Farklı TV kanallarının akşam haberlerini izlediğinizde, bazılarının Türkiye/Dünya gündemini özetlediğini, bazılarının ise çok büyük oranda “2. sayfa haberi” diyebileceğimiz türde konuları hedeflediğini görürsünüz. Bazı kanallar objektif, bazıları subjektif yayınlar yapar. Bazı sunucular sadece haberi aktarırken, bazıları haberden çok yorumlarına yer verir. Eğrisiyle doğrusuyla, eksiği ve fazlasıyla, insanlar bu alternatifler arasından seçimini yapar ve izler. Ancak ekonomi medyamız için böyle bir ayrım yapmak zor.
Bizdeki durum
Gerek TV kanallarında gerek ekonomi web portallarında finansal piyasalardaki gelişmelerin ezici bir ağırlığı var. Üretime yönelik konuların, tarım, sanayi ve hizmet sektörlerindeki gelişmelerin, teknoloji ve yapay-zekâ temalı haber ve yorumların payı finansal temalı olanlara kıyasla son derece düşük. Gazete ve dergilerin temsil ettiği basılı yayınlarda durum bir parça daha dengeli... Hatta şu an okuduğunuz gazete "finansal okuryazarlık ve piyasa haberciliği"nden daha çok "kalkınma ve üretim haberciliği" yapmayı ilke edinmiş istisnai bir örnek ama ekonomi medyasını bir bütün olarak değerlendirmek gerekirse, işin esasından çok piyasaların konuşulduğunu söylememiz gerekiyor.
Bir süredir, “Ekonomi medyasının ezici çoğunlukla borsa, döviz, faiz ve altın gibi finansal piyasalara kilitlenmiş durumda olmasının arkasında yatan temel nedenler ne olabilir?” diye düşünüyorum.
Neden yapısal işsizlik, düşen altın fiyatı kadar konuşulmuyor?
Elektronik sektörümüzdeki hızlı dönüşüm, neden Fed faiz kararı kadar konuşulmuyor?
Neden ihracattaki yapısal sorunlar, ekranda, vasat bir şirketin halka arz performansı kadar yer tutamıyor?
Limondaki fiyat artışına kafa yorulduğu kadar, enflasyondaki sektörel katılıkların sebeplerine neden değinilmiyor?
Bunlara onlarcasını ekleyebilirsiniz. Aklıma gelen bazı cevaplar şöyle:
1- İzleyen kitlenin ilgi alanı: İlgi alanı “üretime ve sektörlere yönelik haber-analizler” olanlar ve “piyasa gelişmeleri” olanların sayısında büyük farklar var. İkinci kitle çok daha büyük.
2-Yüksek enflasyon ve anlık fiyat değişimleri: Türkiye'deki yüksek enflasyonist ortam nedeniyle toplumun geniş kesimleri (birikim sahipleri, küçük yatırımcılar ve tüketiciler) alım güçlerini koruma derdinde. "Dolar kaç oldu?", "Borsa ne durumda?", "Gram altın ne kadar?" soruları izleyici nezdinde anlık ve doğrudan bir karşılık buluyor. Bunda da haksız sayılmazlar. Ağızları çok kez yandı.
3- Maliyet: Piyasa haberlerini üretmek son derece ucuz ve hızlı. Bir veri ekranındaki sayıları habere dönüştürmek, sahaya inip üretime yönelik gelişmeleri araştırmaktan çok daha düşük maliyetli.
4- Tık ve reyting: Piyasa hareketleri insanlarda anlık dürtü yarattığı için izlenme ya da tıklanma oranları daha yüksek.
Diğer ülkeler
Peki diğer ülkelerdeki durum ne? Onlarda da bizdekine benzer bir eğilim mi var?
İzlediğim kadarıyla Arjantin, Brezilya, Mısır veya Pakistan gibi yüksek enflasyon, kur dalgalanması ve kırılgan makroekonomik dengelerle mücadele eden ülkelerde haber medyasının içerikleri bizdekine benzer.
ABD, İngiltere, Japonya ve Almanya ekonomi medyasında denge biraz daha farklı. Bu ülkelerde, piyasa gelişmeleri bizdeki kadar yer tutmuyor. Örneğin son birkaç yılda yapay zekâ yatırımları; şirket değerlemelerini, veri merkezlerinin enerji ihtiyacını, iş gücü piyasasındaki dönüşümü ve hatta ABD-Çin-AB jeopolitik rekabetini şekillendirdiği için gündemin ilk sırasında. Almanya veya Japonya’da sanayi üretimi, tedarik zincirleri, robotik otomasyon haberleri borsadaki günlük dalgalanmalardan çok daha derinlemesine işleniyor.
Olması gereken
Toplumsal olarak yaygın eğilimlerimizden biri, düşünmeyi ve tartışmayı genellikle sebepler üzerinden değil, sonuçlar üzerinden yapmamız ve bu nedenle ortak bir çözüm önerisi geliştirmedeki ataletimiz. Konu sebeplere gelince ise kendi düşüncemizi tartışılamaz görüp, karşı tarafı zorla ikna etmeye çalışmamız. Ben ekonomi medyasının bu konuda büyük bir boşluğu doldurabileceğine inanıyorum.
Tarım haberciliği "pazarda domates/soğan fiyatı arttı" boyutuyla sınırlı kalmak yerine tarımsal sulama, girdi maliyetleri, arazi verimliliği, iklim değişikliği gibi stratejik konular derinlemesine işlenmez ise, sebep değil sonuç üzerinde boş tartışmalar yapmaktan öteye geçemeyiz. Geriye dönüp bakın; tarımdaki sorunlarımızın kaç yıldır fiyat artışları üzerinden yapıldığını göreceksiniz.
Sanayi ile ilgili yayınlara bakınca, ekseriyetin sanayi üretim endeksi, kapasite kullanımı, büyüme verileri ve PMI gibi başlıklar altında yoğunlaştığını görüyoruz. Oysa olumlu tarafta örneğin, savunma sektöründeki başarının arka planında neler yattığını, bunun diğer sektörlere nasıl aşılanabileceğini pek de konuşmuyoruz. Olumsuz tarafta, ihracatta rekabet kaybı, teknoloji yatırımlarındaki atalet, istihdam kaybı ve bunların nedenleri gibi ülkenin geleceğini belirleyecek konular, piyasaların günlük dalgalanmaları arasında kayboluyor.
Türkiye ekonomisinin hem girişim sayısı, hem çalışan sayısı, hem de ekonomik değer olarak büyük bölümünü oluşturan hizmetler sektörü ve bunun bir parçası olan katma değeri yüksek elektronik/yazılım sektörleri, çok boyutlu analizler yerine genellikle şirketlerin PR bültenleri seviyesinde yer bulabiliyor.
Kime ne görev düşüyor?
Elbette bir belgesel yayıncılığı önermiyorum. Piyasalar, ekonominin rengi, en ilgi çekici yönü. Ancak medyanın bilgilendirme gücü dışında, bilinçlendirme ve yönlendirme eksenleri olduğunu da ihmal etmemek gerekiyor ve bu konuda, hem yayıncıların hem de iş dünyasının yapabilecekleri var.
Uzun yıllardır gözlediğim kadarıyla, şirketler ve STK’ların medyaya biçtiği rol ilkine (bilgilendirmeye) daha yakın. Medya, bu kesimin zihninde, bir görünürlük ve PR aracı olarak konumlandırılmış ve iletişim bütçeleri buna odaklanmış durumda. Oysa, bilinçlendirme ve yönlendirme tarafında medyanın rolü göz ardı ediliyor. Şirketlerin ve ilgili sektör STK’larının iletişim stratejileri ve bütçeleri buna uygun şekilde revize edilebilir. Sanayi ve ticaret odaları, dernekler ve birlikler, kendi alanları ya da sektörleri ile ilgili yayınları pek ala mali olarak destekleyebilir. İhracatçı sektörler kendileri ile ilgili sorunlar ve başarı hikayeleri ile ilgili yayınlara sponsor olabilir. Şirketler sektörlerindeki diğer oyuncular ile bir araya gelip marka değil ürün/sektör bazında iletişim yapabilir.
İlk öneri benden olsun.