İktisadi boykotların etkisi, uygulamanın kapsamı kadar hedef ülkenin stokları, yerli ikame ürünleri ve boykota katılmayan ülkelerle kurduğu ticari ilişkiler nedeniyle de sınırlanabiliyor. Tarihî tecrübeler, yaptırımların devletlerin davranışını değiştirmekte her zaman yeterli olmadığını gösteriyor.
Başkan Trump İran’ı askerî bakımdan ezmek yerine iktisadi bakımdan sıkıştırmanın daha uygun olacağına karar vermiş bulunuyor. Anlaşıldığına göre, bu yöntem İran’ın Amerikan isteklerini yerine getirmesi bakımından şimdilik daha uygun görülmeye başlandı. Bu değişikliğin ciddi bir siyaset değişikliğini simgelediğini teslim etmemiz gerekli. Yakın bir döneme kadar Trump İranlılara “ülkenizi bombalayacağım, böylesini hiç görmemiştiniz,” ya da “ülkenizi bombalarla dümdüz edeceğim, şaşırıp kalacaksınız çünkü beklediğinizin çok ötesinde bir yıkıma uğrayacaksınız” diye tehdit ediyordu. Ne oldu da şimdi Amerikan yönetimi fikir değiştirdi, iktisadi araçlara yönelmeye karar verdi? Hemen hatırlayalım, çoğu gözlemci Birleşik Devletler’in savaşı kaybettiğine zaten karar vermişti. Amerika’nın engelleme gayretlerine rağmen, İran Hürmüz Boğazı üzerinde egemenlik kurmuş ve buranın serbest geçişe açık bir bölge olmasını engellemeyi başarmıştı. Buna karşılık, bazı gözlemciler, İran rejiminin esas korkusunun zaten savaş olmadığını, kitlelerin yaşadıkları olumsuz iktisadi koşullar karşısında onları savaşa sürükleyen rejime karşı ayaklanmaları olduğunu ileri sürüyordu.
Trump’ın İran’a nasıl yaklaşılması gerektiği konusundaki karar değişikliğinin altında yatan mantık sağlam bulunabilir ancak iktisadi boykotların devletlerin davranışını etkilemekte sınırlı kaldığını da tarihî tecrübeler göstermiş bulunuyor. Boykot Birleşmiş Milletler, bir ülkeler grubu (mesela AB) ya da bir ülke (mesela ABD) tarafından uygulanabilir. Ne kadar geniş bir ülke grubu tarafından desteklenirse, etkili olma olasılığı o kadar yüksektir. En bilinen boykot, apartheid rejimi esnasında Güney Afrika’ya uygulanmıştır. Birçok ülkenin benimseyerek katıldığı bir girişim olmasına rağmen, beyazların egemen olduğu hükümeti yeterince etkilemediğini çoğu gözlemci bildirmiştir. En olumlu koşullarda yapılıyor olmasına rağmen neden başarılı olmamıştır? İsterseniz soruyu cevaplamayayım, okumaya devam edin.
Boykotların etkisini sınırlayan unsurlar
Acaba hangi gelişmeler iktisadi boykotların etkisini kırıyor veya zayıflatıyor? Belki çok sayıda değişkenden söz etmek mümkün ama biz burada sadece daha önemli olduğunu düşündüğümüz bazılarından söz edeceğiz. İlkin belirtmek gerekiyor ki, hiçbir zaman iktisadi boykotun uygulandığı toplum üzerindeki etkisi bütünsel ya da eksiksiz değildir. Boykotun hedefi olan ülkede bir miktar geçmişten kalan stok bulunabileceği gibi, vatandaşlar bir ürünü satın alma veya edinme kararlarını bir süre ertelemeye rıza gösterebilirler.
Bu mantıkla kolayca ilgisi kurulabilecek diğer bir tavır, ithal edilemeyen malların yerini alacak yerli ürünlere yönelmektir. Bu türden “ikame edici” ürünlere yönelmek tercih edilmese bile, ikame ürünlerin de ihtiyaçlara bir oranda cevap verebildikleri unutulmamalıdır. İkame edici ürünlerin en son örneklerini belki Ukrayna’da bulmak mümkündür. Bu ülke bir kısmını başka ülkelerden aldığı teknolojilerle İHA’lar imal etmektedir. Bunlar belki kalite bakımından ABD veya AB’den ithal edilebilecek ürünler kadar etkin değildir ama Rusya’ya büyük zarar verdikleri de bilinmektedir. Bir karşılaştırma yapmak gerekirse, belki İran’ın varlıklı kesimleri artık yabancılar tarafından imal edilen araçlar alamayacaklardır ama ülkede imal edilen araçlardan edinmeleri sanıyorum şimdilik mümkündür.
Üçüncü olarak, bir ülkeye uygulanmak istenen iktisadi boykota başka bazı ülkeler katılmayı reddedebilir. Benim hemen düşüneceğim örnekler arasında Çin bulunuyor. Çin Birleşik Devletler’e “Benim kiminle ticaret yapacağıma veya şu ya da bu iktisadi ilişkiyi kuracağıma başka ülkeler karar veremez” diyebilir. Şayet Çin böyle bir yol izleyecek olursa, Trump oldukça müşkül bir durumda kalacaktır çünkü kendi ülkesinin Çin ile olan ticaretini yüksek gümrük vergileri ihdas ederek asgariye indirmeye çalışmış, fakat bu silahın iki yönlü işlediğini kısa sürede öğrenmiştir. Bazı Amerikan firmalarının da Çin’e ihracat yaptığı, ayrıca Amerika’nın bazı ürünleri Çin’den ithal etmek mecburiyetinde olduğu, dolayısıyla uygulanan siyasette bazı ayarlamalar yapmak gerektiği kısa sürede anlaşılmıştır. Benzer bir durum karşısında Birleşik Devletler’in farklı davranması için bir sebep bulunmamaktadır.
Ticaret farklı kanallardan sürüyor
Dördüncü olarak, ülkeler ticaretlerini Amerika’nın her zaman denetleyemeyeceği muhtelif kanallardan yürütmektedirler. Bir kere, bir ülkede imal edilip diğer bir ülkeye gönderilen mallar nihai şeklini alırken o kadar çok el değiştirebilirler ki, kimin neyi imal ettiğini, ne kadar katma değer eklediğini ve kime sattığını izlemek kolay olmayabilir. Bu karışıklık içinde bazı malların da sonunda İran’a gideceği karşısında fazla şaşırmamak gerekir. Bunun yanında, özellikle boykota hedef teşkil eden ülkelerin komşularında sadece boykota uğrayan komşu ile ticaret yapan, başka ticari faaliyetleri gözükmediği için de denetimden kaçan firmaların kurulması söz konusu olmaktadır. Boykot uygulamalarının çok kapsamlı olması dahi bu firmaları fazla etkilememekte, bir kısmı yakalanıp kapanırken, yerini başkaları alabilmektedir. Tabii, bütün bunların ötesinde hükümetlerin yalan söylemesi, bir yandan boykotu ihlal ederken diğer yandan boykotu istisnasız uyguladıklarını ileri sürmeleri de mümkündür.
Buraya başka bir durumu daha eklememiz de gerekiyor. Boykotun hedef aldığı ülkelerle, özellikle çoğu komşu olan başka ülkeler arasında hemen durdurulamayacak nitelikte ticari ilişkiler olabilir. Bunlar için istisnalar tanımak, en azından boykotu uygulamak için zaman vermek gerekmektedir. Daha boykotun başından itibaren uygulamada istisnalara yer vermek mecburiyeti boykot kavramını aşındırmakta ve onu amacından saptırmaktadır. Örneğin, Türkiye Doğu vilayetlerinde ısınma ve yemek pişirmek için İran gazı kullanıyor. Bunun ithalatının durdurulması veya yerini Azeri gazına bırakması vakit gerektirecektir. Amerika’nın da ülkemize hiç olmazsa süreli bir istisna tanıması gerekecektir.
Beşinci olarak, ülkeler arası ticaretten büyük kârlar sağlayan bazı özel aktörlerin de iktisadi yasaklar uygulanan ülkelerle ticari ilişkiler geliştirmesi mümkündür. Ne de olsa yasak ticaretin yarattığı gelir de o oranda yüksek olacaktır. Hükümetler bu şekilde ticarete girişen aktörleri yakalamaya gayret gösterebilirler ancak bu tür ticaret yapanların bürokrasilerde uzantıları olması ve bunun ötesinde de gayet iyi örgütlenmiş olmaları genelde hükümetlerin işini güçleştirmektedir. Sanıyorum hatırlanması önemli olan bir husus da, hiçbir hükümetin iki ülke arasında yapılan ticareti tamamen engelleme kabiliyetini haiz olmamasıdır. Her zaman bir kısım mal sınırı aşabilmektedir.
Son olarak, iktisadi yaptırımlara hedef teşkil eden ülkenin de bu uygulamalara karşı alabileceği ve uygulamaları ‘pahalılaştıran’ tedbirler bulunduğunu da bilmek lazımdır. Bir örnek verecek olursak, İran, Birleşik Devletler’in boykotunun uygulanması halinde Körfez’den bir damla petrolün bile dünya piyasalarına ulaşamayacağını ileri sürmüştür.
Özetlemek gerekirse, iktisadi boykot uygulamalarının ciddi sınırları bulunmakta, bu sınırların varlığı uygulamaların etkili olma şansını zayıflatmaktadır. Dolayısıyla, iktisadi boykot uygulamaya karar verirken, bunun etkisini sınırlayan faktörlerin olduğunu da peşinen bilmek, belki de kabullenmek gerekecektir.
