MURAT YAPICI
MYADVISOR Danışmanlık Kurucusu
Türkiye, 1960-1980 döneminde uyguladığı ithal ikamesine dayalı sanayileşme modeli nedeniyle döviz darboğazları ve yüksek enflasyonla karşılaşmış; 24 Ocak 1980 kararlarıyla dışa açık büyüme stratejisine geçilerek ithalat rejimi sadeleştirilmiş, müsaadeye tabi mallar listesi ve ithalat üzerindeki fon ve harçlar kaldırılmış, gümrük vergileri ise tedricen düşürülmüştür.
AB ile 1996'da kurulan Gümrük Birliği sonucunda sanayide %16 olan ortalama gümrük vergisi %5,2'ye, 2005'de %4'e gerilemiştir. 24 ülkeyle imzalanan Serbest Ticaret Anlaşmaları kapsamında sanayi ürünlerinde karşılıklı vergi sıfırlanmış; dünya mal ihracatındaki payımız 1980'de %0,25'ten bugün %1,1'e, dört kattan fazla artmıştır. Bu dönemde sanayi, genel gümrük vergileri yerine yalnızca haksız rekabeti hedef alan ticaret politikası önlemleri (dampinge ve sübvansiyona karşı vergiler ve korunma önlemleri) ile korunmuştur.
Bu yaklaşım, 2011 yılında tekstil ve hazır giyim ürünlerine getirilen ilave gümrük vergileri (İGV) ile değişmeye başlamış, 2014 yılında ayakkabı sektörüne genişletilmiş ve zamanla ara malları ile yatırım mallarını da kapsar hale gelmiştir. Türkiye, AB ile Gümrük Birliğinden saparak korumacı politikalara, Trump’ın 2018 yılında başlattığı ilave gümrük vergilerden çok daha önce yönelmiştir. Bugün İthalat Rejimindeki 15.135 ürünün (GTİP'in) 4.458'inde İGV uygulanmaktadır. Sanayi ürünlerinde ortalama gümrük vergisi 3,5 katına çıkarak %13,6'ya ulaşmış; tarım ürünleri de dahil edildiğinde Türkiye'nin ortalama gümrük vergisi %17,3'e yükselmiştir. Böylece Türkiye, Trump yönetiminin korumacı ticaret politikaları sonrasında dahi ABD'nin üzerinde bir koruma düzeyine ulaşmış; Afrika'daki altı ülkenin ardından dünyanın en yüksek ortalama gümrük vergisini uygulayan yedinci ülkesi olmuştur.
İGV’lere ek olarak, 192 adet Tebliğ kapsamında binlerce üründe uygulanan fiyat bazlı gözetim önlemi nedeniyle ithalatçılar, gerçek işlem bedeli yerine daha yüksek gözetim kıymeti üzerinden gümrük vergisi ve KDV ödemeye zorlanmaktadır. 23 Kasım 2023 tarihli Kararname ile bu KDV'nin indirim hakkı da kaldırılmış; fiilen eş etkili bir gümrük vergisine dönüşmüş olan bu düzenlemenin Anayasa’daki verginin kanuniliği ilkesi bakımından tartışmalı olduğu değerlendirilmektedir. Vadeli ithalatta %6 oranında uygulanan fon (KKDF) ile kamu ithalatında ön izin uygulamasının geri gelmesi, ithalat rejiminin 1980 öncesi korumacı araçlarına yöneldiğini göstermektedir.
Peki bu kadar yüksek koruma beklenen sonucu verdi mi? İthalat Genel Müdürlüğünde uzun yıllar görev yapmış biri olarak cevabım: hayır. İthal ikamesi döneminin tecrübesi, yüksek gümrük duvarlarının üretimi canlandırmadığını, aksine iç pazara kapalı bir sanayi yapısı doğurduğunu göstermektedir. Üstelik dış ticaret açığı, reel kur, tasarruf oranları ve yatırım ortamına ilişkin yapısal sorunlar gümrük vergileriyle değil, makroekonomik politikalarla çözülebilir.
Bir diğer önemli sorun ise gümrük vergilerinin sürekli değiştirilmesidir; bu durum yatırım ortamındaki öngörülebilirliği zayıflatmakta, firmaların maliyet hesaplarını, tedarik zincirlerini ve yatırım kararlarını olumsuz etkilemektedir.
Ayrıca, sanayiyi dengeli biçimde koruyan, hammaddeye %0-5, yarı mamule %5-10 ve mamule %10-15 koruma uygulanmasına dayanan tarife eskalasyonu da bozulmuştur. Örneğin yassı çelikte verginin %20'ye çıkarılması, otomotiv, beyaz eşya ve makine sektörlerinde girdi maliyetlerini artırmış ve rekabet gücünü zayıflatmıştır.
Bu maliyet artışları tüketici fiyatlarına yansıyarak enflasyonu yükseltmekte, enflasyon ise ücret artışlarını hızlandırmakta; rekabet gücü zayıflayan sektörler daha yüksek koruma talep ettikçe İGV’ler, enflasyon ve maliyet artışları birbirini besleyen bir döngü oluşturmaktadır. Bedelini nihayetinde tüketici ödemektedir: dijital ticaretle fiyatları kolayca karşılaştıran tüketiciler, aradaki fark nedeniyle giderek yurt dışından alışverişe yönelmektedir.
Haksız rekabete karşı ticaret politikası önlemleri gibi hedefe yönelik araçlar zaten mevcuttur; genel nitelikli İGV’ler yerine bunların işletilmesi çok daha isabetlidir. Gümrük Birliği ve STA'lar nedeniyle önemli ticaret ortaklarına zaten vergi uygulanamadığından, İGV’ler yerli üretimi korumaktan çok ithalatın başka ülkelere yönelmesine yol açmaktadır.
Nitekim hazır giyimde toplam gümrük vergisi %12'den %51'e, ayakkabıda %12'den %57'ye yükselmiş; Türkiye bu alanlarda Lübnan ve Mısır'ın ardından dünyanın en yüksek vergi uygulayan ülkeleri arasına girmiştir. Buna rağmen hazır giyim ithalatı 2011'de 3 milyar dolardan 2025'te 3,3 milyar dolara, ayakkabı ithalatı 900 milyon dolardan 1,5 milyar dolara yükselmiş, dış ticaret açığı 92 milyar dolara ulaşmıştır. Bu veriler, İGV’lerin ithalatı ve dış ticaret açığını azaltamadığını, buna karşılık enflasyonu beslediğini, maliyetleri artan sanayinin rekabet gücünü zayıflattığını ve tüketici refahını olumsuz etkilediğini göstermektedir.
Sonuç olarak, bu tablonun alternatifi sanayinin korumasız bırakılması gerektiği anlamına gelmez; anti-damping/sübvansiyon önlemleri özellikle Çin gibi piyasa ekonomisi olarak kabul edilmeyen ülkelere karşı, daha etkin kullanılabilir; gözetim yerine gümrük kıymeti tespitine ilişkin mevzuatın etkin uygulanması daha isabetli olacaktır. İlave gümrük vergilerinin ve gözetim önlemlerinin öngörülebilir bir takvimle kademeli azaltılması, Türkiye'nin uzun vadeli ekonomik çıkarlarına daha fazla hizmet edecektir.