RAMAZAN KÖK
YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİR
Son dönemde mükelleflere, yapay zekâ destekli denetim sistemleri kapsamında “kâr paylarının vergilendirilmesi” konulu bilgilendirme ve uyarı yazıları gönderilmeye başlanmıştır. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın dijitalleşme ve risk odaklı denetim yaklaşımı çerçevesinde geliştirilen bu sistemler; banka kayıtları, şirket finansal tabloları, beyanlar ve ortaklık yapıları gibi çok sayıda veriyi eş zamanlı analiz ederek olası uyumsuzlukları tespit etmektedir. Özellikle şirket ortaklarına dağıtılan kâr payları ile kişisel gelir beyanları arasındaki tutarsızlıklar, yapay zekâ algoritmaları tarafından riskli alan olarak işaretlenmekte ve mükelleflerin dikkatine sunulmaktadır.
Bu kapsamda mükelleflerin karşısına çıkan en önemli idari mekanizmalardan biri “izaha davet” sürecidir. İzaha davet, doğrudan cezalı tarhiyat yapılmaksızın, mükellefe tespit edilen riskli işlem hakkında açıklama yapma imkânı tanıyan önleyici bir süreçtir. Mükellef, kendisine bildirilen konuya ilişkin bilgi ve belgeleri süresi içinde sunarak durumu açıklayabilir. Yapılan izahın idarece yeterli bulunması halinde herhangi bir vergi incelemesi ya da ceza süreci başlatılmadan dosya kapanabilmektedir. Ancak izahın yetersiz veya hiç yapılmaması durumunda, vergi incelemesi ve cezalı tarhiyat riski gündeme gelmektedir.
Kâr paylarının vergilendirilmesinde temel kural; şirket bünyesinde vergilendirilmiş kazançların ortaklara dağıtılması aşamasında, gerçek kişi ortaklar yönünden ayrıca gelir vergisine tabi tutulmasıdır. Tam mükellef kurumlarca dağıtılan kâr paylarının yarısı gelir vergisinden istisna olup, kalan tutar yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilir. Ayrıca dağıtım aşamasında yapılan stopaj, hesaplanan vergiden mahsup edilir. Dar mükellefler ve kurumlar arası kâr paylarında ise farklı vergisel rejimler söz konusu olabilmektedir. Bu nedenle kâr payının türü, dağıtımı yapan kurumun statüsü ve ortağın hukuki niteliği vergileme açısından belirleyici unsurlardır.
Uygulamada en sık karşılaşılan hatalar; kâr payı elde edilmesine rağmen beyan edilmemesi, istisna sınırlarının yanlış uygulanması, stopajın nihai vergi zannedilmesi ve geçmiş yıl kârlarının dağıtımında belge düzenine yeterince dikkat edilmemesidir. Yapay zekâ destekli denetim sistemleri, bu tür hataları geçmiş yıllarla karşılaştırmalı olarak tespit edebilmektedir. Bu nedenle mükelleflerin, kâr dağıtım kararlarını, muhasebe kayıtlarını ve gelir vergisi beyannamelerini bir bütün olarak değerlendirmeleri; izaha davet yazılarını hafife almadan, uzman desteğiyle ve süresi içinde yanıtlamaları büyük önem taşımaktadır. Dijital denetim çağında, vergisel uyum artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiştir.
Sonuç olarak, yapay zekâ destekli denetim sistemleriyle birlikte kâr paylarının vergilendirilmesi artık geçmişe kıyasla çok daha yakından ve sistematik biçimde izlenmektedir. Bu yeni dönemde mükelleflerin, yalnızca vergi doğduğunda değil, kâr dağıtımına ilişkin tüm süreçlerde mevzuata uygun hareket etmeleri, izaha davet mekanizmasını bir uyarı ve düzeltme fırsatı olarak görmeleri gerekmektedir. Doğru ve zamanında yapılan beyanlar, hem cezai riskleri ortadan kaldırmakta hem de mükellef ile idare arasındaki güven ilişkisini güçlendirmektedir. Dijitalleşen vergi denetim yapısı karşısında en güçlü savunma, şeffaflık, doğru kayıt düzeni ve bilinçli vergisel uyumdur.