Yunanistan’ın tüm kurumlarda yer aldığı AB’ye tam üye olsa dahi Kuzey Kıbrıs Türk Cimhuriyeti’nin, karar mekanizmalarında sözünü dinletmesi mümkün değildir.
Kıbrıs’taki federasyon konusunu tarihsel perspektif ve Avrupa Birliği çerçevesinde değerlendirdiğimiz yazı dizimize üçüncü bölümüyle devam ediyoruz.
Avrupa Birliği’ne üye devletlerin oybirliğiyle alınacak kararlar sadece kurucu antlaşmaların tadili ve yeni üye kabulüne ilişkindir. Yeni üye kabulü zaten kurucu antlaşmada değişiklik yapmakla mümkün olur. Bu konularda sadece üye devletin veto yetkisi vardır. (Kıbrıs konusunda “üzerinde mutabakata varılacak bir düzende” Türk ve Rumların anlaşmaya varamadıkları bir konuda “Kıbrıs”ın oy kullanmaması öngörülse dahi, Yunanistan tam üye olarak tüm gidişatı yönlendirebilecektir.)
Bunlar dışında hemen hemen tüm konularda bakanların yer aldığı Bakanlar Konseyi’nde kararlar nitelikli çoğunlukla (qualified majority) alınır. Birlik Anlaşması’nın 16 (4). maddesine göre o yasama işleminin çıkması için üye devletlerden 15’inin bu yönde oy vermesi gerektiği gibi bu üye devletlerin nüfusunun, AB’nin toplam nüfusunun % 65’ini temsil etmesi gerekir. Çok karmaşık bir oy sistemi vardır. TFEU Madde 239(2)’ye göre bazı durumlarda üye devletlerin %55’inin, bazı durumlarda %72’sinin onay vermesi gerekir.
Bir yasama işleminin çıkmasına engel olmak için bakanların temsil edildiği Council yani Konsey’de en az 4 üyenin karşı çıkması şarttır ki buna blocking minority denmektedir.
AB’nin bu ve diğer kurumlarında (institutions) temsil edilmek bu nedenle fevkalade önemlidir. KKTC açısından ise bu hayati-yaşamsal niteliktedir.
Bu da sadece bağımsız bir “üye devlet” olarak katılmakla mümkün olur.
Ancak Yunanistan’ın tüm kurumlarda yer aldığı AB’ye tam üye olsa dahi Kuzey Kıbrıs Türk Cimhuriyeti’nin, karar mekanizmalarında sözünü dinletmesi mümkün değildir.
Zaten ikinci bir Helen Devleti olan Rum Cumhuriyeti de üye olduğundan, bu iki devlet diğer ülkeleri parmaklarında oynatacaktır.
Onun içindir ki daha 1959-60 antlaşmalarında Türkiye ve Yunanistan’ın üyesi olmadığı bir kuruluşa Kıbrıs katılamaz hükmü konmuştur. Bu, son derece ileri görüşlü ve Kıbrıs Türklerinin hak ve menfaatlerini korumak açısından isabetli bir düzenleme idi.
1959-1960’ta Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) için öngörüldüğü açık olan bu hüküm, bugün o AET’ nin yetkilerinin çok daha genişlediği Avrupa Birliği’ne dönüştüğü dikkate alındığında fevkalade büyük önem arzetmektedir.
Kıbrıs, AB’de federe devlet statüsünde korumasız kalır
AET, daha altı üyeli, çok daha kısıtlı yetkileri olan kuruluş iken Kıbrıs’ın, Türkiye ve Yunanistan’ın üye olmadığı bir AET’ye girmesi sakıncalı bulunmuş, Kıbrıs Türklerinin 1960 Anayasası’nın öngördüğü o çok muhkem koruyucu “denge ve denetim” esasına dayanan sisteminde dahi tehlikeli görülmüş iken bugün 27 üye devletten oluşan ve yetkileri gittikçe artan AB içinde federe devlet statüsünde korumasız kalması düşünülemez.
AB’ye üye olan devlet, (o devlet içinde federe devletler de dahil olmak üzere), yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin önemli bir bölümünü AB kurumlarına devretmektedir.
Bir başka deyişle, AB üyesi devletler, egemenliklerinin bir bölümünü Avrupa Birliği’ne ve birliğin yasama, yürütme ve yargı organlarına devretmekte, başka deyişle egemenlik haklarını diğer devletlerle birlikte kullanmaktadırlar. (Transfer of sovereignty). O nedenle egemen eşitlik mutlaka sağlanmalıdır. Politik eşitlik veya siyasi eşitlik, AB içinde hiçbir şey ifade etmez.
“Federasyon içinde AB üyesi olalım” diyenlerin bu konuların ayrıntılarını bilmedikleri anlaşılmaktadır. Ayrıntı olarak görülecek noktalara baktığınızda bu temel sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilindiği üzere AB konusu çok özel ihtisas gerektiren bir husustur. Hatta AB uzmanları da farklı branşlara göre ihtisaslaşırlar.
O nedenle, AB hukukunun ve kurumların özellikleri ve işleyişleri, özellikle uygulamalarda görülen gelişmeler bilinmeden federasyon istemek, Kıbrıs Türkü için adeta intihar etmek demektir.
AB’nin yetkileri nedir?
AB, bir çok konuda o üye devlet karşı çıksa dahi -tüm üye devletlerde anında yürürlüğe girecek- yasama işlemi çıkarabilmektedir. Hele bazı konular vardır ki o konularda artık üye devletin hiçbir yetkisi yoktur. O konuda yetki. münhasıran AB kurumlarınındır.
AB’nin münhasır yetkili olduğu konular nelerdir? Başka deyişle üye devletlerin hiçbir şekilde karar alamayacakları, yetkisiz oldukları konular hangileridir?
Bu konulardaki yasama, yürütme ve yargı yetkilerini, yani bu alanlarda egemenliklerini AB kurumlarına devretmişlerdir. O nedenle de egemenlik ve kurumlarda temsil önemlidir.
AB’nin münhasır yetkileri (exclusive competences of the Union):
- Gümrük Birliği
- Rekabet Kuralları-İç pazarın işlemesine dönük kurallar
- Euro’ya katılanların parasal politika konuları
- Ortak Balıkçılık Politikası dahilinde, deniz biyolojik kaynaklarının korunması
- Belli koşullarda uluslararası antlaşmaların akdedilmesi
Üye Devletin artık bu konularda hiçbir yetkisi yoktur. TFEU’nun 2(1) maddesi açıktır : All Powers to act in the relevant fields are given to the Union. The Member States may no longer act, except where they are so empowered by the Union and for the implementation of Union acts.
Üye Devletlerin AB kurumlarına yetki devri son derece kapsamlıdır:
Art. 2(2) The Member States exercise their competence to the extent that the Union has not exercised its competence. Insofar as the field is occupied by the Union Law, the Member States have lost their competence (pre-emption).
Eğer o konu, AB’nin münhasır exclusive yetkisi dahilinde ise üye devlet bu konuda hiçbir şey yapamaz, yetkisini kaybetmiştir.
Öte yandan bazı konularda Üye Devletler yetkilerini AB içinde birlikte kullanırlar: İç Pazar, Sosyal Politikalar, Çevre, Ulaştırma, Enerji, Özgürlük, Güvenlik ve Adalet, Kamu sağlığı konusunda ortak güvenlik önlemleri.
Görüldüğü üzere AB üyesi devletler, yasama, yargı ve yürütme konusunda egemenliklerini, ya tamamen, ya da kısmen, AB kurumlarına devretmekte, kendi temsilcileri de o kurumlarda yer alıp ortaklaşa karar almaktadırlar.
KKTC adına Rum Yönetimi ile müzakere yapacak kişilerin dikkate almaları gerekli bir diğer husus da şudur:
AB kurumlarının çıkardığı yasama işlemlerinden regulasyon, Avrupa Resmi Gazete’sinde yayınlanır yayınlanmaz tüm üye devletlerde derhal yürürlüğe girer.
O üye devlet, bu konuda red oyu vermiş, şiddetle karşı çıkmış olsa bile gerekli çoğunluk sağlanmış ise, nüfusun veya üye devletlerin % 55’i veya % 65’i o yönde oy verdiyse, o yasama işlemi Lüksemburg’da AB Resmi Gazetesi, Official Journal’da yayınlanır yayınlanmaz tüm üye devletlerde yürürlüğe girer.
Artık o üye devletin yasama organından bir onama ratification veya hükümetin onayı vs. gerekmez. Buna AB hukukunun doğrudan uygulanabilirliği denmektedir: Direct applicability of EU law. Çıkan yasama işlemi regulasyonun üye devlet resmi diline tercümesini dahi AB çalışanı “jurist-linguist”ler yani hukukçu dil uzmanları yapar. Üye devlet biz tercüme edelim dahi diyemez.
AB Hukuku, üye devlet anayasasının dahi üstünde
AB’nin çıkardığı yasama işlemi (regulation veya directive), o ülke ulusal hukuku ile çelişiyorsa, üye devlet milli mevzuatından farklılık arz ediyorsa, o ülke yargıcı kendi milli hukukunu değil AB Hukuku’nu uygulamak zorundadır.
AB Hukuku, üye devlet anayasasının dahi üstündedir. Buna da AB Hukuku’nun üstünlüğü denmektedir: Supremacy of EU Law. Üye devlet, AB kurumlarının çıkardığı yasama işlemleri Regulation veya Directive in (Tüzük veya Yönerge) o ülke Anayasasına aykırı olduğunu dahi ileri süremez. (Tüzük aslında doğru bir çeviri olmamakla beraber çok kullanıldığı için kullandım).
Bu konuda, federal çözüm esasına göre AB üyeliğini inceleyen araştırmacılar, Alman Anayasa Mahkemesi Bundesverfassungsgericht ile Avrupa Adalet Divanı arasındaki ciddi çatışmayı incelemelidir.
Ben Kıbrıs’ta görevli iken, Avrupa Birliği Büyükelçi’sinin Kıbrıs Türklerini ikna etmek için daha 1995 ve 1996’da söylediği “Bölgeler Komitesi gibi en önemli kurumlarda temsil edileceksiniz” şeklindeki iddiası ilgiyle karşılanmıştı.
Bölgeler Komitesi’nin sadece üç konuda ve o da istişari nitelikte yetkisi vardır. Sadece bir danışma organıdır. Bölgeler Komitesi’nde temsil edileceklerini öne sürüp, Kıbrıs Türk halkına “siz çok önemli kurumlarda temsil edileceksiniz” kandırmacasına başvuruyordu.
Ayrıca AB Temsilcisi Büyükelçi Giles Anouil, “Türkiye’nin garantörlüğüne ihtiyaç kalmayacak; sizin en büyük güvenceniz de Avrupa Adalet Divanı olacak” diyordu. “Doğru söylemiyorsun” dediğimde açık oturumu terk etmişti.