ABD’de yeni gösterime giren “Pressure” isimli filmde İkinci Dünya Savaşı’nın en az bilinen ama en kritik karar anlarından birini merkeze alıyor: Müttefiklerin Normandiya çıkarmasının Haziran 1944'ün başlarında gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceği ya da hava koşullarının, daha ilk asker kumsala ayak basmadan Manş Denizi'ni bir ölüm sahasına çevirip çevirmeyeceği.
Filmdeki bu hikâye, aslında yatırımcılar açısından da ilginç mesajlar içeriyor.
Kraliyet Hava Kuvvetleri meteoroloğu James Stagg, odadaki “uyumsuz" kişiydi. İnatçı bir İskoç olan ve ancak tüm bir komuta kademesine kafa tutmayı göze alabilenlerin sahip olabileceği türden bir zekâya sahip bu adam, eldeki rahatlatıcı hava tahminleriyle örtüşmeyen bir hava sistemiyle karşı karşıyaydı. Tarih belirlenmiş, hazırlıklar tamamlanmış ve pozisyonlar alınmıştı.
Ne var ki Stagg, hava basıncının yükselmekte olduğunu fark etmişti. Diğer bir yanda ise Amerikalı meteorolog Irving Krick vardı; o, hâkim hava düzenine daha fazla güveniyor ve tarihsel verilere dayanmayı tercih ediyordu. Krick'in elindeki tahmin daha net ve sorunsuz görünürken, Stagg'inki çok daha karmaşık ve belirsizdi ama haklı çıkan Stagg oldu.
Stagg’in avantajı, kusursuz bilgiye sahip olması değildi; kimse buna sahip değildi. Hava sistemleri hareket halindeydi, modeller modern standartlara göre ilkeldi ve karar, henüz kesinlik sağlanmadan önce verilmeliydi. Onun avantajı, tahminin koşullara bağlı kalması gerektiğini kavramış olmasıydı. Sadece hava koşulları konusunda kötümser bir bakış açısına sahip değildi. Tahminin dayandığı koşulların kötüye gittiğinin de farkındaydı.
Kötü yatırımların çoğu, o yatırımı destekleyen koşullar ortadan kalktıktan çok sonra bile varlığını sürdüren bir fikirle başlar. Yatırımcı artık piyasada işlem yapmıyor; bunun yerine ilk tahminini savunuyordur. Bir tezi, bir grafiği, kâr-zarar durumunu ya da egosunu korumaya çalışıyordur. İşte bu, söz konusu benzetmedeki "Irving Krick yatırımcısı"dır.
Piyasa gelişmeleri, çizdiğimiz yol haritası paralelinde ilerlemeye devam ediyor. Şu an itibariyle birkaç haftalık bir fırsat penceresi açıldığını ve hem yurt içi hem de yurt dışı piyasaların olumlu olabileceğini, hatta zirvelerini tekrar görebileceğimizi düşünüyoruz.
Daha önce de bahsettiğimiz gibi yurt içi piyasalarının da yurt dışına paralel hareket edebileceğini ve hem Haziran hem de Temmuz enflasyonlarının iyi gelebileceğini bunun da Merkez Bankası’nın faiz indirim sinyalleri vermesini beraberinde getirebileceğini tahmin ediyoruz.
Yurt dışı piyasalarda S&P500 endeksinin 7700 civarına kadar yükselme olasılığını görüyoruz.
İzlediğimiz strateji şu şekilde: Önümüzdeki iki hafta oldukça elverişli koşullar sunuyor bizce. Önceki raporumuzda ele aldığımız mekanik hisse satım baskısı, yeni çeyrek dönemiyle sonlanıyor ve sermaye girişlerinin yeniden başlaması için bir fırsat sunuyor.
Ayrıca Temmuz ayı, genellikle de ilk yarısında en güçlü hareketlerin görüldüğü, mevsimsel takvimin en istikrarlı aylarından biridir. Bu iki unsuru birleştirdiğinizde, karşımıza taktiksel bir destek çıkıyor fakat halihazırda çok artmış olan ve kalabalık pozisyonlanmanın olduğu yarı iletken ve momentum trade’lerin kovalamak yerine; Temmuz ortasındaki bilanço dönemine doğru, değer kaybı yaşamış dev piyasa değeri yüksek (megacap) lider hisselere yönelmek daha makul olabilir.
Mekanik akımlar, olumlu mevsimsellik ve bilanço beklentileri ile güçlü bir Temmuz ayının ilk yarısının ardından çoğu yatırımcının gözden kaçıracağı o kısım gelecek diye düşünüyoruz. O da yaz sona ererken takvim aleyhimize işlemeye başlıyor. Normal bir yılda Ağustos'tan Ekim'e kadar olan dönem, yılın en zayıf ve en volatil sürecidir; üstelik 2026 sıradan bir yıl değil, bu yıl ABD’de ara seçim yılı.
Ara seçim yılı, dört yıllık döngünün en zayıf halkasıdır; piyasa genellikle bu yılın üçüncü veya dördüncü çeyreğinde önemli bir dip seviye oluşturur ve ardından, seçim öncesi yıla uzanan süreçte tüm döngünün en güçlü yükseliş hareketini başlatır.
Piyasalar belirsizlikten hoşlanmaz ve ara seçimler belirsizlik yaratır. Kongre'nin kontrolü söz konusudur; seçim sonrasında vergiler, harcamalar ve düzenlemelerle ilgili izlenecek yol belirsizdir ve seçim kampanyası sürerken politika süreçleri genellikle duraksar. Bu belirsizlik, yılın mevsimsel açıdan en zayıf dönemine denk gelir; işte bu yüzden ara seçim yıllarında volatilite sıklıkla Ekim ayına kadar tırmanış gösterir.
Dolayısıyla Temmuz ayındaki bu fırsat penceresi açık olabilir ancak işler yolunda gittiğinde rehavete kapılmamak gerekir.