Yakın geçmişte savunma sanayimizin yaptığı atılım ile ihracat tarafında hayranlık uyandıracak gelişmeler yaşanıyor. Fakat kurulu kapasitenin, istihdamın ve ihracatın büyük bölümünü oluşturan sektörlerimizdeki durum pek de öyle değil.
“Türkiye ekonomisinin en önemli sorunları nelerdir?” sorusuna toplumumuzun farklı kesimlerinden gelecek cevaplar muhtemelen şunlar olurdu:
- Hayat pahalılığı
- Faizlerin yüksekliği
- Yüksek enflasyon
- Üretim maliyetlerinin yüksekliği
Cari denge hızla bozuluyor
Bir de vatandaşın doğrudan hissetmediği ama arka planda ilerlemekte olan daha teknik sorunlar var. Mesela, cari denge henüz kritik noktalardan uzak olsa da, son aylarda hızla bozuluyor. Savunma, elektronik ve otomotiv dışındaki sektörlerin büyük kısmında faaliyet koşullarındaki bozulma, firmaların hem iç piyasada hem ihracatta zorlamalarına neden oluyor. Üretim maliyetleri son birkaç yılda hızla arttığı için, yurtiçinde ithal mallara rağbet yükselirken, ihracatta pazar kayıpları yaşanıyor.
Bazıları, “Hangi pazar kaybından bahsediyoruz; ihracat her ay yeni rekorlar kırıyor!” diyerek karşı çıkabilir. Açıklamaya çalışayım…
Bir malın satış tutarı, birim fiyatı ile satılan mal miktarının çarpımıdır. Örneğin, tanesi 100 dolar olan ürününüzden 500 adet ihraç ediyorsanız, 50 bin dolar ihracat geliriniz olur. Son dönemde bizde olduğu gibi üretim maliyetleriniz artar fakat döviz kuru benzer oranda yükselmezse, tampon görevi yapacak düzeyde kârlılığınız da yoksa, malınızın fiyatını yukarı çekmek zorunda kalırsınız. Önceki yıl 100 dolara sattığınız malın fiyatını istemeyerek de olsa, 120 dolara çıkarırsanız, alıcılarınızın bir kısmı sizin ürünleriniz yerine başka tedarikçilere yönelir. Ancak bu müşteri kaybı bir anda olmaz, zamanla sizin yerinizi alacak diğer üreticilere rağbet artar. Diyelim ki; satışlarınız 500 adetten 450 adede gerilesin. Bu durumda satış geliriniz (120x450) 54 bin dolar olur. Yeni satış verinizi iki türlü yorumlayabilirsiniz. Ya “50 binden, 54 bin dolara çıktık, iyi gidiyoruz” dersiniz, ya da “Cirom arttı ama sattığım mal adedi yüzde 10 düştü. Müşteri kaybediyorum, acilen bir şey yapmak gerekiyor”
Şimdi örnekten çıkıp, Türkiye’nin gerçek ihracat verilerine bakalım. Türkiye'nin ihracat birim fiyatları neredeyse iki yıldır kesintisiz yükseliyor. Nisan 2024’te ihracat birim değer endeksi 114 iken, Mart 2026’da 130,5 oldu. Artış yüzde 14,5.
İhraç ettiğiniz malların fiyatları, kalite, tasarım, marka, teknoloji içeriği gibi katma değeri artıran faktörlerle yükseliyorsa, bu tercih edilen bir durumdur. Nitekim yıllardan beri dile getirilen “ihracat fiyatlarımızın artması gerekiyor” savının arka planında bu düşünce var.
Fakat ihracat fiyatlarınız bu nedenlerle değil de, üretim maliyetlerindeki yükselişten kaynaklanıyorsa, bu küresel pazarda güç kaybettiğiniz anlamına gelir. Yakın geçmişte savunma sanayimizin yaptığı atılım ile ihracat tarafında hayranlık uyandıracak gelişmeler yaşanıyor. Fakat kurulu kapasitenin, istihdamın ve ihracatın büyük bölümünü oluşturan sektörlerimizdeki durum pek de öyle değil. İşte bu yüzden İhraç edilen mal miktarı geriliyor, yurtiçinde nispeten ucuzlayan ithal mallara yönelim artıyor.
2000’li yıllarda güzel bir artış yakalayan toplam ihracat miktarı, 2021-2024 döneminde yatay seyrettikten sonra, Ağustos 2025'ten bu yana sürekli geriliyor. Maalesef bu kan kaybı 2026’nın ilk üç ayında biraz daha şiddetlendi. Ocak-mart döneminde ihracat miktar endeksi önceki yılın yüzde 14 gerisinde.
Müşterilerimiz, sürekli pahalılaşan ürünleri tolere etmez
Yani pek çok sektör daha fazla mal sattığı için değil, sattığı malı daha pahalıya sattığı (satmak zorunda kaldığı) için toplam ihracat değeri yüksek görünüyor.
Asıl tehlike de tam burada başlıyor. Dünya genelindeki müşterilerimiz sürekli pahalılaşan ürünleri tolere etmez. Alıcılar, bir noktadan sonra daha uygun fiyatla sunan alternatif ülkelere yönelir. Türk mallarının özellikle emek yoğun ve düşük-orta teknolojili sektörlerde rakip ülkelere göre pahalı kalması, siparişlerin başka pazarlara kaymasına neden oluyor.
Türkiye’nin sanayide yeniden nefes alabilmesi için yalnızca daha çok üretmesi değil, rekabetçi maliyetlerle üretmesi gerekiyor. Aksi halde, yarın miktarda daha sert düşüşlerle, kalıcı pazar kayıpları yaşanabilir.