Ne iklim, ne savaş, ne yapay zekâ… Asıl kırılma hattı güvensizlik. Krizler artık tekil değil, zincirleme. Jeoekonomik cepheleşme hızlanıyor, toplumsal kutuplaşma derinleşiyor, çevresel riskler artıyor. Rekabet Çağı’nda mesele sadece dayanıklılık değil; bağlantısallık. Güven olmadan işbirliği, işbirliği olmadan risk yönetimi yok.
Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 Küresel Riskler Raporu önemli bir kavramı merkeze koyuyor: Rekabet Çağı.
Krizler tek tek gelmiyor, birbirine ekleniyor, hızlanıyor ve sınır tanımıyor. Risklerin ölçeği ve etkisi büyüyor. İşbirliğinin temelini oluşturan güven ise değer kaybediyor.
Peki Dünya Ekonomik Forumu’nun her sene açıkladığı küresel riskler raporlarına baktığımızda, bugün yaşadığımız riskler ile geçtiğimiz 5 yıl içinde yaşadığımız riskler arasında ne fark var? Ne değişti, ne değişmedi?
DEĞİŞMEYEN: TOPLUMSAL KIRILGANLIK
Toplumsal kutuplaşma, hem iki yıllık hem on yıllık perspektifte en üst sıralarda yer alıyor. Gelir eşitsizliği kadar değerler üzerinden yaşanan ayrışma da derinleşiyor. Teknolojik dönüşüm, jeoekonomik kaymalar ve daralan mali alan sosyal hareketliliği zayıfl atıyor. İnsanlar yalnızca ekonomik olarak değil, zihinsel olarak da farklı evrenlerde yaşıyor. Kutuplaşma artık bir siyasi başlık değil, ekonomik istikrarın ve kurumsal güvenin de belirleyicisi konumunda.
HIZLANAN: JEOEKONOMİK CEPHELEŞME
Ticaret, finans ve teknoloji… Her biri stratejik araca dönüşmüş durumda. Beş yıl önce daha çok uzun vadeli risk olarak görülen jeoekonomik çatışma, bugün iki yıllık perspektifte en üst sırada yer alıyor. Yaptırımlar, ihracat kısıtları, tedarik zincirlerinin yeniden tasarlanması… Kuralların yerini güç dengeleri alıyor. Çok kutuplu bir dünyada işbirliği gitgide zorlaşıyor.
YER DEĞİŞTİREN: ÇEVRESEL RİSKLER
Aşırı hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü hâlâ ilk üçte. Ancak kısa vadede çevresel risklerin sırası geriliyor. Enerji güvenliği ve ulusal çıkar kaygıları, iklim eyleminin önüne geçiyor. Oysa fizik kanunları jeopolitiği umursamıyor. İklim krizi, ertelenebilir bir dosya değil, yalnızca ertelenmiş maliyet anlamına geliyor.
DALGALANAN: EKONOMİ
Pandemi sonrası enflasyon ve yaşam maliyeti krizleri gündemi belirlemişti. Son iki yılda ekonomik riskler ilk ondan düşse de bu bir rahatlama anlamına gelmiyor. Tersine, ekonomik durgunluk ve enflasyon yeniden yükselişte. Jeoekonomik gerilimlerle birlikte düşünüldüğünde, küresel ekonomi kırılgan bir dengede.
YÜKSELEN: TEKNOLOJİK RİSKLER
Yanlış bilgi ve dezenformasyon iki yıllık listede üst sıralarda. Yapay zekânın olumsuz sonuçları ve siber güvensizlik on yıllık perspektifte belirginleşiyor. Kuantum bilişim gibi sınır teknolojiler fırsat kadar risk de taşıyor. Sorun teknoloji değil, yönetişim kapasitesi. Hızlı inovasyon, yavaş regülasyonla karşı karşıya.
Özetle şunu diyebiliriz; Risklerin iç içe geçtiği bir çağda, silo mantığıyla politika üretmek mümkün değil. İklim, teknoloji, ekonomi ve jeopolitik artık ayrı başlıklar değil, aynı dosyanın farklı sayfaları.
Rekabet Çağı’nda sormamız gereken güveni yeniden inşa edip, edemeyeceğimiz… Çünkü güven olmadan işbirliği, işbirliği olmadan da risk yönetimi mümkün değil.
Belki de yeni dönemin anahtar kelimesi “dayanıklılık” değil, “bağlantısallık”. Bir alandaki kırılma, diğerini tetikliyor. Bu yüzden çözüm de parçalı olamaz.