Bugünlerde bir işin nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda araştırmalar yapıyorum. Bunu da “uzmanlarla” değil, sokaktaki insanlarla yapmak bana müthiş bir dinamizm katıyor. Tarfin’in Fenerbahçe basketbol takımlarına sponsor olması, bu kapsamda ilgimi çekti. Fenerbahçe Basketboldan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi ve Şube Sorumlusu Ömer Onan’ı dinledikten sonra bu yazıyı yazmaya karar verdim.
Yakın zamanda iş yönetimi ile ilgili birkaç üst düzey araştırma yapma fırsatım oldu.
Bizim mahallede tezgâhta meyve satan seyyar ile konuştum. İsmen tanışmıyoruz ama ilk olarak kiraz aldığımda 150 liraydı ve “bunun fiyatı ne olur?” diye sormuştum. O da “burada kalmaz yükselir” demişti. “Alıp stok mu yapalım yani” diye sorduğumda “Ağabey, bizim sermayemiz yok. Ben her sabah hale gidip mal çekiyorum. Onun üzerine kâr koyup satıyorum. Oradaki fiyat neyse ona bağlıyım.” demişti.
Sonrasında Acıbadem pazarındaki meyvecimle konuşurken –kirazın fiyatı 100 liraya düşmüştü- kiraz işini sordum. Yerli bir teknoloji şirketinin Manisalı patronu “Biz bile Salihli kirazı bulamıyoruz. Daha ürün toplanmadan yabancılar gelip bahçeleri kapatmış” demişti. “Nasıl oldu da fiyat buraya düştü” diye sordum. “Ağabey o iş patladı; mal geri döndü. Şimdi kilosu 40 liradan iç pazara vermeye çalışıyorlar.” dedi. O kirazın piyasaya gelişi de 100 liradan satın almamıza izin veriyordu. Aldım ve bir hafta sonraki muhabbetimiz biraz sitemli oldu.
“Senin kirazlar botokslu çıktı. Mükemmel görünüyorlardı ama tatları tuzları yok” dedim. “Ağabey sudan oluyor. Sular çekiliyor, ağaçlar da suyunu alabilmek için toprakta ne varsa emiyor. Bütün pislik de meyvelere geçiyor.” diye yanıt verdi. Aynısını incirde yaşamıştık; dışı süper görünen incirlerin içi kararmış çıkmıştı geçen sene.
Bizim mahalledeki –bahsettiğim- seyyar bu sene tezgahın tümüne incir yığınca yeniden denedim. Mahalleli olunca kötü mal satma şansı yok; iki hafta sonra kimse almaz. Yoldan geçene satarak da o işi çevirmek mümkün olmaz. Artık tanıştığımız için sandıklara dizili olanların altındaki maldan verdi. İyiydi ama yine de geçmişteki ballı patlıcan incirlerinden çok uzaktı. Bugünlerde tezgaha üzüm de eklemiş; bundan sonra ne getireceğini sordum. “Bundan sonra bırakıyorum.” dedi ve devam etti: “Benim iki işim var: Bahar ve yazın meyvecilik yapıyorum. Sonbahar-kış da kestane-mısır…”
“Kestane çok pahalandı. Ben artık sadece evde yapıyorum.” deyince “Aslında pahalı değil ama öyle görünüyor.” dedi. Anlattı: Geçen sene kestanenin kilosu 400 liraydı. Bu pişince 700 grama düşer. Kömürü, işgaliyesi, araba kirası ile kilosu bin liraya geliyor. İşgaliye o kadar önemli değil ama araba kirası işin üzerine biniyor. Öyle olunca o fiyatlar düşük kalıyor.” dedi. Haklıydı. Onun sermaye yapısının zayıflığı, bizim daha taze ürüne daha uygun fiyatla erişmemizi sağlıyordu. Elinde mal kalmasının finansal yükünü taşıyacak durumda değildi ve o yüzden biz kazançlı çıkıyorduk. Ancak ülke ekonomisini böyle günübirlik bir işleyişe temsil eden zihniyet vatanımızı kaybetmemize neden olduğunda bunun asıl bedelini öğreneceğiz. Bunun aksi tarafındaki büyük zincirlerin nasıl çalıştığını sorduğumda. “Onların depoları var. Malı oraya koyup talebe göre çıkarırlar. Onların işi bizimki gibi değil.” dedi.
Bir hafta sonra, Halil ağabeyin kendi deyimiyle “takıldığı” manava uğradım; tatilden dönmüş. 80’ine geldi hâlâ gece gidip halden mal çekiyor ve dağından bağından katkısız pestisitsiz malı bulup getiriyor. Tezgâh yapıyordu. “Bu sene şöyle ağız tadıyla bir incir yiyemedik.” dedim. “Anladım ben seni. Bunlar yeni geldi. Ben ayarlayacağım.” dedi.
Yabancı işçi olduğunu düşündüğüm kadınların sebzelerini tarttı. 110 lira tuttu. 200 lira verdiler. “10 liranız var mı” diye sormadan dükkanın sahibinden 90 lira aldı, para üstünü verdi. Kadınlar da “10 lira verelim” diye işi kolaylaştırmadılar bile. O da sormadı, müşteriye yük olmaz. Bana bir kasa incir seçti: kasa dediğime bakmayın, plastik kasa iki kilo alıyor. “Bunu böyle götür, ezilmesin.” diye tembihledi. Üstüne de bir poşet geçirip verdi, karşıladığı gibi “Hürmetler” diyerek beni gönderdi. Ne yalan söyleyeyim, Halil ağabeye bakmama neden olan, GetirBüyük’ün pestisit analizi yapılmış meyve ve sebze satışı ile ilgili reklamı oldu. Onlar analiz diyorlar; Halil ağabey sattığı malın geldiği yeri ve hatta kimi zaman üreticisini bilerek bu işi yapıyor. Umarım bu kadar tarımsal ürünümüz yurtdışından dönerken içeride satacak pestisitsiz ürün bulabilirler. Benim güvencem Halil ağabey çünkü onun birikimi ve sistemi var.
Mükemmel ikili: Fenerbahçe ve Tarfin
Tarfin’in Fenerbahçe ile sponsorluk anlaşmasının basın toplantısından çıkınca benim aklım bunlara gitti. Bunun nedeni, Ömer Onan’ın bir basketbol şubesinin yönetimi ile anlattıkları ile sokaktaki bu ekonomi ve Tarfin’in faaliyet alanı ideal bir üçgen oluşturuyordu. Onan’ın söylediklerine geçmeden önce tarımsal üretimdeki hasat ile basketbol ya da diğer sporlardaki şampiyonluk muazzam bir paralellik gösteriyor. İkisinde de felaketler ve yenilgiler daha çok hatırlansa da kazanmak için iyi hasat almak veya şampiyon olmak gerekiyor.
Onan sportif başarı için dört unsurun bir araya gelmesi gerektiğini anlattı.
Bunlardan ilki, iyi bir takım ve teknik kadro. Bu sene sekiz yeni oyuncunun katıldığı erkek basketbol takımı için buna bir entegrasyon konusunu da eklemek gerekiyor. Kadın basketbol takımında ise başarının sürdürülebilirliği konusuna odaklanılıyor. Onan her iki süerci de yönetim olarak yakından takip ettiklerini söylüyor ve bu ilk ayakta sağlıklı bir sistemin kurulduğu görülüyor.
İkinci ayakta kompleks ya da tesis altyapısı yer alıyor. Instagram’da Ülker Spor ve Etkinlik Salonu olarak anılan Ülker Sports Arena, basketbol maçları kadar konserler için de gittiğim bir yer oldu. Burada da iyi bir tesis yönetiminden söz edilebilir ama bu konuda uzman değilim.
Bu iki maddenin kesiştiği noktada yıllar önce bu salonda izlediğim Fenerbahçe-San Antonio Spurs maçına değinmek istiyorum. Google’a sordum 2014 yılındaymış. Hayat ne kadar hızlı elimizden kayıyor. O maçta Spurs’ün efsanevi koçu Greg Popoviç, kısacık mola süresini oyuncularına bir şeyler anlatmaya çalışarak tüketmiyordu. Mola alındığında hemen yardımcıları etrafına toplanıyor ve Popoviç onlarla bir şeyler konuşuyordu. Sonra yardımcılar gidip takıma bir şeyler anlatıyordu. Bu arada takım da kendi içinde liderleri etrafında bir şeyler konuşuyordu. Bana sanki sürekli Fenerbahçe basket atıyor gibi gelirken maçı Spurs kazandı. Google skorun 90-96 olduğunu gösteriyor. Bu kendini gazlama, yanılgılı algı ve sonucu görememe, üzerinde çok çalışmamız gereken yerli ve milli hastalığımız.
Onan üçüncü olarak, taraftardan bahsetti. Taraftar takımı desteklemek kadar hakemin verdiği yanlış kararlarda baskı oluşturarak takımın adil bir maç oynamasına katkıda bulunan önemli bir unsurdu. Bu tanımlamayı yapan Onan’ın sözleri bana çağdaş bir ülkede vatandaş kavramını çağrıştırdı.
Ve dördüncü olarak sponsorlardan bahsedildi. Sponsorların sağladığı kaynak, sportif başarıya ulaşacak bir kulübün ihtiyaç duyduğu finansal gücün en önemli bacaklarından biri. Onan, basketbol şubesinin her yılı “neredeyse denk bütçe” ile kapatmasında bilet satışlarının da önemli bir katkısı olduğunu belirtirken sponsor rolünün altını kalın bir biçimde çiziyor. Hem basketbol hem de voleybolda Avrupa’nın yıldızlarının çoğunun Türkiye’de forma giydiği düşünülürse, sponsor bütçelerinin rekabet açısından taşıdığı önem anlaşılıyor.
Onan, konuşmasında Tony Parker’dan da bahsetti ve bunun önemli bir ayrıntı sağladığını düşünüyorum. NBA kariyerini 2018-2019 sezonunda oynadığı Charlotte Hornets’te tamamlayan Parker’ı 2001-2018 yılları arasında 17 sezon giydiği San Antonio Spurs forması ile hatırlıyorum. Takım bu dönemde dört kez NBA şampiyonluğu yaşamış ve Parker muhtemelen İstanbul’daki Fenerbahçe maçında da forma giymiştir. Şu anda ASVEL başkanı ve koçu olan Parker’ın bizdeki sosyal medyaya yansıyan ve Onan’ın da atıfta bulunduğu ifadesi “ASVEL'den Fenerbahçe gibi bahsedilsin istiyorum!” şeklinde. Yapay zekânın bana aktardığı ifade biraz daha geniş. Yapay zekâya göre Parker, Eylül 2026’da hedefleri hakkında konuşurken biraz daha geniş bir çerçeve çiziyor ve "Bir gün insanların ASVEL’den de Fenerbahçe, Real Madrid ve Barcelona’dan bahsettikleri gibi bahsetmesini istiyorum. Aksi takdirde bu işi yapmanın ne anlamı var?" şeklinde.
Bir işi yapmanın anlamı
Şimdiye kadar size aktardığım kişilerin tümü, işlerini yapma biçimleri nedeniyle takdir ettiğim insanlar. Onan’ın anlattıkları üzerine sadece basketbol şubesi değil, devlet bile inşa edilebilir. Zamanında ilgi göstermediğim Fenerbahçe Cumhuriyeti kavramı bile, Onan’ı dinledikten sonra ilgi alanıma girdi. 2001 ile 2005 arasında Tempo dergisinde birlikte çalıştığım arkadaşlarımdan fotoğraf ustası Çağrı Kılıccı çok heyecanlı ve Fenerbahçe taraftarı, şu andaki Fenerbahçe Spor Kulübü Kurumsal İletişim Direktörü Mustafa Sapmaz ise çok ağırbaşlı ve doğrucu olduğu için Fenerbahçe’yi tanıma konusunda çok fazla mesafe kat edemedim. Belki bu konuyu yapay zekâ ile çalışırım. Bu sponsorluk anlaşmasını anlama konusunda şimdiden böyle bir çaba içine girdim bile. Ben toplantıda soru sormamayı tercih edip, konuyu anladıktan sonra aksiyon alma yolunu seçtim.
Basketbol Federasyonu Başkanı Faruk Türkoğlu’nun Hepsiburada’yı milli takım sponsoru aldıkları toplantıdan beri bu işin ekonomisi ve yönetimi ile ilgiliyim. Türkoğlu, basketbolda başarının sportif ve finansal güç olmak üzere iki ayak üzerinde yükseldiğini anlatmıştı. Ben de bu işin hikayesini anlatayım.
Tek kanallı televizyon zamanında Beyaz Gölge adında bir dizi gösterime girdi. Sakatlandığı için bir kenar mahalle okulunda koçluk yapmak zorunda kalan eski basketbolcu/koç Ken Reeves ile onun birbiriyle kavgalı ve farklı ülke kökenlerinden gelenlerden oluşan basketbol takımı oyuncularının hikâyesi anlatılıyordu. Bu dizi o kadar etkili oldu ki, biz inşaat demirinden yapılma potaları apartmanlara tutturup sokaklarda basketbol oynamaya başladık. Bugünden geriye bakınca muazzam ilkel görünen bir altyapı üzerinde biz ve bizden sonra gelen kuşaktaki çocuklar basketbolu sevdi. Daha önce İstanbul’un iş dünyasının ve müstakbel yöneticilerinin buluştuğu basketbol kulüpleri ve Spor Sergi Sarayı tribünü ile anılan basketbol, özellikle Ülker’in basketbol okullarıyla yerini İstanbul’un varoşlarında ya da daha az rahatsız edici ifade ile banliyölerinde yetenekli çocukların keşfedildiği bir sisteme bıraktı. Oluşan bu dev havuz basketbol takımlarının çehresini de değiştirdi. Geçmişte basketbol takımları ve Spor Sergi Sarayı tribünü iş hayatındaki yöneticilerin birbirleri ile tanışık olarak bir kadro oluşturmasına yataklık ederken bu dönüşümün ardından iki Türk takımının Euroleague’de maç yaparken sahada Türk oyuncu olmamasının normal olduğu bir döneme evrildik. Yeni basketbol ekonomisi, futbolda olduğu gibi transferden para kazanmaya ve yukarındaki ekonomik dengelere dayanıyor. Bu arada hâlâ basketbol öğrenmeye ilgili gençler var. Cumartesi günü ana babaların otomobille Dereağzı’na getirdiği gençler, boylarına bakılırsa muhtemelen basketbol için oradaydılar. Ancak bu dünya çapında oyuncular olacakları anlamına gelmiyor. Bugünün ekonomisi Bursa dinamikleri üzerinde dönüyor. Bursa’da tekstil sektörü iyi durumdayken futbol, otomotiv iyi durumdaysa basketbol takımı iyi performans gösterirdi. Freşa bu tablonun nasıl değiştiğini gösterdi ama bunu analiz edecek yerim yok. Yine de sponsorlukların etkisini göstermek açısından bunun altını çizmek istedim.
Medyanın düzeyi de muhtemelen sponsorluklarla daha iyi noktalara çıkarılabilir. Toplantıda Ali Emre Ballı’ya yöneltilen sorular ağırlıkla, sponsorluğun işle mi yoksa Fenerbahçeli olmakla mı ilgili olduğunu konu aldı. Hem erkek hem kadın milli takımına sponsor olunması ise, kadın-erkek eşitli boyutu ile ele alındı. Ben cahil olduğum için soru sormadım ama daha sonra yapay zekâ ile konuyu ele alırken Ali Emre Ballı’nın 1980 ve Ömer Onan’ın da 1978 Mersin doğumlu olması dikkatimi çekti. Bu ilgi çekici bir soru olabilirmiş. Ömer Onan’ın Haziran 2026’da göreve gelmesinin ardından gelen bu sponsorluk bu boyutu ile ilgi çekici olabilir. Bir dahaki sefere sorarım artık.
Yapay zekâ “Öğrenim hayatına Mersin’de başlayan Ballı, Sakarya Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. Bir süre teknoloji alanında özel sektörde çalışan Ali Emre Ballı, 2001 yılında girişimci olarak iş hayatına atılarak kendi şirketlerini kurdu. Ali Emre Ballı, aynı zamanda Varlık Yönetim Şirketleri Sektör Başkanlığı ve Finansal Kurumlar Birliği Başkanlığı görevlerini sürdürüyor.” diyor. Ballı’nın Türkiye Basketbol Federasyonu’nda da yönetim kurulu üyeliği bulunuyor.
Sakarya Üniversitesi’ni bizim İstanbul Teknik Üniversitesi’nin (İTÜ) hocaları kurduğu için Ballı’nın iyi bir eğitim aldığını düşünüyorum. Sakarya Üniversitesi (SAÜ), 3 Temmuz 1992 tarihli ve 3837 sayılı kanunla devlet üniversitesi olarak kurulmuştur. Ancak üniversitenin temeli, 1970 yılında açılan Sakarya Mühendislik ve Mimarlık Yüksekokulu'na dayanır. Bu kurum 1982-1992 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi'ne (İTÜ) bağlı bir fakülte (İTÜ Sakarya Mühendislik Fakültesi) olarak faaliyet göstermiştir. Dolayısıyla Sakarya Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) bünyesinde şekillenmiş ve sonradan ayrılarak bağımsızlaşmıştır. Benim de İTÜ’de okuduğum dönemde iyi olduğunu biliyorduk.
Ali Emre Ballı, üniversite eğitiminin ardından kısa bir süre teknoloji sektöründe profesyonel olarak çalışıyor. 2001 yılında girişimciliğe adım atarak kendi şirketlerini kurmaya başlayan Ballı, finans, yazılım, telekomünikasyon, teknoloji ve gıda gibi çok çeşitli sektörlerde 20 yılı aşkın iş deneyimi bulunuyor.
Ballı için özellikle varlık yönetimi, finansal teknolojiler ve dijital bankacılık ekosisteminde kritik yatırımlara imza atmıştır diyen yapay zekâ, kurucusu, ortağı ve yöneticisi olduğu başlıca kurumları şöyle sıralıyor:
- Adil Katılım Bankası: Dijital katılım bankacılığı alanında faaliyet gösteren bu bankanın Yönetim Kurulu Başkanı ve kurucu ortaklarındandır.
- Adil Varlık Yönetim A.Ş.: Alacak ve varlık yönetimi sektöründe yer alan bu şirkette Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapmaktadır.
- Fair Grubu Şirketleri: Fair Finansman A.Ş., Fair Finansal Kiralama A.Ş. ve tüketiciye yönelik finansal çözümler sunan Fairpay girişimlerinde Yönetim Kurulu Başkanı / Başkan Vekili pozisyonundadır.
- Online Teknoloji ve Danışmanlık A.Ş.: 2011 yılından bu yana teknoloji ve yazılım tarafındaki yatırımlarını bu çatı altında CEO olarak sürdürmektedir.
Ballı’nın sektörel ve sosyal görevleri ise şöyle:
- Finansal Kurumlar Birliği (FKB): Birlik bünyesinde daha önce Başkan Vekilliği ve Varlık Yönetim Şirketleri Sektör Başkanlığı yapmış, ardından FKB Yönetim Kurulu Başkanlığı görevine seçilmiştir.
- Türkiye Basketbol Federasyonu (TBF): İş hayatının yanı sıra spor dünyasında da aktif rol üstlenerek TBF Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev almaktadır.
Tarım ve finansal teknolojileri (AgTech/Fintech) buluşturan öncü yerli girişimlerden biri olan Tarfin Tarım A.Ş.hakkında öne çıkan temel göstergeler, iş modeli ve yapısal özellikler şu şekildedir:
1. Kurulum ve Künye Bilgileri
- Kuruluş Yılı: 2017
- Kurucu:Mehmet Memecan
- Merkez:İstanbul, Türkiye (Şişli)
- Faaliyet Alanı:Tarımsal girdi (gübre, tohum, yem, mazot, tarım ekipmanları vb.) tedariki ile çiftçilere yönelik hasat vadeli ve esnek finansman çözümleri.
2. İş Modeli ve Temel Çözümler
- Dijital Entegrasyon (Tarfin Mobil): Yapay zeka ve makine öğrenmesi tabanlı tarımsal risk değerlendirme modelleri sayesinde çiftçilere cep telefonları üzerinden hızlı ön onaylı limit ve fiyat teklifi sunar.
- Bayi Ağı: Türkiye genelinde yüzlerce yetkili satış noktası/tarım bayisi ile entegre bir şekilde çalışarak geleneksel fiziki şube yapısı yerine mevcut yerel bayileri dijitalleştirir.
- Gelir Korumalı Paketler:Türkiye Ürün İhtisas Borsası (TÜRİB) verilerini baz alarak çiftçilerin tarım girdilerini mahsul değerine endeksli, tavan fiyat uygulamalarıyla güvence altına alan finansal kalkan modelleri sunar.
- Sermaye Piyasası Araçları:Başarılı VDMK (Varlığa Dayalı Menkul Kıymet) ihraçları ve sermaye piyasası projeleriyle yerli ve yabancı yatırımcıların tarım sektörünü fonlamasına aracılık eder.
3. Ortaklık Yapısı ve Yatırımlar
- Tarfin, Türkiye merkezli olmakla birlikte küresel ölçekte tanınan risk sermayesi fonlarından ve kurumsal yatırımcılardan Seri-B öncesi ve sonraki süreçlerde önemli yatırımlar almıştır.
- Yatırımcıları Arasında:Quona Capital, Syngenta Group Ventures, Elevator Ventures (Raiffeisen Bank International), Yara Growth Ventures, Collective Spark ve BIC Angel Investments gibi ulusal ve uluslararası fonlar yer almaktadır.
4. Uluslararasılaşma ve Büyüme
- Şirket sadece Türkiye pazarıyla sınırlı kalmayıp Doğu Avrupa pazarına açılmış, özellikle Romanya gibi ülkelerde kendi iştirakleriyle operasyonlar kurarak globalleşme adımları atmıştır.
5. Önemli Ödüller ve Sektörel Konum
- Fintech ve tarım teknolojileri alanında Bonds and Loans Türkiye, Digital Money and Fintech Awards (Yılın En Hızlı Büyüyen Fintech'i vb.) ve TSPB Sermaye Piyasaları Ödülleri gibi platformlarda çok sayıda ödüle layık görülmüştür.
Yapay zekâya teşekkür edip şimdilik burada bırakayım. Gıyapta bu kadar yazmak yeter. Ben yazana kadar Tarfin Flexi’yi incelemenizi de öneririm.