Geçen hafta Türkiye–Almanya voleybol maçındaydım. Ortam, daha salona girerken maçtan çok bir şenliğe gelmişsiniz hissi veriyordu. Aileler, formalarını giymiş çocuklar, ellerinde bayraklarla gençler, fonda müzik, her köşede bir hareket… Oyun başladığında elbette işin rengi değişti; kaçan sayılarda hayıflanmalar, kritik anlarda nefesler tutmalar, kazanılan sayılarda ayağa kalkmalar, Türkiye’nin kazanmasını isteyen binlerce taraftarın heyecanı tüm salona yayıldı. Her şeye rağmen, bu kazanma arzusunun yarattığı gerilim bile ortamın neşesini ele geçiremiyordu. Rekabet sertti, heyecan yüksekti fakat tribünlerde öfke değil keyif vardı. Kısacası insanlar sadece maç izlemiyor, iyi vakit geçiriyordu.
Galibiyete rağmen bir tarafta futbol sahalarından ve tribünlerinden gelen kavga, küfür, gerilim ve şiddet görüntüleri, diğer tarafta voleybol salonlarından yükselen müzik, kahkaha, alkış ve pür neşe… Belki de son yıllarda spor adına en fazla ihmal ettiğimiz kelimelerden biri bu: Eğlence.
Çocukların sporla kurduğu ilişkinin temelinde keyif olması gerektiğini hemen hemen her sporcu velisi seminerinde anlatıyorum. Salondaki atmosfere tanık olurken, bu konuyu düşünmeden edemedim. Belki yetişkinler için de durum aynıydı; insanların voleybolla kurduğu bağın içinde başarı ve milli takım aidiyeti kadar, orada bulunmaktan alınan keyif de vardı.
Keyif insanları salona getirirken, onları yıllarca aynı hikâyenin parçası yapan bir başka şey daha var: İstikrar.
İstikrar… Türkiye Kadın Voleybol Milli Takımı›nın son yirmi yıllık yolculuğunu tek kelimeyle anlatmak gerekse, herhalde bundan daha doğru bir kelime bulmak zor olurdu. 2000’lerin ikinci yarısında dünya sıralamasında çoğunlukla 10–15 bandında dolaşan Türkiye, zaman zaman büyük takımları zorlayan ama henüz dünyanın elitleri arasında kalıcı bir yere sahip olmayan bir ülkeydi. Sonra yavaş yavaş başka bir hikâye yazılmaya başlandı.
2011 Avrupa Şampiyonası’nda bronz madalya, 2012 Grand Prix’de üçüncülüğün arkasından bile sıradan sonuçlar gelebiliyordu. Asıl değişimin izleri 2017’den sonra belirginleşti; 2017 Avrupa üçüncülüğü, 2018 Milletler Ligi ikinciliği, 2019 Avrupa ikinciliği, 2021’de Avrupa ve Milletler Ligi üçüncülükleri, 2023’te Milletler Ligi ve Avrupa şampiyonlukları, dünya sıralamasında bir numaraya ulaşılması, ardından Dünya Şampiyonası’nda finale kadar uzanan yolculuk ve yeniden Milletler Ligi şampiyonluğu…
O seviyeyi yıllarca koruyabilmek, bir iki tane şampiyonluk kazanmaktan çok daha zor. İyi bir jenerasyon yakaladığımız konusunda şüphe yok fakat bu istikrarın arkasında yalnızca iyi bir jenerasyon olduğunu düşünmek de haksızlık olur. Güçlü kulüpler, kaliteli bir lig, altyapıya yapıya gelen talep, yabancı ve yerli antrenörlerin oluşturduğu bilgi birikimi, uluslararası seviyede sürekli rekabet eden oyuncular, doğru kuşak geçişleri ve giderek genişleyen bir oyuncu havuzu bu başarıların temel nedenleri… Biz bir voleybol ülkesiyiz sloganı aslında oluşturulan bir spor kültürünün deklarasyonu.
Dün sahadaki kaliteyi, güveni ve aidiyeti birkaç organizasyonla yaratamazsınız, onların oluşması yıllar ister. Aslında istikrar ve eğlence birbirinden ayrı iki konu değil, tam tersi birbirini tamamlayan iki olgu. Dün insanları salona getiren eğlence olabilir fakat onları yıllarca o hikâyenin içinde tutan da istikrar olacak.
Bize bu keyfi ve gururu yaşatan, başta kadın voleybolcularımız olmak üzere, emeği geçen herkese teşekkürler.