1950-2025 arası 75 yılda Türkiye ortalama yüzde 5’ler civarında büyümüş. Planlı dönemin başlangıcında bu oranlar çok daha yüksek olmuş. Aynı şekilde sanayi sektörü de 1950-1970 döneminde yıllık ortalama yüzde 9 büyümüş.
Hazine’ye teşekkürler: Geçen hafta “Yeni Orta Vadeli Program yine baştan savma mı olacak?...” başlıklı yazımızda yer alan tablonun ilk sütunu “2025 Gerçekleşme” olması gerekirken yanlışlıkla “2026 Tahmin” olarak yer almış. Aynı şekilde ikinci sütunu da “2026 Tahmin” yerine “2026 Açıklama” olarak belirtilmiş. Ayrıca 2026 GSYH’si cari fiyatlarla 1,7 trilyon dolar olması gerekirken 1,6 trilyon dolar olarak ifade edilmiş.
Geçmişte uzun yıllar en üst düzeyde görev yaptığım Hazine’nin, bariz bir hata olmayan basit baskı hatasıyla ilgili bu uyarısı ve titizliği için teşekkürlerimi iletiyorum. Bürokrasinin duyarlılığı ve titizliği bu olsa gerek…
Önceki gün TÜİK tarafından 2026 yılı ikinci çeyreğine ilişkin büyüme rakamları yayımlandı.
Rakamlar şöyle:
- GSYH, yılın ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 2,3 artmış. Yani yüzde 2,3 büyümüşüz. Bu oran ilk çeyrekte yüzde 2,6 idi.
- Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi ise bir önceki döneme, yani 2026 yılı ilk çeyreğine göre yüzde 1,1 artmış. Bu oran bir önceki çeyrekte yüzde 0,3 olarak gerçekleşmiş.
- Dolayısıyla hem bir önceki döneme hem de bir önceki yılın aynı dönemine göre büyüme yüksek olmuş. Açıkçası beklenenden daha iyi bir gelişme!...
- Rakamsal olarak da 2026 yılının ikinci çeyreğinde cari fiyatlarla GSYH 19,9 trilyon lira olarak gerçekleşmiş.
- Üç yılın geride kaldığı dezenflasyon programı açısından bakıldığında, büyümenin doğal olarak zayıf kaldığı anlaşılıyor.
Sektörel olarak durum nasıl, bir de ona bakalım.
- Tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü yüzde 13,3 artmış. Özellikle bol yağış mevsimi ve mevsimsel koşullar tarımda beklenenin üzerinde üretim ve büyüme sağlamış. Ama bu tablo lojistik ve diğer piyasa koşulları nedeniyle gıda enflasyonuna çok yansımamış.
- Bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 8,6 büyümüş.
- Kamu yönetimi, eğitim, sağlık ve sosyal hizmet faaliyetleri yüzde 4,0 artmış.
- Sanayi sektörü sadece yüzde 2,4 büyümüş.
- Diğer faaliyetler de yüzde 2,0 civarında gelişme göstermiş.
- Ancak bu dönemde inşaat sektörü yüzde 1,9 daralmış.
Gelelim harcama yöntemine göre GSYH gelişmelerine…
- Yerleşik hanehalkının nihai tüketim harcamaları bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,5 artış sergilemiş. İzlenen ağır dezenflasyon programına rağmen hanehalkı tüketimini kısmamış, kısamamış.
- Devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 1,8 azalmış. Aylık bütçe sonuçları da bunu gösteriyor. Hazine, bütçe açığını kısmen yılın sonuna öteleyebilmek adına yıl içinde bütçeyi frenliyor. Dolayısıyla kamunun harcamaları oransal olarak düşüyor.
- Mal ve hizmet ihracatı bu dönemde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,4 düşmüş. Bu oran birinci çeyrekte de yüzde 12,7 oranında daralmıştı.
- Öte yandan mal ve hizmet ithalatı yüzde 6,4 daralmış.
- Bu arada GSYH’den çalışanların ve işletme sahibinin aldığı payın çok sınırlı değiştiği görülüyor.
Şimdi sorgulanması gereken sorular şunlar:
- Bu büyüme oranları yeterli mi?
- Bu oranlarla ülkemiz gerçekten zengin ve refah içindeki ülkeler arasında yer alabilir mi?
- Oranlardaki düşüklüğün yanı sıra sektörlerdeki oynaklıklar veya dengesizlikler sağlıklı mı?
- Kendine yeterli bir tarım ülkesinden ithalat yapan bir ülkeye dönüşmek gelecek için tehlike mi?
- Özellikle sanayisizleşme olgusu gerçekten boy gösteriyor mu?
Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının yayımladığı çeşitli istatistikler içinde büyümeyle ilgili olanlar çok çarpıcı. 1950-2025 döneminde Türkiye ortalama yüzde 5’ler civarında büyümüş. Planlı dönemin başlangıcında bu oranlar çok daha yüksek olmuş.
Aynı şekilde sanayi sektörü de 1950-1970 döneminde yıllık ortalama yüzde 9 büyümüş. 1990’lara kadar bu tempo devam etmiş. Ancak 1990’lar sonrası düşüşe geçmiş. Neredeyse sanayisizleşme sürecine girilmiş.
Büyümenin rakamsal yönü kadar niteliği de önemli. Büyüme; daha çok üretim, daha fazla istihdam ve daha yüksek ihracat anlamına gelmeli. Katma değerli ürün üretimi öne geçmeli.
Ne yazık ki Türkiye’nin iki üretim sektörü tarım ve sanayi uzun yıllardan beri can çekişiyor.
Örneğin, tarım sektörünün 2026 yılı ikinci çeyreğinde GSYH içindeki payı yüzde 4,2 olmuş. O da bereketli ve bol yağışlı üretim sayesinde olmuş. Bu pay bir önceki çeyrekte yüzde 2,6’da kalmış. Sanayi sektörünün GSYH içindeki payı da 2026 yılının ikinci çeyreğinde yüzde 18,6 olmuş. Bu iki üretici sektörün önüne uzun yıllardan beri ticaret ve hizmetler sektörü geçmiş.
Üretim yoksa istihdam yoktur, ihracat yoktur, yatırım yoktur ve dolayısıyla büyüme yoktur.
Dünyanın yeniden şekillendiği günümüzde hiç vakit kaybetmeden üreten sektörlere yönelmek zorundayız.