Anatolian Colors, Anadolu’nun kadim doğal boya bilgisini biyoteknolojiyle yeniden yorumlayarak petrokimyasal boyalara endüstriyel ölçekte alternatif geliştirmeyi hedefliyor. Kurucu Ortak Sophia Merve İnce’ye göre konu küçük bir “yeşil koleksiyon” değil; rengin petrol sonrası geleceğini kuracak sistem dönüşümü.
Tekstil sektöründe sürdürülebilirlik tartışması uzun süre kumaşın hammaddesi, üretim koşulları ve geri dönüşüm etrafında döndü. Oysa görünmeyen ama çok kritik bir katman daha var: Renk. Bugün giydiğimiz kıyafetlerin büyük bölümünde kullanılan sentetik boyalar, fosil yakıt kökenli kimyasallara dayanıyor. Üretim sürecinde suyu, toprağı ve ekosistemleri etkiliyor; insan sağlığına dair soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Çevresel kirlilikten sucul yaşam üzerindeki etkilere kadar geniş bir risk alanı yaratıyor. Anatolian Colors bu soruya odaklanıyor: Doğal boya, sanayide gerçekten ölçeklenebilir bir alternatif olabilir mi?
Anatolian Colors’ın Kurucu Ortağı Sophia Merve İnce’ye göre şirketin amacı, Anadolu’nun kadim doğal boya bilgisini nostaljik bir miras olarak değil, biyoteknolojiyle yeniden yorumlanan endüstriyel bir çözüm olarak ele almak. Yani mesele yalnızca “doğal renk” üretmek değil; aynı rengi tekrarlanabilir kaliteyle, mevcut sanayi altyapısına uyumlu biçimde ve petrokimyasal boyalara alternatif olabilecek performansta üretebilmek.
Hikâyenin bir diğer boyutu ise tarım. Anatolian Colors, renk pigmentlerinin kaynağını rejeneratif, organik ve biyodinamik tarım modelleriyle ilişkilendiriyor; üretimin başlangıcını toprağın sağlığı, biyoçeşitlilik ve ekosistem dayanıklılığıyla birlikte ele alıyor. Şirket, üretim sürecinde su kullanımında yüzde 85 azalma, yenilenebilir enerji kullanımı ve atıkların yeniden değerlendirilmesi gibi başlıkları da çözümün parçası olarak konumlandırıyor.
Bu nedenle Anatolian Colors’ın hikâyesi yalnızca bir girişimcilik hikâyesi değil. Aynı zamanda tekstilin petrol sonrası geleceğine, markaların regülasyon ve tüketici baskısı karşısında nasıl dönüşeceğine, spor giyimden lüks segmente kadar “performans” ve “sağlık” kavramlarının nasıl yeniden tanımlanacağına dair önemli bir tartışma alanı açıyor.
Sözü Anatolian Colors’ın Kurucu Ortağı Sophia Merve İnce’ye bırakalım;
Geliştirdiğimiz teknoloji mevcut sanayi altyapısıyla tamamen uyumlu
“Doğal boya, 1800’lerin sonlarından bu yana ölçeklenebilirlik, maliyet, renk çeşitliliği, performans ve proses kontrolü gibi nedenlerle sanayide gerçek bir alternatif olamadı. Biz Anatolian Colors olarak bu problemi biyoteknolojiyle çözdük. Bugün geliştirdiğimiz teknolojiyle; ışık, yıkama ve sürtme haslığı açısından endüstriyel performansa ulaşabiliyor, tam tekrarlanabilirlikle her üretimde aynı sonucu elde edebiliyoruz. En önemli noktalardan biri ise teknolojimizin mevcut sanayi altyapısıyla tamamen uyumlu olması. Yeni makine yatırımı gerektirmeden mevcut sistemlerde uygulanabiliyor ve petrokimyasal boyalar gibi tonlarca kumaşı endüstriyel ölçekte boyayabiliyoruz.”
Tekstil sektörü zorunlu bir dönüşüm sürecine girdi
“Tekstil sektörü artık zorunlu bir dönüşüm sürecine girdi. Ağır çevresel etkiler, Avrupa Birliği regülasyonları ve petrokimyasallardan uzaklaşan yeni tüketici beklentileri markaları değişime zorluyor. Özellikle Avrupa, Amerika ve Uzak Doğu’da; eğitim seviyesi ve çevresel farkındalığı artan kullanıcılar artık ne giydiğinin içeriğini, nasıl üretildiğini ve doğaya ve kendi sağlıklarına direkt etkisini sorguluyor. Markalar da aslında bu dönüşümü büyük ölçüde tüketici talebi nedeniyle tercih ediyor.”
Renkleri biyoteknolojiyle endüstriyel performansa taşıyoruz
“Sadece rejeneratif tarım değil; organik ve biyodinamik tarım da bu işin en temel parçası. Çünkü geliştirdiğimiz biyo-organik pigmentlerin içindeki renk DNA’sının çok büyük bir kısmı doğrudan bu tarım modellerinden geliyor. Biz sürece yalnızca boyama tarafından bakmıyoruz. Zararlı kimyasallar içermeyen, toprağı ve ekosistemi dönüştüren bir tarım modeliyle başlıyor; ardından bu renkleri biyoteknolojiyle endüstriyel performansa taşıyoruz.”
Spor giyimde görünmeyen risk: Boyanın ciltle teması
“Bizim ilk 10 müşterilerimizden biri global önemli bir spor markası. Çünkü özellikle spor giyim sektöründe artık performans kadar insan sağlığı da kritik bir konu haline geldi. Bugün birçok büyük marka, tekstilde kullanılan petrokimyasal içerikler nedeniyle ciddi regülasyon baskıları ve davalarla karşı karşıya. Petrokimyasal bazlı boya maddeleri deri yoluyla vücuda geçebiliyor ve özellikle terleme bu geçişi daha da hızlandırabiliyor. Spor giyimde ürünlerin ciltle uzun süre ve yoğun temas halinde olması, bu konuyu çok daha hassas hale getiriyor.”
Sürdürülebilir koleksiyon değil, sistem dönüşümü
“Önümüzdeki dönemde petrol bazlı endüstrilerin tamamen yok olacağını düşünmüyorum. Ama biyo-organik ve doğayla olması gereken uyumda geliştirilen teknolojilerin en az yarı yarıya yeni standart haline geleceğine inanıyorum. Biz de bu yüzden bu dönüşüme sadece ‘niş bir koleksiyon’ yaklaşımıyla bakan markalarla çalışmayı tercih etmiyoruz. Eğer amaç sadece küçük bir sürdürülebilir koleksiyon çıkarıp arka tarafta aynı petrokimyasal sistemi devam ettirmekse, bu bizim uzun vadeli yaklaşımımızla örtüşmüyor. Biz markalarla birlikte aynı dönüşüm yolunda yürümek ve birlikte büyümek istiyoruz. Onlar bu sistemleri gerçekten desteklediğinde, biz de teknolojimizle onları en güçlü şekilde destekliyoruz.”
Kendimizi biyoteknoloji şirketi olarak tanımlıyoruz
“Anatolian Colors’ı bir girişimden çok, ölçeklenme aşamasına geçmiş bir biyoteknoloji şirketi olarak tanımlıyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, tekstil sektöründe petrokimyasal boyalarla fiyat eşitliğine ulaşacağımız günlerin çok uzak olmadığını düşünüyoruz. Ama bizim için tekstil aslında sadece başlangıç. Rengin bulunduğu diğer alanlarda da çok ciddi AR-GE çalışmalarımız var. Kozmetik, gıda, pastel kalemler, duvar boyaları gibi birçok farklı sektörde bu biyoteknolojiyi geliştirmeye devam ediyoruz. Uzun vadede hedefimiz, rengin olduğu her alanda petrokimyasal sistemlere alternatif olabilecek biyo-organik bir teknoloji altyapısı kurmak.”
“Bizi bu yola sokan şey ‘bilmeme cesaretiydi"
“Yola çıkarken ilk başta çok zorlandığımızı söyleyemem. Çünkü ne kadar zor ve dünyada bugüne kadar tam anlamıyla çözülememiş bir alana girdiğimizi bilmiyorduk. Ama sanırım bizi bu yola sokan şey de biraz o ‘bilmeme cesaretiydi’. Zamanla en zorlayıcı konu teknolojinin kendisinden çok, içinde bulunduğumuz yapı ve koşullar oldu. Özellikle Türkiye’de; Avrupa’daki benzer biyoteknoloji, sürdürülebilirlik ve iklim pozitif girişimlerin sahip olduğu regülasyonlar, devlet destekleri ve dönüşüm mekanizmalarının sınırlı olması, süreç ilerledikçe çok daha görünür hale geldi. Genç girişimcilere tavsiyem şu olur: Bazen fazla bilmek insanı durdurabiliyor. Eğer gerçekten dünyada daha önce yapılmamış bir şeye giriyorsanız, bazen her şeyi yüzde yüz hesaplamadan, o heyecan ve cesaretle yola çıkmak gerekiyor.”
ISPO’dan Altın Madalya aldı
ISPO, spor ve outdoor dünyasının küresel nabzının attığı en önemli platformlardan biri. Bu platformda alınan bir ödül, yalnızca bir başarı belgesi değil; malzeme, performans ve sürdürülebilirlik iddiasının uluslararası ölçekte test edilip görünür hale gelmesi anlamına geliyor. Anatolian Colors’ın aldığı altın madalya bu nedenle çok değerli. Sophia Merve İnce şöyle anlatıyor: “ISPO gibi global bir ödülde altın madalya almanın bizim için anlamı, bu alandaki mevcut biyoteknolojilerin önüne geçtiğimizin resmileşmesi ve uluslararası ölçekte kabul edilmesi oldu. Açıkçası Türkiye bunun etkisini henüz tam anlamıyla fark etmiş değil ama Avrupa fark etti. Paris Première Vision ve ISPO sonrası özellikle Avrupa ve Amerika’daki global ve hatta lüks segment markalardan çok güçlü dönüşler aldık. Çünkü artık herkese bu alandaki en ileri teknolojiyi geliştirdiğimizi çok daha net gösterebiliyoruz.”
