Yeşil teknolojiye geçiş kritik ve gerekli bir adım. Ancak Şili’deki Atacama gölünde yaşananlar bize şunu gösteriyor: Sürdürülebilir enerji ve elektrikli araç üretimi, yerel ekosistem ve topluluklar pahasına gerçekleştirilmemeli. Küresel karbon ayak izimizi düşürürken, yerel yaşamları ve doğayı yok etme pahasına bir çevresel kriz yaratmak kabul edilemez.
Şili’nin Atacama Tuz Düzlükleri’ndeki Vega de Tilopozo bataklığı, yıllarca yeraltı su kaynaklarıyla beslenen bir sulak alan olarak biliniyordu. Bugün ise kurumuş ve çatlamış bir araziye dönmüş durumda. Yerel halktan Raquel Celina Rodriguez, “Eskiden her yer yeşildi. Hayvanları otların arasından göremezdiniz. Şimdi her şey kuru” diyor.
Bu haberi BBC’de okudum. İklim değişikliği ve azalan yağışlar nedeniyle bölgede ot miktarı azalmış, hayvancılık zorlaşmış. Ancak asıl sorun, lityum şirketlerinin yeraltı sularını çekmeye başlamasıyla ortaya çıkmış.
Atacama çölünün altında, dünyadaki en büyük lityum rezervleri bulunuyor. Lityum; elektrikli araç bataryaları, laptoplar ve güneş enerjisi depolama sistemleri için kritik bir bileşen. Küresel enerji dönüşümüyle birlikte lityuma olan talep hızla arttı. 2021’de dünya çapında yaklaşık 95 bin ton lityum tüketilirken, 2024’te bu rakam 205 bin tona çıktı ve 2040’a kadar 900 bin tonun üzerine çıkması bekleniyor.
Su ve ekosistem krizi
Şili, Avustralya’dan sonra dünyanın ikinci büyük lityum üreticisi. Ülke, 2023’te hem kısmen ulusallaştırma hem de özel yatırımı teşvik ederek üretimi artırmayı amaçlayan Ulusal Lityum Stratejisini başlattı. SQM ve devlet madencilik şirketi Codelco arasındaki ortak girişim, yıllık en az 2,5 milyon ton lityum metal eşdeğeri üretim izni aldı ve üretimi 2060’a kadar artırmayı hedefl iyor.
Lityum üretimi, yeraltı tuzlu sularının yüzeye çıkarılıp buharlaştırma havuzlarına aktarılmasını içeriyor. Bu süreç, zaten kurak olan bölgede milyonlarca metreküp suyun çekilmesine yol açıyor. Yerel biyolog Faviola González, göletlerin küçüldüğünü, fl amingo üremesinin azaldığını ve lityum madenciliğinin besin zincirini etkileyen mikroorganizmaları yok ettiğini söylüyor.
ABD merkezli National Resources Defense Council’un 2022 raporuna göre, bazı alanlarda yerel ağaçların üçte biri ölüyor. Bu, lityum madenciliğinin ekolojik dengeleri bozduğunu ve hem bitki hem hayvan hem de insanların tatlı su kaynaklarını tehdit ettiğini gösteriyor.
Toplum ve iklim çatışması
Yerel halk, çıkarılan lityumun kendi yaşamlarını zorlaştırdığını söylüyor ve su kıtlığı nedeniyle içme suyu, elektrik ve arıtma sistemlerini yeniden kurmak zorunda kaldıklarını anlatıyor.
Şili hükümeti, yerli topluluklarla diyalog kurduklarını ve yeni teknolojilerle çevresel ve sosyal etkileri azaltmayı hedefl ediklerini belirtiyor.
Yeşil teknolojiye geçiş, küresel iklim hedefl eri açısından kritik. Ancak Atacama Tuz Düzlükleri’ndeki örnek, bu dönüşümün yerel ekosistem ve toplum üzerindeki maliyetlerini açıkça gösteriyor. Elektrikli araçlar ve yenilenebilir enerji çözümleri elbette gerekli, ancak kimin suyu, kimin toprağı ve hangi canlıların yaşam alanı pahasına üretildiği sorusu göz ardı edilmemeli. Küresel karbon ayak izimizi düşürürken, yerel yaşamları ve doğayı yok etme pahasına bir çevresel kriz yaratmak kabul edilemez.
■ Yeşil teknoloji Türkiye’yi de susuz bırakmasın
Türkiye, tropikal bölgelerden farklı olarak doğrudan lityum üretim alanlarına sahip değil. Ancak Türkiye, elektrikli araç ve batarya üretimi, güneş ve rüzgâr enerjisi yatırımları ile küresel yeşil teknolojinin parçası hâline geliyor. Bu süreç, hem su ve enerji talebini artırıyor hem de tedarik zinciri üzerinden dolaylı etkiler yaratıyor.
- Su kıtlığı ve enerji üretimi: Türkiye’de özellikle Güneydoğu Anadolu ve Ege bölgelerinde su kaynakları halihazırda baskı altında. Lityum gibi minerallere dayalı yeşil teknoloji yatırımlarında kullanılan su miktarının artması, içme suyu ve tarımsal sulama için kullanılabilir kaynakları da dolaylı olarak etkileyebilir.
- Ekosistem ve tarım baskısı: Türkiye, batarya ve elektronik üretimi için tedarik zincirinde yer alıyor. Bu durum, diğer ülkelerdeki su ve toprak kaynaklarının aşırı kullanılmasına neden olurken, Türkiye’de de üretim ve tarım alanlarının su ihtiyacını artırabilir. Kuraklık ve iklim değişikliği göz önünde bulundurulduğunda, üretim ve enerji yatırımlarının ekolojik dengeyi bozma riski bulunuyor.
- Sosyal ve ekonomik etkiler: Atacama örneğinde olduğu gibi, yeşil teknoloji üretimi bazı topluluklar için ekonomik fırsat yaratıyor. Ancak yerel halkın su ve yaşam hakkı riske giriyor. Türkiye’de de yerel toplulukların suya ve tarıma erişimi korunmazsa, benzer sosyal gerilimler yaşanabilir.