Sanayi sektörlerimiz, özellikle 2021 yılı sonrasında makroekonomik dengelerde yaşanan hızlı değişimler ve kur hareketlilikleriyle ilginç bir süreçten geçiyor. Yerli üretimin desteklenmesine yönelik politikalara ve gümrük vergisi düzenlemelerine rağmen, çok sayıda nihai tüketim malının ithalatında sıçrama yaşanıyor.
Geleneksel olarak Türkiye’nin güçlü olduğu ya da çok basit üretim süreçleriyle yurt içinde karşılanabileceği düşünülen sektörlerde dahi, ithal ürünlerin pazar payı hızla artıyor. Bu durum, sadece lüks tüketimde değil; ayakkabı, şapka gibi temel giyim kuşam ürünlerinden, termos gibi günlük yaşam standardı haline gelen küçük ev ve kamp aletlerine kadar geniş bir yelpazede kendini gösteriyor.
Üretim üssünde ayakkabı ithalatı paradoksu
Türkiye, güçlü bir ayakkabı üretim altyapısına ve hatırı sayılır ihracat potansiyeline sahip bir ülke olarak bilinir. Ancak 2021 yılından itibaren sektörde tersine dönen bir trend göze çarpıyor. Yurt içinde hammadde maliyetlerinin artışı, işçilik giderlerindeki yükseliş ve üreticilerin küresel ölçekte fiyat rekabetçiliğini kaybetmesi, ithalatın cazibesini artırdı.


Uzak Doğu ve Güney Asya menşeli ürünlerin yanı sıra küresel spor markalarının hazır giyim ve ayakkabı segmentindeki agresif pazarlama stratejileri, özellikle genç nüfusta ithal ayakkabı talebini katladı. Son beş yılda ayakkabı ithalatı 500-600 milyon dolardan 1,7 milyar dolara yükseldi.
Sokak modası ve şapka
Tekstil ve konfeksiyon denildiğinde akla ilk gelen ülkelerden biri olan Türkiye’nin, şapka ve benzeri aksesuarlardaki ithalat artışı da size şaşırtıcı gelebilir. Veriler, 2021 sonrasındaki tüketim alışkanlıklarındaki dönüşümün ne denli derin olduğunu kanıtlar nitelikte. Kültürel trendler, sokak modasının yükselişi ve spor giyimin günlük hayatın merkezine oturmasıyla şapka kullanımı bir ihtiyaçtan ziyade kimlik tamamlayıcı bir unsur haline geldi.
Yerli tekstil fabrikalarının katma değeri daha yüksek ana giyim segmentlerine odaklanması, aksesuar üretimini büyük oranda Çin ve Vietnam gibi düşük maliyetli ülkelere bıraktı. Sosyal medya platformları üzerinden yayılan küresel hazır giyim trendleri, tüketiciyi doğrudan ithal markaların ürünlerine yönlendirdi. 2021’den bu yana, şapka ve başlık ithalatında, 40 milyon dolardan 125 milyon dolara sıçrama, şaşırtıcı olduğu kadar düşündürücü.
Yeni yaşam tarzının getirdiği termos patlaması
Son yılların belki de en çarpıcı ithalat kalemlerinden biri termos ve yalıtımlı kaplar grubunda yaşanıyor. Pandemi dönemiyle başlayan doğaya dönüş, kamp kültürünün yaygınlaşması ve kahve tüketiminin bir yaşam tarzı haline gelmesi, termosları gündelik hayatın vazgeçilmez bir parçası yaptı. İş yerlerine, okullara, parklara taşınan bu ürünlerde Türkiye, büyük oranda dışa bağımlı bir yapı sergiliyor.
Metalurji ve plastik sanayiinde gelişmiş bir ülke olmamıza rağmen, paslanmaz çelik vakum teknolojisine sahip tüketici odaklı termos üretimi yerli sanayide yeterli karşılığı bulamadı. Küresel çapta popülerleşen markaların adeta birer statü sembolüne dönüşmesi ile son beş yılda ithalatımız 20 milyon dolardan 90 milyon dolara yükseldi.
Rastgele seçilmiş bu üç örneğe çok daha fazlasını eklemek mümkün. Ayakkabı, şapka ve termos gibi birbiriyle doğrudan ilişkisi olmayan üç farklı kalemde de aynı keskin yükseliş trendinin görülmesi, sorunun sektörel değil makroekonomik olduğunu gösteriyor.
Risk, tüketim malı ithalatındaki artışın, uzun süreli olması durumunda, sanayi sektörlerimizde yapısal bir bozulmaya dönüşmesi. Bunu engellemek ya da yavaşlatmak için doğrudan sebebe odaklanmalıyız. Bir sorun, ancak ona sebep olan faktörleri ortadan kaldırarak çözülebilir.