapabilirdim? “Kıbrıs” gazetesinde uzun makaleler yazıp AB kurumlarını, AB Hukuku’nun özelliklerini ayrıntıları ile anlatmaya çalıştım. Yazdıklarımdan hoşlanmayan muhalif çevreler beni TC Dışişleri’nin özel olarak adaya gönderdiğini dahi iddia ettiler! Türkiye’den gelenlerin söylediklerine pek önem vermedikleri için çok tanınmış, gerçek otorite olan yabancı AB uzmanlarını davet etmem gerekti.
Lefke Avrupa Üniversitesi’nde başlattığım yüksek lisans programı çerçevesinde ünlü AB Hukuku profesörlerini davet ederek sürdürülen psikolojik harekata karşı gerçeklerin ortaya konmasını sağlamak üzere daha sonra Bruges’da AB kurumlarına eleman yetiştirmek üzere kurulan, College of Europe rektörü olan Prof. Dr. Jörg Monar, Londra İktisat Okulu ünlü London School of Economics Avrupa Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Paul Taylor, Exeter Üniversitesi Avrupa Hukuku Merkezi Müdürü Prof.Dr. Dominik Lasok, Liverpool ve Leicester Üniversiteleri AB Hukuku Profesörü Dr. Nanette Neuwahl, Brüksel’de CERIS Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Etüdler Merkezi Müdürü Prof. Dr. George Delcoigne, İngiltere’de Keele Üniversitesinden Prof.Dr. Christopher Brewin gibi isimleri davet ediyor, Genç İşadamları Derneği Başkanı Engin Arı işbirliği ile Ticaret Odası salonlarında konferanslar vermelerini sağlıyordum.
Kıbrıs Türklerine yönelik yoğun propaganda çalışmaları sürüyor
Ancak karşı tarafta başta AB Komisyonu ve sözde Sivil Toplum Örgütleri aracılığıyla büyük paralar harcanıyordu. Ali Erel ve Mustafa Damdelen yönetimindeki Kıbrıs Türk Ticaret Odası’na 1,5 milyon Avro tahsis edildiği resmen açıklanmıştı. Bu parayla Kıbrıslı Türklere İngilizce öğretilecekti. Kıbrıslıların çoğu zaten çok iyi İngilizce biliyordu. Bunlar dışında AB’nin resmi kayıtlarında görülmeyen büyük meblağlarda fon transferi yapıldığını komisyondaki arkadaşlarım kabul ediyordu.
O tarihlerde olduğu gibi aradan 30 yıl geçmesine rağmen bugün de başta ABD ve AB olmak üzere birçok devlet ve sözde sivil toplum örgütleri, Kıbrıs Türklerine yönelik yoğun propaganda çalışmalarını sürdürüyor.
Amerika’nın gönderdiği çok sayıda kişi o tarihlerde “Fulbright profesörü” kisvesi altında Kıbrıs’ta idi. Ben de yıllar önce Virginia Üniversitesi’nde Fulbright profesörü olmama rağmen “Dünya üzerinde kilometrekareye en çok Fulbright profesörü düşen ülke Kıbrıs” oldu diyordum.