“Katlanmak zorunda olduğum tüm kederin üçte biri kaçınılmazdır. Bu, insanlık durumunun doğasında var olan; hisseden ve öz bilince sahip organizmalar olmanın, özgürlüğe talipken doğa yasalarına tabi kalmanın ve esenliğimize bütünüyle kayıtsız bir dünyada, geri döndürülemez bir zaman akışı içinde, çöküşe ve ölümün kesinliğine doğru yürümeye devam etme zorunluluğunun bedeli olan o kederdir.”
-Aldous Huxley, Island
“Sıradan bir insan artık kahramanlıklarını inandırıcı bir şekilde sergileyemediğinde ya da kendi kendisinin kahramanı olamayışını gizleyemediğinde, depresyonun başarısızlığına ve onun o korkunç suçluluk duygusuna saplanıp kalır… İnsan, kendi küçüklüğünü mümkün olan en geniş ölçekte bir anlamlılığa dönüştüremediği sürece, bu küçüklüğe katlanamaz.”
-Ernest Becker, The Denial of Death
“Düşünen bir insan için en ciddi akıl hastalığı, kim olduğundan emin olamamaktır.”
-Benoit B. Mandelbrot, The Fractalist: Memoir of a Scientific Maverick
Acı çektiğimizde, sıkıntımızın kaynağının hayat hikâyemizde yattığına inanmak yaygın bir durum olarak karşımıza çıkar. Çocukluk yaraları, yıkıcı alışkanlıklar, çözülmemiş çatışmalar, pişmanlıklar veya acı verici anılar, kederimizden sorumlu tuttuğumuz başlıca etkenler arasında yer alır. Oysa yaşanan acıların bir kısmı geçmişteki olaylardan değil; insanın varoluşsal doğasında yer alan temel sorunlarla barışamama ve bu sorunlarla cesurca yüzleşememe halinden kaynaklanır.
Piyasalarda da durum benzerdir, bazen her şeyi doğru yapsanız dahi zarar edebilirsiniz. Kendinizi, başkalarını suçlayabilir ve çaresiz hissedebilirsiniz ama bu piyasaların doğasında var ve her yatırımcının yüzleşmesi gereken bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.
Hem küresel hem de yerel piyasa görünümüne ilişkin taktiksel açıdan iyimser duruşumuzu koruyoruz.
Geçtiğimiz hafta birkaç haftalık bir fırsat penceresi gördüğümüzü ve zirvelerin tekrar test edilebileceğini ifade etmiştik. Nitekim, eşit ağırlıklı S&P 500 (SPW), Russell 2000 ve Dow endekslerinin tamamı yeni zirveleri gördü. Yurt içi piyasalar olumlu seyretse de ABD borsalarının gerisinde kaldı. Ayrıca, ABD’de daha önce işaret ettiğimiz mega-cap şirketlere rotasyon da oldu. Yarı iletkenler ve bellek sektörü değer kaybederken, mega sermayeli şirketler sert bir yükseliş kaydetti.
3. çeyrek, takvim açısından avantajlı bir şekilde açılıyor. 1964'ten bu yana, Temmuz ayı S&P 500 için ortalama yüzde 0,8'lik bir kazanç sağladı. Bu, dört yaz ayının en güçlü getirisi olarak görülüyor.
Bu yıl ki durum daha da önemli çünkü Haziran ayı çeyrek sonuna doğru geriledi; bu dönemde emeklilik fonları ve dengeli stratejiler, tahvillere doğru yeniden dengelemek için hisse senetlerini satıyor. Bu satış baskısı, yeni çeyrek açıldığında genellikle ortadan kalkıyor. Haziran sonlarında kalan para, genellikle Temmuz ayının ilk iki haftasında geri dönüyor.
Ayrıca, kar büyüme tahminleri, en azından endeks düzeyinde iyimserliği güçlendiriyor. Temmuz ayında başlayacak olan ikinci çeyrek raporlama sezonu, S&P 500 hisse başına kazanç (büyümesinin yıllık bazda yüzde 20'nin üzerinde olmasını, Finans ve Kamu Hizmetleri sektörleri hariç tutulduğunda ise yüzde 27'ye çıkmasını bekleyen tabandan yukarıya doğru bir konsensusla geliyor. Bunun güçlü bir rakam olduğunu söyleyebiliriz.
Mevsimsel olumlu rüzgâr ve yeniden dengelemenin tersine dönmesi, mevcut duruşumuzun Ağustos ayına kadar korunmasının makul olacağına işaret ediyor. Ağustos ayından Ekim ayına kadar olan zaman diliminin daha zorlu geçeceğini düşünüyoruz.
Türkiye’de Haziran ayı TÜFE verisi, ağırlıklı olarak enerji ve gıda fiyatlarının etkisiyle, yüzde 1 civarındaki piyasa beklentileriyle uyumlu şekilde aylık bazda yüzde 0,99'luk ılımlı bir artış kaydetti. Manşet TÜFE, Mayıs ayındaki yüzde 32,6 seviyesinden Haziran ayında yıllık bazda yüzde 32,11'e geriledi.
Enerji fiyatlarındaki seyir ve elverişli hava koşulları, akaryakıt ve gıda fiyatlarında düşüşe yol açtı. Bununla birlikte, B ve C grubu çekirdek enflasyon göstergelerinin aylık bazda sırasıyla yüzde 1,66 ve yüzde 1,46 oranında artmasıyla, çekirdek enflasyonun temel eğilimi Haziran ayında nispeten güçlü kalmaya devam etse de C endeksi beklentilerin altında geldi. Dolayısıyla enflasyon verilerinin olumsuz olmadığını düşünüyoruz.
Temmuz ve Ağustos aylarına ilişkin TÜFE görünümü, Haziran ayına kıyasla daha az olumlu sinyaller veriyor. Manşet TÜFE'nin Haziran ayı seviyesinin üzerine çıkması muhtemel görünüyor; bunda sağlık hizmetlerine yapılan zamlar, mevsimsel kira sözleşmesi yenileme döneminin başlamasıyla kiraların arttığına dair ilk işaretler ve gözlemler, turizm sezonunun zirve yapmasıyla restoran ve otel fiyatlarındaki artışlar ve daha sınırlı ölçüde de olsa otoyol ve köprü geçiş ücretlerine yapılan son zamlar etkili olabilir.
Yine de enflasyon görünümünün, TCMB'ye para politikasını gevşetme imkânı tanıması muhtemel olabilir. TCMB'nin Temmuz ayında bir hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başlamasını ve böylece efektif fonlama faizini yüzde 40'tan yüzde 37'ye çekerek örtülü bir faiz indirimine gitmesini; ardından yıl sonuna kadar (muhtemelen Eylül ve Ekim aylarındaki toplantılarda olmak üzere) iki ayrı toplantıda bir hafta vadeli repo faizini 100 baz puan indirmesini bekliyoruz.
Hem yerel hem de küresel riskli varlıklara yönelik taktiksel olarak iyimser duruşumuzu koruyor, ancak rehavete kapılmıyoruz. Artan faiz indirimi beklentileri, gerileyen DXY ve petrol fiyatları, mevsimsel olumlu etkiler ve Türkiye'de yapılacak NATO zirvesi, mevcut iyimser pozisyonların Temmuz ayında da korunması gerektiğini destekleyen unsurlar olarak öne çıkıyor.