GONCA KARAKAŞ - Effect Burson CEO’su
Küresel iklim mücadelesinde her geçen günün kritik bir değer taşıdığı, aksiyon almanın artık kaçınılmaz bir zorunluluk olduğu bir dönemin içindeyiz. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansları (COP), bu küresel mücadelenin nabzını tuttuğumuz, dünyanın dört bir yanından liderlerin, bilim insanlarının, sivil toplumun ve iş dünyasının bir araya gelerek ortak bir gelecek aradığı en önemli platform olmaya devam ediyor. Şimdi ise gözlerimizi, yeni ve daha kararlı adımların atılacağı COP31’e çevirmiş durumdayız. Türkiye’nin ev sahipliğinde, Antalya’da gerçekleşecek COP31’e adım adım yaklaşıyoruz.
Daha önceki birçok COP’a bizzat tanıklık etmiş biri olarak şunu net bir şekilde söyleyebilirim; artık sadece verilen sözlerin ve iyi niyet beyanlarının yeterli olmadığı bir noktadayız. Geldiğimiz bu yeni eşikte, iş dünyasının ve markaların en büyük sınavının “hesap verebilirlik” ve “şeffaflık” olduğunu görüyoruz. COP31, bu sınavın en önemli dönüm noktalarından biri olarak tarihte yerini almaya hazırlanıyor. Türkiye, COP31 ev sahipliği sürecini, sadece bir organizasyon düzenlemenin çok ötesinde, küresel iklim eylemine yön veren bir liderlik vizyonuyla şekillendiriyor. “Geleceğin COP’u” olarak tanımlanan bu iddialı yaklaşım, “diyalog, uzlaşı ve aksiyon” sacayakları üzerinde yükseliyor. Daha şimdiden 10 öncelikli temayı ve 2035’e odaklanan 6 küresel hedefi içeren kapsamlı bir Eylem Gündemi’nin dünya kamuoyuyla paylaşılmış olması, sürecin somut adımlarla ilerlediğinin en net kanıtı olarak öne çıkıyor. Bu vizyonun en umut veren yanı ise gençlerin sürecin tam merkezine yerleştirilmesi. Gençleri yalnızca ‘geleceğin muhatabı’ olarak değil, ‘bugünün çözüm ortağı’ olarak gören bu yaklaşım, atanan Gençlik İklim Şampiyonu’ndan Türkiye’nin dört bir yanındaki İklim Elçileri’yle yapılan buluşmalara kadar her adımda kendini gösteriyor. Gençlerin fikirlerinin doğrudan COP31 yol haritasına dahil edilmesinin, bu samimi duruşun en somut ve değerli göstergesi olduğuna inanıyorum.
Sürdürülebilirlikte samimiyet marka değerini artırıyor
Günümüzde sürdürülebilirliğin çevresel olduğu kadar sosyal ve kurumsal yönetim açısından da ele alınması gerekliliği, özellikle büyük ekonomilerde yürürlüğe konan yasal düzenlemeler nedeniyle kaçınılmaz hale geliyor. Kantar Küresel BrandZ araştırmasına göre; sürdürülebilirlik, dünyanın en iyi 100 markasının değerine 193 milyar dolarlık katkı sağlıyor ve kurumsal itibarın en önemli itici gücü olmaya devam ediyor. Bu çerçevede kapsayıcılık ve çeşitlilik de önemi her geçen gün artan konular aasında yer alıyor. Deloitte tarafından küresel çapta yapılan araştırmalar, tüketicilerin yarısından fazlasının, özellikle de Z kuşağının, satın alma kararında bir markanın sürdürülebilirlik uygulamalarını ve çevresel etkisini önemli bir faktör olarak gördüğünü gösteriyor. Kısacası, sürdürülebilirlik konusunda samimi adımlar atan markalar, tüketiciler tarafından sadece tercih edilmekle kalmıyor, aynı zamanda ödüllendiriliyor.
İşte iletişimciler olarak bizim rolümüz tam da burada başlıyor. Görevimiz, sadece kısa süreli projelerin planlanması ve bunlar için basın bültenlerinin hazırlanmasıyla sınırlanamaz. Hizmet verdiğimiz iş ortaklarımızın sürdürülebilirlik vizyonunun en baştan itibaren doğru bir stratejiyle kurgulanmasında, C level liderlere danışmanlık yapmamız gerekiyor. Bu vizyonu, tüm paydaşlar için anlaşılır, samimi ve etkileyici bir hikâyeye dönüştürmemiz ve en önemlisi, verilerle desteklenen somut kanıtlarla sunmamız büyük önem taşıyor. Teknoloji ve yapay zekâ, bu kanıtları toplama, analiz etme ve şeffaf bir şekilde raporlama konusunda bize eşsiz araçlar sunuyor.
Dönüşümün itici gücü iletişim
Biz, sürdürülebilirliğin bir maliyet kalemi değil, aksine markanın itibarını, rekabet gücünü ve uzun vadeli başarısını güvence altına alan stratejik bir yatırım olduğuna inanıyoruz. Bu yatırımın en yüksek geri dönüşü sağlamasının yolu ise dürüst, tutarlı ve cesur bir iletişimden geçiyor. İletişimin sadece sonuçları duyuran bir araç olmanın ötesinde, dönüşüm sürecinin kendisini besleyen, paydaşları harekete geçiren ve ilham veren bir itici güç olduğunu unutmamak gerekiyor.
COP31’e doğru ilerlerken, tüm iş ortaklarımızı ve sektörümüzü bu yeni döneme hazırlıklı olmaya davet ediyorum. Bugün, yaptığımızı anlatma ve anlattığımızı somut verilerle kanıtlama zamanı. Geleceğin lider markaları, gezegenimize ve toplumumuza karşı sorumluluklarını iş modellerinin merkezine koyan ve bu yolculuklarını tüm şeffaflığıyla paylaşma cesaretini gösterenler olacaktır. Bizler de bu cesur yolculukta onlara rehberlik etmeye, iletişimin gücüyle daha yaşanabilir bir geleceğin kapılarını aralamaya devam edeceğiz.