Ekonomik büyümenin kalitesi ve sürdürülebilirliği, yalnızca sermaye, teknoloji ve üretim kapasitesine değil; kurallara, kurumlara ve hukuka duyulan güvene de bağlıdır.
Ekonomik gelişme için güven, görünmeyen ama ekonominin bütün çarklarını döndüren temel “kurumsal sermaye”dir. İktisat literatüründe güven; bireylerin, şirketlerin ve yatırımcıların geleceğe ilişkin beklentilerini şekillendiren, işlem maliyetlerini düşüren ve yatırım kararlarını hızlandıran bir unsurdur. Bu nedenle güven sadece “psikolojik” değil, doğrudan ekonomik bir üretim faktörüdür. Sermaye hareketleri serbest iken, özellikle doğrudan sermaye yatırımları, güven faktöründen doğrudan etkilenir.
Serbest piyasa sisteminde, gelecek beklentileri üzerine kuruludur. Beklentileri şekillendiren ise “güven”dir. Eğer ekonomide güven varsa; hane halkı tasarruf eğilimi artar, harcamalar yavaşlayabilir, şirketlerin yatırım kararları artış gösterir, kredi hacmi artar, yabancı yatırımcı ülkeye gelir ve sermaye getirir, Türk lirasına güven artar ve tasarruflar finansal sisteme girer, dolarizasyon zayıflar ve sonuç olarak ülkenin risk primi düşer. Ekonomik literatürde bu duruma; “güven, işlem maliyetlerini düşürür” denir. Nobel ödüllü iktisatçımız Daron Acemoğlu’nun da vurguladığı gibi, “kurumsal güven tesisi (ve artışı) ekonomik performansı artıracaktır”.
Para politikasına (Merkez Bankasına) güven konusunu bu yazımda ele almayacağım. Asıl önem verdiğimiz, konunun güncel olmasını da değerlendirerek, “kurumsal güven” konusu olacaktır. Ekonomik büyüme ve gelişme açısından “kurumsal güven” şu hususları gündeme getirmektedir: Yatırımcı, Kurallar değişir mi? Vergi politikası öngörülebilir mi?, Hukuk sistemi öngörülebilir mi? sorularına cevap ister. Bu sorulara verilecek cevap belirsizliği artıracak ya da azaltacaktır.
Güven ekonomik büyümenin temelidir, yatırım kararlarının belirleyicisidir. Güven olmadan büyümek mümkün olabilir. Ancak bu büyüme kaliteli ve sürdürülebilir olmayacaktır. Bir yatırımcı yalnız bugünkü karlılığı değil, gelecekte kuralların değişip değişmeyeceğini de düşünür. Yatırımcı açısından, hukuk güvenliği olmadan uzun vadeli yatırım zorlaşır. Yabancı sermaye girişi de güven varsa artar.
Türkiye şu aşamaya kadar, güven konusunu önemsemeden büyümeyi gerçekleştirebilmiş ve bunun mekanizması olarak da ekonomiyi krediyle ve vergi aflarıyla desteklemek, inşaat, dayanıklı tüketim ve genel olarak ticareti canlandırmak ve tüketimi teşvik etmek yollarını denemiştir. Bu süreçte dövize ve TL dışı enstrümanlara talep artmış, Merkez Bankası rezerv kaybı yaşamış ve süreç farklı nitelikteki krizlere götürmüştür. Bu şekilde büyüme, doğrudan yabancı sermaye girişi olmadan da gerçekleştirilebilmiştir. Ancak, sermaye birikimi sorunu yaşayan bir ülkenin, uzun vadeli yabancı sermaye girişi olmadan sürdürülebilir büyümeye ulaşması zordur. Kurumsal (Hukuksal) güven unsurunu göz ardı ederek yabancı sermaye ile uyumlu çalışmak uzun vadede mümkün olmayacaktır.
Güven olmadan sürdürülebilir kalkınma olmaz, çünkü uzun vadeli yatırım gelmez, teknoloji transferi yavaşlar, doğrudan yabancı yatırım çok azalır ya da yok olur, tasarruflar TL dışı enstrümanlara yönelir, dövize talep artar, verimlilik artışı yavaşlar, ekonomide istikrar bozulur. Sonuç olarak, bu süreçte elde edeceğiniz zayıf büyümeler sizi kalkınmış bir ekonomiye dönüştürmeyecektir.
Hukuk güvenliği zayıfladığı zaman, yabancı sermaye tek tip davranmaz. Ancak net olarak ortaya, artan yatırım maliyetleri, vadesi kısalmış ve niteliği bozulmuş mali yatırımlar çıkar. Doğrudan yatırım için gelen yabancı sermaye, Mülkiyet hakkım korunur mu?, Sözleşmeler uygulanır mı? Mahkemeler öngörülebilir mi?
Kurallar (regülasyon) aniden değişir mi? sorularını sorar. Hukuk güvenliği zayıfsa eğer, yatırımlarını erteler ya da vazgeçer veya başka ülkelere gider. Hukuki riskin artması, portföy yatırımcısını da korkutur ve daha hızlı bir kaçışa sebep olur. Bütün bu gelişmeler gün sonunda risk priminin artmasına ve ülkede genel olarak sermaye maliyetinin yükselmesine yol açar. Bu sonuç, Türkiye gibi ülkelerde gelir dağılımını hızla bozar. Yeterince varlığı olmayan ve sabit gelirli olanlar giderek daha fazla fakirleşir.
Yerli sermaye de ortaya çıkan politik ve hukuksal gelişmeler nedeniyle kendisini güvende hissetmediğinde, yurt dışına varlık transferi yapma, yatırım kararlarını erteleme ve TL dışı enstrümanlara yönelme tercihlerini kullanabilir. Nitekim Türkiye’ de böyle bir eğilim olduğu da gözlenmektedir. Hukuk güvenliği, yabancı sermaye açısından bir etik tercih değil, yatırımın fiyatlama parametresidir.