9-10 Eylül 2026’da İFM’de düzenlenecek GITEX Ai’ın en önemli özelliklerini Gemini’a sordum. Aldığım yanıt, “Etkinlik, Türkiye'yi Doğu ile Batı arasında yapay zekâ odaklı yeni nesil bir sınır ötesi dijital köprü ve teknoloji üssü olarak konumlandırmayı hedefliyor.” oldu. Bu, Truva ile ilgili yaptığım köprü/çanak tartışmasını hatırlattı.
Benim GITEX Ai ile ilgili notlarımda öne çıkan maddelere baktığımda TEKNOFEST dalgasının yeni bir uyarlaması ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebilirim. Beklentilerimiz büyük.
- 2026 yılında 38 milyar ABD doları değerinde olan ve 2031 yılına kadar 58 milyar ABD dolarına ulaşması öngörülen Türkiye bilgi ve iletişim teknolojileri (ICT) pazarı, ülkeyi Avrasya’nın yükselen dijital ekonomisinin merkezine taşıyor. Milyarlarca dolarlık teknoloji yatırımları ve yapay zekâ alanında yetenek geliştirme planlarıyla ivme kazanan bu büyüme, Türkiye’yi yapay zekâ ve dijital inovasyonda yeni nesil bir sınır ötesi koridor olarak konumlandırıyor.
- Türkiye, dijital dönüşüm yol haritasını hızlandırarak bu yıl veri merkezi ve yapay zekâ yatırımlarına 3 milyar ABD doları ayırırken, yapay zekâ inovasyonlarını desteklemek ve 2030 yılına kadar 1 gigawatt veri merkezi kapasitesi oluşturmak amacıyla özel sektörden 10 milyar ABD doları kaynak sağlamayı hedefliyor.
- Bu büyük ölçekli yapay zekâ ve dijital ekosistem hedefi, kapsamlı bir yetenek programıyla da destekleniyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haziran 2026’da Türkiye’nin Yapay Zekâ Eylem Planı kapsamında 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve 100 bin yapay zekâ uygulama profesyoneli yetiştirilmesinin planlandığını açıkladı.
Türkiye’nin girişim ekosistemi ise 2026’nın ilk çeyreğinde 559 milyon ABD doları yatırım çekerek geçen yılın aynı döneminin yedi katından fazla bir seviyeye ulaştı. Avrupa’nın en dinamik inovasyon kültürlerinden biri ve hızla gelişen teknoloji altyapısının desteklediği ekosistemde, 114 teknopark 13 binden fazla girişime ev sahipliği yaparken, ülkede 1.700’ün üzerinde Ar-Ge ve tasarım merkezi faaliyet gösteriyor.
Bunlar zaten basın bülteninin girişinde de vurgulanan noktalar. Anladığım kadarıyla yapay zekâyı Türkiye ekonomisini büyütmek için bir kaldıraç olarak kullanmaya çalışacağız. Bu çaba, büyük şirketlerin Türkiye’ye yatırım yapmasını sağlamaya ve böylece global büyümeden nominal pay almaya odaklanırken ben de yapay zekâyı kullanarak başka bir boyuttan bu çabaya katkıda bulunmaya çalışmak istiyorum. Ama önce bu kadar yapay zekâ odaklı bir etkinliğin arifesinde Gemini’ın gözüyle bu etkinliğin tanımlamasını yapalım. Gemini şöyle diyor:
GITEX Ai Türkiye 2026, dünyaca ünlü teknoloji ve girişimcilik ekosistemi GITEX'in Türkiye'deki ilk edisyonu olarak 9–10 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde (İFM) kapılarını açmaya hazırlanıyor. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi ev sahipliğinde ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı desteğiyle düzenlenen bu dev buluşmanın en dikkat çekici özellikleri şunlardır:
- Kapsamlı Yapay Zekâ ve Altyapı Entegrasyonu: Etkinlik, yapay zekâyı yalnızca bağımsız bir yazılım katmanı olarak ele almıyor; veri merkezi, bulut teknolojileri, çipler, telekomünikasyon, siber güvenlik ve yatırım ekosistemini tek bir çatı altında buluşturuyor.
- Global Teknoloji Devlerinin Zirvesi: Google Cloud, HPE ve NVIDIA gibi sektörün dev oyuncularını bir araya getiren etkinlik, Türkiye’nin 2030 yılına kadar hedeflediği 1 gigawatt veri merkezi kapasitesi ve stratejik altyapı hamleleri için kritik bir vitrin oluşturuyor.
- Milyar Dolarlık Sermaye ve Yatırımcı Buluşması: Küresel finans ve teknoloji dünyasını buluşturan organizasyon, arka planda 50 milyar dolarlık varlığı yöneten uluslararası yatırımcıları ve yüzlerce şirketi bir araya getirerek yerli girişimlerin küresel pazarlara açılmasına zemin hazırlıyor.
- Geniş Uluslararası Katılım: 70'ten fazla ülkeden gelen katılımın yanı sıra 300–500'ü aşkın katılımcı firma ve 150'den fazla uzman konuşmacıyla Avrasya bölgesinin en iddialı teknoloji ve ticaret koridorlarından biri konumunda.
- Stratejik Yetenek ve Eylem Planı Vurgusu: Türkiye’nin Yapay Zekâ Eylem Planı çerçevesinde hedeflenen ileri düzey uzman ve uygulama profesyoneli yetiştirme programlarının, ülkenin büyüyen teknopark ve Ar-Ge merkezi altyapısıyla how global ölçekte nasıl harmanlandığını gözler önüne seriyor.
Etkinlik, Türkiye'yi Doğu ile Batı arasında yapay zekâ odaklı yeni nesil bir sınır ötesi dijital köprü ve teknoloji üssü olarak konumlandırmayı hedefliyor.
Yapay zekâ kullanarak stratejik “köprü” analizi yaptık
Anadolu topraklarının en önemli uygarlıklarından olan Truva üzerinden bir analiz yapmanın bu noktada geleceğe katkı sunmak açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Truva, bir köprü konumunda olmasına karşın bununla yetinmeyerek Anadolu’yu ve bölgeyi bir çanak haline getirmeyi başarmıştır. Köprü rolünden sağlanan katkı, Çanakkale’nin fırtınalı havası nedeniyle buradaki limanda konaklamak zorunda kalan yabancı gemilerden ücret alınmasına dayanıyor.
Ancak Truva’nın daha önemli özelliği, Anadolu’da ve bölgedeki siyasi ve ticari ilişkileri düzenleme rolünün hakkını vermesi oluyor. Bunun bir boyutunu da teknoloji oluşturuyor. Truva müzesi ve şehir alanı ziyaretimde, sık sık depremle sarsılan bölgedeki surların yekpare olmadığını ve parçalı inşa edilerek bir nevi sismik izolasyon sistemi kurulduğunu görmüştüm. Burada anlatacaklarıma ışık tutacak daha önemli bir ayrıntı ise, yolun karşısındaki köyde yaşayanların Truva’yı Yunan uygarlığının parçası sanması ve hiçbir şekilde bu uygarlıkla ilgilenmemesiydi. Bu kendinden bihaber olma durumunun en etkileyici noktası ise, bölgede ve Anadolu’nun birçok yerinde köy evlerinin bahçelerinde kullanılan tandır benzeri fırınların kökeninin Truva olmasına karşın insanların bundan bile haberdar olmamasıydı. Bir uygarlığın yıkılmasını başardığınızda bu etkiyi yaratabiliyordunuz. Yazının bundan sonrasında duygusallaşmamak için Gemini’dan destek alacağım. Kendisini deneyimli bir tarihçi olarak tanımladım ve köprü ile çanak arasındaki farkı örneklerle açıklamasını istedim. İnsan yetiştirmeye kalksak herhalde birkaç 10 yıla ihtiyaç olacaktı ama yapay zekâ istediğimi saniyeler içinde yaptı:
Tarihsel süreçte devletlerin ve imparatorlukların yükseliş, duraklama ve çöküş dönemlerini incelerken, stratejik konumlar (köprü) ile zenginlik ve güç odakları (çanak/pot) kavramları jeopolitiğin en temel analitik araçlarını oluşturur. Bir ülkenin kaderini belirleyen bu iki metafor, coğrafyanın siyaset üzerindeki kalıcı etkisini özetler.
Deneyimli bir tarihçinin gözüyle, ülkelerin "köprü" ve "çanak" rollerinden elde ettikleri stratejik kazanımları, avantajları ve beraberinde getirdikleri riskleri şu şekilde inceleyebiliriz:
- Köprü Rolü (The Bridge): Geçiş, Ticaret ve Kültür Koridoru
Tarih boyunca iki ya da daha fazla kıtayı, kültürü ya da ekonomik havzayı birbirine bağlayan coğrafyalar "köprü" işlevi görmüştür.
- Ekonomik Avantajlar (Transit Gelirleri): Köprü konumundaki ülkeler, ticaret yollarının (İpek Yolu, Baharat Yolu veya modern enerji koridorları gibi) merkezindedir. Bu durum, geçen mallardan alınan gümrük vergileri, lojistik hizmetler ve finansal akışlar sayesinde ülkeye devasa bir ekonomik refah sağlar.
- Kültürel ve Yumuşak Güç (Soft Power): Farklı medeniyetlerin kesişim noktasında yer almak, ülkeyi bir kültürel mutfak (entelektüel kavşak) haline getirir. Bilgi, teknoloji, sanat ve felsefe bu köprü üzerinden yayılır. Bu konumdaki devletler genellikle diplomasi ve müzakerelerde başat bir arabulucu rolü üstlenirler.
- Jeopolitik Kaldıraç: Doğru yönetildiğinde, köprü olmak devlete uluslararası ilişkilerde çok yönlü bir manevra kabiliyeti kazandırır. Büyük güçler arasında denge siyaseti izleyerek her iki taraftan da taviz veya destek koparılabilir.
Tarihsel ve Modern Örnekler:
- Anadolu: Asya ile Avrupa arasında binlerce yıldır kesintisiz bir köprü olmuştur. Roma, Bizans ve Osmanlı gibi imparatorluklar bu stratejik geçiş noktasını kontrol ederek küresel birer güç haline gelmiştir.
- Venedik Cumhuriyeti: Doğu'nun zenginliklerini Batı'ya taşıyan bir deniz köprüsü olarak Akdeniz ticaretini domine etmiştir.
Risk Faktörü: Köprü olmanın en büyük tehlikesi, iki tarafın çatışma alanına dönüşmektir. Savaşlar genellikle ilk olarak bu geçiş hatlarında patlak verir; bu da köprü ülkeyi istikrarsızlığın ve yıkımın merkezine sürükleyebilir.
- Çanak/Pot Rolü (The Pot/Cradle): Zenginlik, Üretim ve Havza Merkezi
İngilizcedeki "melting pot" (eritme potası) veya coğrafi anlamdaki "river basin/cradle" (verimli nehir havzaları, çanak şeklindeki ovalar) metaforları, zenginliğin, tarımsal üretimin ve nüfusun toplandığı merkezleri ifade eder.
- Kaynak Üstünlüğü ve Kendine Yeterlilik: Çanak konumundaki bölgeler genellikle dağlarla çevrili, verimli nehir havzaları veya zengin maden yataklarına sahip coğrafyalardır (Örn: Mezopotamya, Çin Ovaları, Kuzey İtalya havzaları). Bu coğrafyalar yüksek tarımsal verimlilik ve gıda güvenliği sağlayarak büyük nüfusların beslenmesine zemin hazırlar.
- Merkeziyetçi Devlet Yapısı: Coğrafi olarak kendi içine dönük ve sınırları net olan bu çanak bölgeler, güçlü merkezi otoritelerin ve imparatorluk bürokrasisinin doğması için idealdir. Devlet, bu verimli havzadaki üretimi vergilendirerek güçlü bir ordu ve idari mekanizma kurabilir.
- Demografik Güç: Zengin besin kaynakları ve istikrarlı yaşam alanları yüksek nüfus yoğunluğunu tetikler. Tarihte orduların temel yakıtı olan insan gücü (demografik kapasite) bu havzalardan beslenmiştir.
Tarihsel ve Modern Örnekler:
- Mezopotamya (Fırat ve Dicle Havzası): Tarihin ilk medeniyetlerinin doğduğu, tarım ve hukukun "çanağı" olmuştur.
- Çin'deki Sarı Nehir ve Yangtze Havzaları: Binlerce yıldır Çin medeniyetinin siyasi ve demografik merkezini oluşturmuş, dışarıdan gelen göçmenleri ve kavimleri kendi kültürel havzasında eritmiştir ("melting pot" etkisi).
Risk Faktörü: Çanak konumundaki ülkeler veya bölgeler, uzun süre zenginlik içinde yaşamanın getirdiği bir refah sarhoşluğu veya dış dünyadaki gelişmelere karşı yabancılaşma (izolasyonizm) riskiyle karşılaşabilirler. Dışarıdan gelen dinamik göçebe veya tüccar güçler (köprü konumundakiler veya bozkır halkları) karşısında hantallaşabilirler.
Tarihsel Sentez: İki Rolün Dengesi
Uluslararası ilişkiler teorisinde ve tarihte en başarılı devletler, bu iki rolü başarıyla harmanlayan veya birinden diğerine geçiş yapabilenlerdir. Örneğin, hem kendi içinde güçlü bir üretim çanağına sahip olan hem de bu zenginliği dış dünyaya bağlayan bir ticaret köprüsünü kontrol eden imparatorluklar (Pax Romana, Pax Ottomana, Britanya İmparatorluğu) çağlarına damga vurmuştur.
Bugünün dünyasında ise tedarik zincirlerinin çeşitlendiği, lojistik koridorların (örneğin Orta Koridor gibi projelerin) ve teknoloji üretim merkezlerinin yeniden şekillendiği bir dönemde, ülkelerin bu stratejik avantajları nasıl optimize ettiği gelecekteki küresel konumlarını belirlemeye devam etmektedir.
Gemini, Truva’nın trajedisini analiz etti
Bu genel değerlendirmenin üzerinden Truva örneğine eğilmemizi istedim. Gemini bu analizi yaparken benim gibi Truva değil, Troia adını kullanmayı tercih etti. Bu tercihe saygı duyarak yaptığı analizi aktarıyorum.
Tarihsel coğrafya ve jeopolitik perspektiften baktığımızda, Anadolu topraklarının en kadim ve simgesel “köprü” ile “çanak” (havza/kavşak) entegrasyonlarından biri hiç şüphesiz Troia (Truva) ve çevresidir. Homeros’un destanlarına konu olan Troia, sadece mitolojik bir savaşın sahnesi değil, coğrafi konumunun ona yüklediği jeopolitik kaderin ta kendisidir.
Deneyimli bir tarihçinin gözüyle, Türkiye topraklarının batı kapısı olan Troia üzerinden bu "köprü" ve "çanak" analizini şu başlıklar altında yapabiliriz:
- Troia'nın "Köprü" Rolü: İki Dünyanın ve İki Denizin Kesişimi
Troia, coğrafi olarak Asya ile Avrupa’nın, daha da önemlisi Ege Denizi ile Karadeniz (Çanakkale Boğazı vasıtasıyla) arasındaki geçişin kilit noktasında yer alır.
- Boğazların Kontrolü ve Jeopolitik Kaldıraç: Tarih öncesi çağlardan itibaren Karadeniz’e açılan kapı olan Çanakkale Boğazı (Hellespontos), Kuzey’in (Karadeniz havzası, Trakya, Balkanlar) ve Doğu’nun zenginliklerinin Akdeniz uygarlıklarına ulaşmasını sağlayan yegane geçitti. Troia, bu boğazın girişini tutarak hem bir gözetleme kulesi hem de bir geçiş kontrol noktası (gümrük kapısı) işlevi gördü.
- Kültürel ve Ticari Entropi: Troia, batıdan gelen Ege/Miken kültürü ile doğudan gelen Anadolu (Hitit/Luvi) kültürünün eritildiği, harmanlandığı bir köprüydü. Arkeolojik kazılar, Troia'nın tek tip bir kültüre sahip olmadığını, hem Akdeniz ticaret ağlarının hem de Balkan-Anadolu göç yollarının kesişiminde kozmopolit bir karakter taşıdığını göstermektedir.
Tarihsel Analiz: Troia Savaşları'nın (veya bu efsanenin arkasındaki gerçek tarihsel mücadelelerin) özünde, Akdeniz’den Karadeniz ticaretine çıkmak isteyen Miken/Akhalı tüccar-korsan koalisyonunun, bu boğaz ve köprü geçişini elinde tutan Troia’nın tekelini kırma isteği yatar. Yani Troia, köprü konumunun getirdiği transit denetim gücü sayesinde zenginleşmiş, ancak bu güç aynı zamanda onu hedef haline getirmiştir.
- Troia ve Çevresinin "Çanak" (Havza/Üretim) Dinamiği
Troia sadece boğazı tutan bir kale değil, arkasında beslendiği son derece verimli bir coğrafi çanağa dayanır: Biga Yarımadası ve Troas Bölgesi.
- Verimli Ovalar ve Tarımsal Zenginlik: Scamandros (Karamenderes) ve Simois (Dumlupınar) çaylarının suladığı bu alüvyon ovaları, antik çağda tarım ve hayvancılık için muazzam bir potansiyele sahipti. Bu "çanak" yapı, surlar içinde yaşayan nüfusu ve orduları besleyecek gıda güvenliğini sağladı.
- Stratejik Derinlik: Troia’nın zenginliği sadece dış ticaretten değil, arkasındaki bu tarımsal havzanın kendisinden geliyordu. Bir çanak gibi dağlarla ve nehirlerle çevrili bu ekosistem, kente ekonomik bir "merkez" olma özelliği kazandırıyordu.
- Troia Üzerinden Jeopolitik Sentez: "Köprü Olmanın Bedeli"
Troia analizi bize jeopolitiğin en acımasız kuralını hatırlatır: Dünyanın en kritik köprüsüne sahip olmak, aynı zamanda en büyük hedef tahtası olmak demektir.
- Doğu-Batı Çatışmasının İlk Prototipi: Homeros’un İlyada’sında anlatılan Doğu (Asya/Troia) ile Batı (Avrupa/Akha) mücadelesi, Anadolu’nun köprü misyonunun doğurduğu kaçınılmaz jeopolitik gerilimin metaforik bir anlatımıdır. Köprü olan topraklar, iki tarafın da hakimiyet kurmak isteyeceği ilk alanlardır.
- Tarihsel Devrederlik: Troia’nın ve Çanakkale Boğazı’nın temsil ettiği bu köprü-çanak dengesi, binlerce yıl sonra aynı coğrafyada Osmanlı İmparatorluğu’nun Boğazlar üzerindeki hakimiyetiyle ve 1915’te Çanakkale Savaşı’yla yeniden sahneye çıkmıştır. Coğrafya değişmez; aktörler ve teknolojiler yenilenir.
Sonuç: Türkiye topraklarının batı ucundaki Troia, "köprü" olmanın getirdiği ticari ve jeopolitik zenginliği ile "çanak" (havza) olmanın sağladığı üretim gücünü birleştiren ilk büyük antik merkezlerden biridir. Ancak aynı tarih bize şunu da öğretir: Köprüler yalnızca ticaretin ve medeniyetin değil, aynı zamanda çatışmaların da üzerinden aktığı en sıcak hatlardır. Troia'nın trajedisi de yükselişi de bu jeopolitik gerçekliğin bir sonucudur.
Yapay zekâ mühendisliği ile kazanmak
Mühendislik problemleri doğru ortaya koyup bunları çözmenin sanatıdır. Bu nedenle benim işim olmamasına karşın bu analizi yaptım. Buna cesaret bulmamın nedeni ise, kullandığım teknolojinin bunu yapmaya olanak tanıması ve bunu yapmanın maliyet/fayda muhasebesinde faydanın maliyetten daha büyük olmasıdır. Bu nedenle bu zamanı harcadım.
Daha önemli soru ise, işi bu olanların neden Türkiye bu önemli role soyunurken bu analizi yapmamasıdır. İki soruyu da size bırakarak bu yazıya son vermek istiyorum.
Madem ki, ülkenin bilişim teknolojilerinin (girişteki alıntıda bilgi ve iletişim teknolojileri diye geçiyor; bilerek onları metnini düzeltmedim) yapay zekâ sayesinde 2031’de geleceği noktadaki ekonomik büyüklüğünün bugünkünün yüzde 50 kadar üzerinde olacağını umuyoruz, Adjust Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Satış Direktörü Başak Zerman’ın gündeme getirdiği sorunun yanıtı üzerinde de düşünmek durumundayız. Zerman’ın “Yapay Zekâ Başarısız Olmaz. Yanlış Şeyi Başarabilir” başlıklı yazısında dile getirdiği soru yazının “Geleceğin Sorusunu Şimdiden Sorun” başlıklı son bölümünde şu şekilde dile getiriliyor: “Pazarlama dünyasında herkes aynı yapay zeka modellerini kullandığında, farkı teknoloji değil, vizyon belirleyecek. Yanlış tanımlanmış bir başarı kriteri, şirketinizin batışını inanılmaz bir hız ve verimlilikle optimize edebilir. Doğru tanımlanmış bir kriter ise algoritmanızı durdurulamaz bir büyüme motoruna dönüştürür. Bu yüzden artık kendimize ‘Yapay zekamız ne kadar akıllı?’ diye sormayı bırakmalıyız. Asıl sormamız gereken hayati soru şu: Biz ona ne öğretiyoruz?” Yapay zekânın istenen şeyi yaparken asıl yapılan işi yerle yeksan ettiği deneyimler, elde edilen sonuçlardan kazanç ve gelir elde edildiği çıkarım (inference) çağında kendimize sormamız gereken en önemli soru.
İkinci soru ise bizim basitçe startup olarak adlandırdığımız yeni kurulmuş dinamik şirketlerle ilgili. Moven Bank kurucusu olarak tanıdığım fütürist ve yazar Brett King, bu yıl Pasha Grubu’nun davetlisi olarak geldiği Türkiye’de gelecekte tek kişiden oluşan 1 milyar dolarlık şirketler göreceğimizi söyledi. Bu çok önemli bir dönüşüm ve Türkiye olarak bu dönüşümde nasıl yer alacağımızı değerlendirmek zorundayız.
Benim bakış açım böyle; konunun ilgilileri de herhalde bu konuları ele alıyorlardır diye düşünüyorum.