Depremin ardından sahayı terk etmeyen SosyalBen Vakfı, çocuklar için güvenli alanlar kurdu, aileleri sürece dahil etti, gönüllülüğü ölçülebilir bir modele dönüştürdü. Bağımsız SROI analizine göre; her 1 TL’lik yatırım karşılığında 17,1 TL sosyal değer üretildi. Bu yalnızca bir yardım hikâyesi değil; doğru ihtiyaç analiziyle tasarlanmış, çok paydaşlı ve sürdürülebilir bir etki modeli.
Depremin ardından sahada kalmayı tercih eden bir model… Çocuklar için güvenli alanlar yaratan, aileleri sürece dahil eden, gönüllülüğü profesyonel bir yapıyla buluşturan bir yaklaşım… Ve rakamlarla ölçülmüş bir etki: Her 1 birim yatırım karşılığında 17,1 birim sosyal getiri.
SosyalBen Vakfı’nın Hatay ve Adıyaman’da hayata geçirdiği Beceri ve Yetenek Merkezleri (BEYEM), yalnızca afet sonrası bir destek mekanizması değil, çocukların özgüvenini, duygusal dayanıklılığını ve umut duygusunu güçlendiren sürdürülebilir bir gelişim modeli olarak öne çıkıyor. 7-13 yaş arası çocuklarla 13 yıldır Türkiye’de 78 ilde ve 11 ülkede çalışan vakıf, deprem bölgesindeki çalışmalarını planlı biçimde tamamlarken, bağımsız SROI (Yatırımın Sosyal Getirisi) analiziyle ölçülen sosyal değerini kamuoyuyla paylaştı.
Velilerde yüzde 100 güven, çocuklarda belirgin davranışsal değişim, gönüllüler ve marka temsilcilerinde artan sosyal sorumluluk bilinci… Bulgular, doğru hedef kitle, doğru içerik ve doğru ortaklıklarla tasarlanan bir sosyal yatırımın çok katmanlı dönüşüm yaratabileceğini gösteriyor. Bu tabloyu, sahadaki deneyimi ve bundan sonraki yol haritasını SosyalBen Vakfı Kurucusu Ece Çiftçi ile konuştuk.
Başarının temelinde doğru ihtiyaç analizi yatıyor
“Raporun net biçimde ortaya koyduğu üzere başarının temelinde SosyalBen’in doğru ihtiyaç analizi yatıyor. Burada önemli olan, tek seferlik bir müdahale değil, ölçeklenebilir bir model kurmuş olmamız. Bu model yalnızca afet deneyiminden değil, SosyalBen’in 78 şehirde 96 bin çocuğa ulaşan geçmişinden süzülen öğrenmelerle şekillendi. Bu etkiyi üreten diğer kritik unsurlar ise güçlü müfredat ve atölye tasarımı ve müfredatımızın her atölyenin alanında uzman profesyonelleri tarafından hazırlanması ve eğitim arka planlı eğitmen ekiplerimiz tarafından yürütülmesi.
Bir diğer önemli kısım da, iş dünyası açısından güçlü bir mesaj taşıyan kurumsal gönüllülük boyutu. Raporda kurumsal marka temsilcilerinde çaresizlik hissinin azaldığını ve yüzde 77 oranında ‘faydalı hissetme’ halinin raporlandığını görmek; sosyal etkinin yalnızca ‘destek vermek’ değil, tanıklık etmek, temas etmek ve sorumluluk almak üzerinden gerçek bir dönüşüm yaratabildiğini gösteriyor. Beyaz yakalılar için iş hayatında giderek daha kritik hale gelen “anlam” arayışı, sahada kurulan somut temasla karşılık buluyor: Marka gönüllülerimiz çocukla göz göze geldiğinde ve katkısının somut sonuçlarını gördüğünde, ‘iyi niyet’ duygusu ölçülebilir biçimde işe yararlılık, tatmin ve aidiyet duygusuna evriliyor. Bu da yalnızca bireysel iyi oluşu değil, kurum içinde kültürü ve çalışan deneyimini güçlendiren bir kaldıraç yaratıyor. Bu noktada SosyalBen’in yaklaşımı, kurumsal sosyal sorumluluğu bağış ekseninde bırakmıyor; nakdi desteğin yanında marka gönüllülüğünü planlı, güvenli ve ölçülebilir bir modelin parçası haline getiriyor.”
Çocuklarda izlenen en yüksek gelişim özgüven alanında
“Deprem gibi travmatik bir deneyimin ardından çocukların en çok kaybettiği başlıklardan biri, ‘kontrol bende’ duygusu ve buna bağlı özgüven. Bu nedenle raporda çocuklarda en yüksek gelişimin yüzde 53 ile ‘özgüven’ alanında görülmesi bizim için son derece kıymetli; çünkü bu artış, yalnızca bir duygu durumunu değil, çocuğun yeniden ‘ben yapabilirim’ diyebildiği psikolojik zeminin güçlendiğini gösteriyor. Bu dönüşüm; müfredatımızın başarıyı yalnızca sonuçla değil çaba ve süreçle tanımlaması, ‘yanlış yapmanın’ öğrenmenin doğal parçası olduğunu güvenli bir ortamda çocuklara deneyimlemesi ve rol model buluşmalarıyla ‘mümkün’ duygusunu somutlaştırması sayesinde kalıcılaşıyor. Özgüveni artan, duygusal dayanıklılığı güçlenen, ilgi alanını keşfeden ve okulla daha güçlü bağ kuran bir çocuk; yalnızca bireysel iyi oluş açısından değil, uzun vadede eğitimden istihdama uzanan çizgide toplumsal dönüşüm kapasitesi taşıyan bir etkiyi de beraberinde getiriyor, tıpkı deniz yıldızı hikayesindeki gibi.”
Bir çocuğun kendine inanması toplumun tamir edici maliyetini azaltır
"Bir çocuğun kendine inanması; yalnızca bireysel bir güçlenme değil, uzun vadede toplumun ‘tamir edici’ maliyetlerini azaltan güçlü bir önleyici etki üretir. Çünkü ‘ben yapabilirim’ duygusu güçlenen çocuk; denemeye devam eder, okulda kalır, ilişki kurar ve hedef koyar. Bu da eğitim kaybı maliyetlerini ve buna bağlı olarak ileride ortaya çıkabilecek istihdam risklerini azaltır. Aynı zamanda özgüven; travmanın kronikleşmesi, içe kapanma ve sosyal izolasyon gibi başlıklara karşı koruyucu bir faktördür. Özetle, bir çocuğun kendine inanması; eğitim, ruh sağlığı ve toplumsal uyum ekseninde hem kamu kaynaklarını hem de toplumsal dayanıklılığı etkileyen görünmez maliyetleri azaltan bir kaldıraçtır.”
Çok paydaşlı ve ölçülebilir sonuç üreten bir etki ekosistemi
“Afet sonrası belirsizlik ortamında güveni inşa etmenin sihirli bir formülü yok; ama SosyalBen’de bunun karşılığı çok net: samimiyet, halden anlamak ve tutarlılık. Ebeveynler SosyalBen’e yüzde 100 güveniyor çünkü sahada verdiğimiz söz ile yaptığımız iş arasındaki bağı, yılmazlığı ve çabayı görüyorlar. Yerelin dinamiklerini bilmeden güven de sürdürülebilir etki de inşa edilemiyor. Bu nedenle SosyalBen modeli, bulunduğu toplulukla aynı dili konuşan, aynı ritmi yakalayan ve sahadaki uygulamasını buna göre sürekli güncelleyen uyumlu bir sosyal altyapı yaklaşımı sunuyor. Kısacası SosyalBen; yereli anlayarak güveni inşa eden, çok paydaşlı ve ölçülebilir sonuç üreten bir etki ekosistemi kuruyor.”
SOSYAL YATIRIM ODAKLI MARKALARA DAVET
● “Önümüzdeki dönemde önceliğimiz; kurumsal hafızamızın ve sahadaki uygulama gücümüzün en yüksek olduğu alanda daha da derinleşmek. Çünkü kalıcı etki; doğru ihtiyaç analizi, güçlü saha yönetimi ve düzenli bir sistem kurulduğunda ortaya çıkıyor. Hedefimiz, Beceri ve Yetenek Merkezleri’nin zaman içinde ‘ihtiyaçtan doğan’ yapılar olmanın ötesine geçerek, çocukların gelişim yolculuğunda normalin ve standardın doğal bir parçası haline gelmesi.
● Bu ölçekleme yolculuğunda sosyal yatırım odaklı markaları; ölçülebilir etki üreten bu modele yatırım ortaklığı kurmaya, yeni lokasyonların hayata geçirilmesine birlikte kaynak ve uzmanlık sağlamaya davet ediyoruz. Birlikte, daha fazla çocuğun gelişim yolculuğunu güvenli ve sürdürülebilir biçimde güçlendirebiliriz.”
