“Siyasi eşitlik” denen fakat gerçekte hukuki olarak hiçbir güvence oluşturmayan düzende “bir tek Türk’ün oyu ile” kendimizi koruyacağımızı düşünenlerin gerçekçi olması gerekmez mi?
Önceki 4 yazımızda Kıbrıs’ta federasyon devletinin tarihsel süreçte yaşananlar, AB’deki yapılanma nedenleriyle Kıbrıs Türkleri açısından hiçbir avantaj sağlamayacağını anlatmaya çalıştık. Bu yazımızda Kıbrıs’ta federasyonun neden gerçekçi olmayacağını ABD’de yaşananlar üzerinden de ele alacağız.
Bir federe devlet olarak “Kıbrıs Türk Devleti”nin “Kıbrıs Cumhuriyeti” şemsiyesi altında AB’de bulunması durumunda hiçbir şekilde söz hakkı olmayacaktır. Kıbrıs Anayasası’nda öngörülecek güvencelerin, checks and balances denge ve denetim şeklindeki anayasal hakların korunmasına yönelik hükümleri supra national uluslarüstü yetkileri olan AB içinde etkili olmayacaktır.
Bir de diyorlar ki Kıbrıs Rumlarının ağırlıklı olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti, Türklerin haklarını ihlal ederse, Türklere baskı, taciz ve katliam yaparsa, AB, o Kıbrıs’ı cezalandırır.
Bir üye devlet, AB hukukunu ihlal ederse ona ceza verilebilmesi için, o devlet hariç, oybirliği ile karar almak gerekir. Kıbrıs’ın oy vermeyeceği bu durumda da sorun olmaz zira tam üye olan Yunanistan her türlü kararı engelleyebilecektir.
Üye devletin içinde federe devletler arasında ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklarda AB, “sorun o ülkenin iç meselesidir” gerekçesini kullanarak karışmaz. AB üyesi olduktan sonra güvencemiz AB şeklinde düşünmek kesinlikle mümkün değildir.
Kıbrıs’ta seçim sonuçları, ‘halk federasyon istiyor’ diye yorumlanamaz
Önceki yıl vefat eden Kıbrıslı bir Rum bakan “Sorunun çözümü için 16 plan hazırlandı. Hepsini biz Rumlar reddettik” dedi. Annan Planı ve Crans Montana sonrasında artık federasyondan söz etmek hiç bir şekilde gerçekçi değildir. Cyprus Mail’de sık sık belirtildiği üzere, “Rumlar kesinlikle Türklerle yetki paylaşmak istememektedir.” Adada hâlâ BM kararları çerçevesinde çözüm öneren bir partimiz olsa da Cyprus Mail’de yayınlanan makale, “Elli yıldır BM parametreleri dedik çözüm bulamadık. Sorunu Atina ve Ankara çözmelidir” yazıyordu. (Our view: The UN framework has proved a lost cause for Cyprus” 18 Ocak 2026)
KKTC’de son cumhurbaşkanlığı seçiminde Sayın Tatar, görevdeki koalisyonun yıpranması ve Juju adı verilen kadının hükümetle ilişkili dedikoduları ve kendisi ile ilgili olmayan iddialar yüzünden seçimi kaybetmiştir. Sayın Erhürman da “egemen eşitlikten” söz etmektedir ki bu da iki devletli çözüm demektir. Eski partisinin mensupları ise hâlâ federasyondan dem vurmaktadır. Yapılan anketlerde büyük çoğunluk iki devletli çözümü desteklemektedir. O nedenle, cumhurbaşkanlığı seçiminin sonuçları, halkın federasyon istediği şeklinde yorumlanamaz. Türkiye’de bir siyasi partimizin federasyon eğilimli açıklamaları hiçbir şekilde gerçekçi değildir.
Al sana federasyon
250 yıllık federasyon olan ABD’de güçlü bir Anayasa düzeni olduğunu, özgürlüklerin güvence altına alındığını, rule of law dedikleri Hukuk Devleti ilkesinin güçlü olarak yerleştiğini düşünürdük.
Kuvvetler ayırımı ilkesi var, Senato ve Temsilciler Meclisi’nden oluşan Kongre, denetleme yetkisini kullanacaktır dememize rağmen "önümüzdeki seçimlerde Trump’ın hışmına uğrarsak seçilmemizi engeller" düşüncesiyle o güçlü üyelerin dahi fazla ses çıkaramadığını görüyoruz. Emektar Bernie Sanders gibi bir kaç üye hariç.(Özellikle seçime girmeyecek üyeler çok güçlü olmasa da seslerini yükseltiyorsa da hiçbir şeye yaramıyor.) Supreme Court denen Yüksek Mahkemeye, Trump’ın önceki dönem tayin ettiği yargıçların katkısıyla başkanın her kararına onay verilmesi ve başkanın hemen her konuda sorumsuz olduğuna karar verilmesi şaşırtıcı olmuştur.
“Siyasi eşitlik” denen fakat gerçekte hukuki olarak hiçbir güvence oluşturmayan düzende “bir tek Türk’ün oyu ile” kendimizi koruyacağımızı düşünenlerin gerçekçi olması gerekmez mi? ABD gibi 250 yıl bir arada yaşayan “melting pot” olarak ifade edilen ve kaynaşan kişilerden oluşan Amerikan ulusunda bunlar olabiliyorsa, yarım yüzyıl ayrı yaşamış, farklı din ve dilleri konuşan, uzun yıllar kanlı saldırılarla yüzlerce şehit vermiş, biri Helen diğeri Türk milletinin parçası olan iki federe Devletin sorunsuz yaşayabileceğini düşünmek mümkün olabilir mi?
“Federal Devlet”in federe devlet “State of Minnesota” üzerinde uyguladığı maskeli, silahlı, saldırgan, resmi görevli ICE mensuplarının fütursuzca masum vatandaşları öldürmesi federasyon arzu edenleri bir kez daha düşünmeye sevk etmelidir.
Federe Devlet olan “State of Minnesota”nın başındaki “governor”a vali denmesine rağmen o federe Devletin başkanı olan Waltz, Attorney General'i başka deyişle Başsavcı veya Adalet Bakanı' nın şiddetli itirazlarına rağmen Federal Devlet’in nasıl baskı yaptığı, aslında fiilen işgal ettiği federe devlete gönderdiği maskeli, silahlı, tam teçhizatlı asker gibi gelen muhaceret ve gümrük memurları ICE ile yetinmeyip silahlı kuvvetleri de göndermeye niyetlendiği federasyona bakınız. ABD gibi bir ülkede yargı kararlarına da uyulmuyor.
ICE nin silahlı, maskeli ve haydut gibi davranan elemanlarının işlediği cinayetleri mahalli güvenlik güçlerinin tahkik etmesine dahi imkan tanımayan Federal Devlet yetkilileri de Amerikalı, Minnesota yöneticileri de sokaktaki vatandaşları da Amerikalı... Bir de tarafları Rum ve Türk olarak düşünebilir misiniz?
1960 anayasasına göre ortak “Kıbrıs Cumhuriyeti” nde, Rum Adli Tıp uzmanlarının sadece Rumlara, Türk uzmanların ise sadece Türklere otopsi yapabileceği dahi yazılı değil miydi?