Bir meslek mensubunun sorumluluğu, üstlendiği görevin kapsamıyla sınırlıdır. Bu sınırın belirsizleşmesi yalnızca mali müşavirlik mesleğini değil, hukuk güvenliğini ve ekonomik güven ortamını da doğrudan etkileyecektir.
6 Şubat depremlerinin ardından ülkemiz büyük bir dayanışma örneği sergiledi. Kamu kurumları, meslek kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve gönüllü yurttaşlar, yaraların sarılması için seferber oldu. TÜRMOB da bu süreçte hem deprem bölgesindeki meslek mensuplarına destek olmak için hem de toplumsal dayanışmaya katkı sunmak amacıyla üzerine düşen sorumluluğu örnek gösterilecek etkinliklerle yerine getirdi.
Bugün ise 6 Şubat-30 Haziran 2023 (5 aylık) döneminin; kişisel mesleki yetki ile ve sosyal sorumluluk gereği meslektaşlarımız tarafından ücretsiz olarak, AHBAP Derneğinin hesaplarının sınırlı incelenmiş olması, kapsamı dışında değerlendirilerek, mesleğimizi ve kurumumuzu yıpratma amaçlı farklı bir hukuki tartışmanın konusu haline getirilmiş olmasını kaygıyla karşılıyoruz.
Öncelikle altını çizmek isteriz ki; yürütülen adli sürecin hukuk devleti ilkeleri içinde tamamlanacağına olan inancımız tamdır. Bununla birlikte, her yargısal süreç, yalnızca dosyanın taraflarını değil, uygulanacak hukuki ilkeleri de şekillendirir. Bugün tartışılması gereken husus, yalnızca bir soruşturmanın sonucu değil; mesleki faaliyet ile cezai sorumluluk arasındaki sınırların nasıl belirleneceğidir. Çünkü burada ortaya çıkacak hukuki yaklaşım, yalnızca bugünkü dosyayı değil, yarın görevini mevzuata ve meslek standartlarına uygun biçimde dürüstlük ve tarafsızlık içinde yerine getiren bütün mali müşavirleri ve denetçileri de etkileyecektir.
Meslek mensuplarımız tarafından gerçekleştirilen çalışmanın amacına, tarafların sorumluluklarına ve kapsamına anılan raporda açıkça yer verilmiştir. Mesleki faaliyetlerimiz, şeffaflığı ve hesap verilebilirliği gerektirir. Bu nedenle özet bir açıklama yapma gereği bulunmaktadır:
Söz konusu 5 aylık çalışmanın sadece Dernek Yönetimine ibraz edileceği raporda ifade edilmiştir. Bu çalışma, medyada ve kamuoyunda zaman zaman yanlış ifade edildiği gibi kapsamlı bir bağımsız denetim çalışması değildir, bir kamu denetimi ve bir hile ve suistimal denetimi değildir. Bu rapor; Uluslararası İlgili Hizmetler Standardı (İHS 4400) kapsamında, “Üzerinde Mutabık Kalınan Prosedürler Raporudur ve Kamu Gözetim Kurumunun yayınladığı Denetim Standardına göre düzenlenmiştir. Buna göre düzenlenen Raporun, güvence sunması, bir şeyi aklaması veya hizmet nedeniyle herhangi bir konuda emniyeti suistimal etmesi de mümkün değildir.
Sınırlı kapsamlı ve özel bir durum tespit çalışmasıdır. Bu standarda göre yapılan çalışmada; meslek mensupları, kendilerine sunulan bilgi, belge ve defter kayıtları üzerinden, üstlendiği görevin kapsamı kadar sorumluluk taşır. Hukukun ve meslek standartlarının temel ilkesi budur.
Ayrıca aynı dönem; bir uluslararası bağımsız dış denetim firması, İç İşleri Bakanlığı Müfettişleri ve Mülkiye Müfettişlerince incelenmiş, açıkladığımız çerçevedeki raporun eksik veya hatalı olduğuna veya meslektaşlarımızın işlendiği iddia edilen suç fiillerine iştirak ettiklerine, yardım ettiklerine veya herhangi bir parasal alışverişleri olduğuna dair bir tespite yer verilmemiştir. Bu nedenle meslektaşlarımız, adli sorgularında bu yönde herhangi bir soruyla da karşılaşmamışlardır.
Bugün bir dernek hakkında yürütülen soruşturma konuşuluyor olabilir. Yarın denetimini yaptığınız, tasdik hizmeti verdiğiniz veya beyannamesini imzaladığınız herhangi bir işletme hakkında farklı suç isnatları gündeme gelebilir. Elbette bu iddialar hukuk tarafından araştırılacak ve sorumlular hakkında gereği yapılacaktır. Ancak bu durum, meslek mensubunun görev kapsamı dışında kalan fiiller nedeniyle de sorumluluk riskiyle karşı karşıya bırakılmasını haklı gösteremez. Asıl cevaplanması gereken soru şudur: Meslek mensubu, kendi görev alanı dışında kalan fiiller nedeniyle, yalnızca hizmet sunduğu kurum veya işletme sebebiyle zan altında kalacak mıdır? Eğer bu soruya olumlu cevap verilirse, bunun etkisi yalnızca bugünkü dosyayla sınırlı kalmayacaktır. Böyle bir yaklaşım; bağımsız denetçileri, yeminli mali müşavirleri, serbest muhasebeci mali müşavirleri, bilirkişileri ve teknik rapor hazırlayan tüm uzmanları doğrudan etkileyecektir.
Oysa ekonomilerin sağlıklı işleyebilmesi için yalnızca yatırımcıların değil, kamu adına güven üreten meslek mensuplarının da hukuki güvence içinde çalışabilmesi gerekir. Hukuki öngörülebilirlik zedelendiğinde, bundan yalnızca meslek camiası değil, ekonomik güven ortamı da olumsuz etkilenir.
TÜRMOB olarak beklentimiz son derece açıktır. Yargı sürecinin sağlıklı biçimde işlemesi kadar, mesleki faaliyet ile cezai sorumluluk arasındaki sınırın da hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesidir. Meslek mensuplarının sorumluluğu; yaptıkları işin kapsamı, yetkileri ve üstlendikleri görevin sınırları içinde belirlenmelidir. Çünkü bugün ortaya konan tutuklama gibi istisna olması gereken hukuki bir yaklaşım, yalnızca bu dosyayı değil, yarın aynı sorumluluğu üstlenecek bütün meslek mensuplarını da etkileyecektir.
Hukuk güvenliği yalnızca bireyleri değil; kurumları, meslekleri ve ekonomik düzeni de korur. Güçlü ekonomi ise ancak hukuki güvence altında görev yapabilen güçlü meslek mensupları ve güçlü kurumlarla mümkündür.