Boğaziçi Ventures CEO’su Barış Özistek, yapay zekanın yön verdiği yeni yatırım döneminde girişimciliğin romantize edilen bir “denge işi” olmadığını söylüyor. Türkiye’nin güçlü olduğu alanlara dikkat çeken Özistek’e göre asıl ihtiyaç, satılmadan büyüyen ve küresel ölçekte oyun kuran bir teknoloji devi yaratmak.
Türkiye’nin öne çıkan girişim sermayesi yatırım şirketlerinden Boğaziçi Ventures CEO’su Barış Özistek, “Unicorn çıkartma yeteneğimiz var. Ama önemli olan Türkiye’nin unicorn sayısından çok, satılmadan büyüyen ekosistemi geliştirecek kalıcı bir teknoloji şirketi” diyor.
“Gurur duyduğumuz şey şirketlerin satılması değil, büyümesi olmalı” diyen Özistek, “Çin için Tencent’i düşünelim. Altında 400’den fazla şirketi olan uluslararası bir teknoloji devi. ABD için Google ve Microsoft gibi örnek var. Bu tür devler Ar-Ge’ye, insana ve inovasyona büyük kaynak ayırabiliyor. Türkiye’nin de benzer bir yapıya ihtiyaç var. Unicorn’lar çıkarttık. Ama kalıcı, satılmayan Türkiye’de teknoloji dünyasını sallayacak şirkete ihtiyaç var” şeklinde konuşuyor. “Halka açılsın, yatırımcılar çıkış yapsın ama şirket yoluna devam etsin” diyen Özistek, Boğaziçi Ventures olarak böyle bir hikâyenin parçası olmayı en büyük hedeflerinden biri olarak tanımlıyor.
YAPAY ZEKADA İKİNCİ FAZDAYIZ
Küresel girişim ekosisteminde 2025’te yaşanan daralmanın ardından gözler 2026’ya çevrilmiş durumda. Özistek’e göre bu yeni dönemin ana belirleyicisi tartışmasız biçimde yapay zeka. Ancak sıkça dile getirilen “balon” tartışmalarına mesafeli yaklaşıyor. “İnternetin ilk yıllarında da dot-com balonu konuşuluyordu. Ama uzun vadede pazar 100 kat büyüdü” diyen Özistek, yapay zekanın henüz yolun başında olduğunun altını çiziyor. Özistek’e göre yapay zekada birinci faz, teknolojinin ortaya çıkmasıydı ve bu faz artık tamamlandı. Şimdi ikinci fazdayız. Bu da teknolojinin ticarileşmesi, iş modellerini dönüştürmesi ve bazı alanları tamamen ortadan kaldırması. “Henüz yapay zeka nedeniyle kapısına kilit vurulan fabrikalar, yok olan meslekler görmedik. Bunlar gelirse, işte o zaman gerçek dönüşümden söz edeceğiz” diyen Özistek yatırımcıların da bu uzun vadeli perspektifl e hareket ettiğini söylüyor.
2026’DA YAPAY ZEKA YOKSA FON BULMAK KOLAY OLMAYACAK
Özistek’e göre 2026, yapay zeka dışındaki alanlar için oldukça zor bir yıl olacak. Sermayenin büyük ölçüde yapay zekaya odaklandığını belirten Özistek, “Yapay zeka ile ilintili olmayan girişimler fon bulmakta ciddi şekilde zorlanacak” diyor. Bu durumun sadece erken aşama girişimleri değil, büyük ölçekli şirketleri de etkileyebileceğini vurguluyor. Ancak yapay zekanın uygulama katmanında Türkiye için önemli bir avantaj bulunduğunu da ekliyor. Oyun, fintech, perakende teknolojileri, savunma sanayi ve üretim gibi alanlarda Türkiye’nin güçlü bir “domain bilgisine” sahip olduğunu belirten Özistek, bu alanların üzerine inşa edilecek yapay zeka çözümlerinin Türkiye’den çıkmasının son derece olası olduğunu söylüyor.
EN BÜYÜK AÇIK BÜYÜME AŞAMASI SERMAYESİNDE
Türkiye’de girişim sayısının ve fon adedinin arttığını ancak fonfonların ortalama büyüklüğünün hâlâ çok küçük olduğunu ifade eden Özistek, asıl sorunun büyüme aşamasında ortaya çıktığını belirtiyor. “Türkiye’de 1–3 milyon dolar yatırım yapan fonlar var. Ama 10–20 milyon dolar yatırım yapabilecek fon sayısı yok denecek kadar az” diyen Özistek’e göre bu durum, girişimlerin ya erken aşamada yurt dışına taşınmasına ya da büyüme hayallerinden vazgeçmesine yol açıyor. Özistek, “Bu tablo Türkiye için iki kritik sonuç doğuruyor.
Birincisi, başarılı girişimler merkezlerini yurt dışına taşıyor. İkincisi, kârlar ve değer yaratımı Türkiye dışında yazılıyor. “Türkiye merkezli, global büyüyen hikâyelere ihtiyacımız var” diyen Özistek, bunun için yerli fonların lider yatırımcı rolünü üstlenmesi gerektiğini vurguluyor
KOZMOPOLİT OLMADAN GLOBAL OLUNMUYOR
Özistek’in dikkat çektiği bir diğer kritik konu ise insan kaynağı ve kozmopolit yapı eksikliği. Amerikan start-uplarının küresel ölçekte hızlı büyümesinin arkasında çok kültürlü ekiplerin bulunduğunu söyleyen Özistek, Türkiye’de şirketlerin neredeyse tamamen yerli kadrolarla çalıştığını belirtiyor.
“Bugün Kore pazarına açılmak istiyorsanız, ekipte bir Korelinin olması paha biçilemez” diyen Özistek, bunun sadece dil değil, kültürel sezgi meselesi olduğunu ifade ediyor. Özistek, “Mesela biz endekste yukarı çıkan bir şeyi, grafiksel olarak yeşille renklendiriyoruz. Bu Güney Kore için yeşil. Küçük ama önemli bir ayrıntı. Bir şirket illa Koreli bir danışman tutmak zorunda değil. Bünyesinde Koreli bir çalışan olsa bunu sezgisel olarak hemen karşılar. Ancak mevcut mevzuat yabancı yetenek istihdamını zorlaştırıyor. 7 çalışandan biri yabancı olabiliyor. Bu teknoloji şirketlerini zorlayan bir durum. Bu da Türkiye’nin küresel teknoloji yarışında elini zayıflatıyor” diyor.
Boğaziçi Ventures’ten köprü kuracak Güney Kore hamlesi
Boğaziçi Ventures, 2026 stratejisinin merkezine Güney Kore’yi koymuş durumda. Kore’nin en büyük hızlandırma merkezlerinden biriyle yapılan stratejik ortaklık sayesinde Boğaziçi Ventures, hem Kore’de daha aktif yatırım yapmayı hem de Koreli yatırımcıları Türkiye ekosistemine çekmeyi hedefliyor. Yeni kurulan yapay zeka fonunun yatırım dağılımı da bu stratejiyi yansıtıyor: Yatırımların yüzde 70’i Türkiye’ye, yüzde 30’u Güney Kore’ye yapılacak. Barış Özistek’e göre bu yaklaşımın arkasında net bir değer önerisi var: Türk girişimlerinin Asya’ya, Koreli girişimlerin ise Türkiye, Orta Doğu ve Avrupa pazarlarına açılmasını hızlandırmak.
“Girişimci pazar akşamı Netflix izlemez mi?”
Girişimcilik son yıllarda sıkça “özgürlük”, “esneklik” ve “hayal kurma” kavramlarıyla birlikte anılıyor. Ancak Boğaziçi Ventures CEO’su Barış Özistek’e göre bu anlatının önemli bir kısmı gerçeği yansıtmıyor. Özistek, girişimciliğin dışarıdan görüldüğü kadar dengeli ve konforlu bir alan olmadığını vurguluyor ve şunları söylüyor: “Girişimci dediğimiz kişi, kafasında sürekli işiyle yaşayan, tutkuyla çalışan, rakiplerinin birkaç adım önünde kalmak zorunda olan kişidir.” Özistek’e önceki hafta yaptığı “Girişimci Pazar akşamı Netflix izlemez” sözlerinin sosyal medyada yarattığı tepkiyi hatırlattığımızda şunları söylüyor: “Toplumda girişimcilik, çoğu zaman kurumsal bir iş ile aynı düzleme yerleştiriliyor. ‘Sabah 9, akşam 6 çalışırım, akşam da Netflix izlerim’ yaklaşımı girişimcilikle örtüşmüyor. Bu bir yargı değil, bir durum tespiti. Girişimci dediğimiz kişi, kafasında sürekli işiyle yaşayan insandır.”
