Çin ve Rusya ilişkisine ekonomi-politik açıdan bakınca; Rusya, İran-ABD savaşından kaynaklanan enerji piyasalarındaki kargaşanın ve Hürmüz Boğazı’nın ikili abluka ile kapatılmasının, Rus gazı fiyatları sözleşmesine ilişkin müzakerelerde Çin’i daha esnek hale getireceğini düşünüyor.
Geçtiğimiz hafta (13 Mayıs-15 Mayıs 2026) ABD Başkanı Trump’ın Çin’e yaptığı gezinin henüz sonuçlarını tartışırken, bu hafta içinde (19 Mayıs-20 Mayıs 2026) Rusya Devlet Başkanı Putin bu kez Çin’e gitti.
Böylece altı ay içinde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin liderlerinin tamamı Çin’i ziyaret etmiş oldu. Aralık 2025’te Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Ocak 2026’da İngiltere Başbakanı Starmer ve şimdi de Mayıs 2026’da ABD Başkanı Trump ve Rusya Devlet Başkanı Putin.
Çin’in artan önemini sanırım bu üst üste ziyaretlerden daha başka bir şey bu kadar kolay anlatamazdı.
Rusya Devlet Başkanı Putin’in cumhurbaşkanı olarak Çin’e yaptığı 25. ziyaret bu. Putin, görüşme öncesinde Rusya-Çin ilişkilerinin “gerçekten eşi benzeri görülmemiş bir seviyeye” ulaştığını söyledi.
Bir tarafta halen çözüme ulaşamamış bir savaşın tarafı olan, Batı’nın yoğun ambargosu altında ekonomisini bir şekilde ayakta tutan ve İran savaşının ana enerji koridorunu tıkaması neticesinde büyük bir enerji üreticisi olarak önemi çok daha fazla artan Rusya, diğer tarafta ise Rusya’nın enerji kaynaklarına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyan, ikili ticarette kendi parası Yuan’ı öne çıkararak, rezerv para olma yolunda adımlar atan, BRICS üzerinden ekonomik hakimiyet kurma çabasında olan Çin.
Putin’in bu ziyaretinin amacı temelde Çin ile ilişkileri güçlendirmek ve uzun süredir durmuş olan ‘Power of Siberia 2 (Sibirya Gücü-2)’ boru hattı projesinde ilerleme kaydetmek. Karşılıklı ticaretin ilerletilmesi ve ticaret hacminin artırılması da gündemdeydi.
Çin yarı resmi yayın organı Xinhua’nın yorumuna göre; ‘Çin ve Rusya’nın çok yönlü ortaklığı, türbülansın ortasında dünyayı çıpalamaya yardımcı oluyor.’
Yine Xinhua, ziyaret öncesinde, yeni bir dönemin eşiğinde olunduğunu, Çin-Rusya’nın kapsamlı stratejik ortaklığının karşılıklı güvenin derinleşmesi, iyi komşuluk ilişkileri ve birçok alanda pratik iş birliğine dayanarak giderek daha güçlü ve daha önemli hale geldiğinden bahsetti.
“Bütün bakanlıklar ve her düzeydeki kurumlar arasında kurumsallaşmış diyalog mekanizmaları, birbirlerinin kalkınma çıkarları için karşılıklı güvenle desteklenen verimli sonuçlar sunmaya devam etti. Enerji iş birliği, sağlam temeller ve büyük altyapı projelerinin istikrarlı ilerlemesiyle çıpalanan Çin-Rusya ilişkilerinin temel taşı olmaya devam ediyor. Çin Ticaret Bakanlığı’na göre, ikili ticaret 2025’te yaklaşık 228 milyar ABD dolarına ulaşarak üst üste üçüncü yıl 200 milyar dolarlık eşiği aştı. Çin, 16 yıl üst üste Rusya’nın en büyük ticaret ortağı olmaya devam etti” denildi.
Çin tarafının, Rusya ile olan sıkı ilişkinin çok kutuplu bir uluslararası düzeni teşvik etmekte önemli bir rol oynadığını söylemesi, açık bir ifadeyle ABD merkezli bir dünyanın da reddi anlamı taşıdığı için çok önemli.
Çin ve Rusya ilişkisine ekonomi-politik açıdan bakınca; Rusya, İran-ABD savaşından kaynaklanan enerji piyasalarındaki kargaşanın ve Hürmüz Boğazı’nın ikili abluka ile kapatılmasının, Rus gazı fiyatları sözleşmesine ilişkin müzakerelerde Çin’i daha esnek hale getireceğini düşünüyor.
Sibirya Gücü 2’de ilerleme kaydetmek için daha uygun zaman olamazdı
Putin’in bu ziyaretinin temelinde de enerji rotasının yeniden şekillendirilmesi yatıyor.
İran savaşı ve bunun sonucunda ortaya çıkan enerji krizi, Rusya ve Çin arasında büyük bir doğalgaz boru hattı planlarına yeni bir aciliyet kazandırma ihtimaline sahip.
Rusya’nın Arktik Yamal Yarımadası’ndan Çin’in kuzeydoğusuna gaz taşıyacak olan ve uzun süredir geciken Sibirya Gücü 2 (Power of Siberia 2) boru hattı, Rusya-Çin zirvesinin en önemli gündem maddesiydi. Bu konu yeni değil. Fakat zamanlama olarak yeniden görüşmek ve projede ilerleme kaydetmek için sanırım bundan daha uygun bir zaman olamazdı.
Önerilen boru hattı, Rusya’nın Batı yaptırımlarıyla boğuştuğu son yıllarda yakınlaşan iki komşu ülke arasındaki ekonomik bağları derinleştireceği kesin, fakat bunun yanında, önümüzdeki on yılda küresel gaz akışlarını yeniden şekillendirme potansiyeline de sahip bir proje bu.
Rusya için Sibirya Gücü 2, Ukrayna’nın tam ölçekli işgalinden sonra bölgenin diğer alternatif kaynaklara yönelmesiyle Avrupa’ya boru hattıyla taşınan gaz satışlarındaki kayıpların bir kısmını telafi etme fırsatı sunması açısından çok değerli. Enerji ithalatı için büyük ölçüde Orta Doğu’ya bağımlı olan Çin için ise boru hattı, sıvılaştırılmış doğalgaz sevkiyatlarına bir alternatif sağlayacak olması nedeniyle stratejik öneme sahip.
Fiyatlandırma ve esneklik konusundaki engeller kolayca aşılamayacak
2026 yılının ortaları itibarıyla Rusya ve Çin, Yamal Yarımadası’ndan Moğolistan üzerinden Çin’e yılda 50 milyar metreküp doğalgaz taşıyacak olan 2.600 kilometrelik boru hattı için bir mutabakat zaptı aşamasına geldiler, ancak fiyatlandırma, finansman veya inşaat zaman çizelgelerini kapsayan bağlayıcı bir ticari anlaşma henüz onaylanmadı.
Bu gezide ana tema bu boru hattı olmasına rağmen, fiyatlandırma ve esneklik konusundaki engeller kolayca aşılacak gibi görünmüyor. Tıpkı ABD ile olan ilişkilerdeki gibi uzun sürecek müzakereler dizisi izleyebiliriz.
Rus enerji devi Gazprom PJSC’nin CEO’su Alexey Miller, Sibirya Gücü 2 şebekesini “dünyanın en büyük, en kapsamlı ve sermaye yoğun doğalgaz projesi” olarak tanımladığını biliyoruz.
“Peki, neden Çin bu büyük projeyi bu kadar geciktirdi?” diye geriye doğru baktığımızda, Çin’in enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi sayesinde enerji güvenliğine sahip olduğunu düşündüğünü görüyoruz. Oysa Hürmüz Boğazı’nın kapalı olması, Çin açısından sahip olduğu enerji çeşitliliğinin hiç de düşündüğü kadar güvenli olmadığı sonucunu çıkardı.
Öte yandan, Batı yaptırımları altındaki Rusya, çok istemese de Çin’e her zamankinden daha fazla ticaret, yatırım çekme ve diplomatik statü anlamında bağımlı durumda.
Burada Çin açısından baktığımızda Çin’in en avantajlı olduğu konu şu:
Rusya’nın Yamal Yarımadası’ndan gelen boru hatları özellikle Avrupa için inşa edilmişti. Bu akışlar büyük ölçüde durduğundan, şu an bu gaz “atıl durumda”. Çin, Rusya’nın bu devasa rezervleri paraya çevirmenin başka bir yolu olmadığını biliyor ve bu da Çin’in Rusya’nın iç piyasa fiyatlarına yakın fiyatlar talep etmesine olanak tanıyor. Bir nevi Rusya’nın çaresizliğini fırsata çevirmek isteği diye de düşünebiliriz bunu. Fakat telaffuz edilen seviyeler, Rusya’nın kolay kolay kabul edebileceği seviyeler değil.
Belki her iki ülke açısından gelinen son durum, Sibirya Gücü 2 projesine ilişkin müzakereleri hızlandırabilir.
