Ekonomiyi “prize takma” zamanı geldi… SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin yayımladığı “Elektrifikasyon: Enerji Dönüşümünün Omurgası” başlıklı çalışmaya göre mesele artık yalnızca elektriği temiz üretmek değil, aynı zamanda ekonominin tamamını elektrikle çalışır hale getirmek.
Dünyada iklim değişikliğiyle mücadele artık sadece yenilenebilir enerji yatırımı yapmak, kömürden çıkmak ya da enerji verimliliğini artırmak üzerinden tartışılmıyor. Enerji dönüşümünün başarısı elektriği hayatın her alanına taşıyabilmekle mümkün olacak. Bu nedenle son dönemde iklim politikalarının merkezine yerleşen kavramlardan biri elektrifikasyon. SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin yayımladığı “Elektrifikasyon: Enerji Dönüşümünün Omurgası” başlıklı çalışmaya göre elektrifikasyon; ulaşımda petrol ürünlerinin, binalarda doğal gaz ve kömürün, sanayide ise fosil yakıt temelli enerji kullanımının elektrikle ikame edilmesi anlamına geliyor. Başka bir ifadeyle mesele yalnızca elektriği temiz üretmek değil, aynı zamanda ekonominin tamamını elektrikle çalışır hale getirmek.
Bugün dünyanın karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri de burada ortaya çıkıyor. Küresel nihai enerji tüketiminin yalnızca yaklaşık yüzde 21’i elektrikten oluşuyor. Geri kalan büyük bölüm hâlâ doğrudan fosil yakıtlarla karşılanıyor. Bu nedenle enerji dönüşümünün bir sonraki aşaması, yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırırken aynı zamanda sanayi, ulaşım ve binalarda elektriğin payını artırmak olacak.
Aslında elektrifikasyon sadece iklim meselesi değil. Enerji güvenliği, ekonomik rekabetçilik ve verimlilik açısından da giderek daha kritik hale geliyor. Elektrikli sistemler, fosil yakıtların üretim ve kullanım süreçlerinde ortaya çıkan önemli enerji kayıplarını ortadan kaldırabiliyor. Dijital teknolojilerle birleştiğinde ise daha akıllı, esnek ve verimli bir enerji sistemi kurulmasına olanak tanıyor. Özellikle enerji ithalatına bağımlı ülkeler açısından bu dönüşüm stratejik önem taşıyor.
Talep büyüyor, dönüşüm yavaş ilerliyor
Elektrikli araçlar, ısı pompaları, veri merkezleri ve sanayide kullanılan yeni elektrikli teknolojiler sayesinde küresel elektrik talebi hızla artıyor. Uluslararası senaryolar, elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının 2050’ye kadar yüzde 50 seviyelerine ulaşabileceğini gösteriyor. Ancak mevcut politika ve yatırım eğilimleri devam ederse bu dönüşüm beklenenden çok daha yavaş gerçekleşecek.
SHURA’nın aktardığı verilere göre, mevcut gidişat 2035 yılında küresel elektrifikasyon oranını yalnızca yüzde 25 seviyesine taşıyabilecek. Oysa Paris Anlaşması ile uyumlu senaryolar yaklaşık yüzde 35’lik bir seviyeye işaret ediyor. Başka bir deyişle dünya hâlâ hedeflenen dönüşüm hızının gerisinde bulunuyor.
Türkiye’nin önündeki büyük fırsat
Türkiye son yıllarda elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kapasitesini hızla artırdı. Ancak son kullanım sektörlerine bakıldığında tablo farklı. Sanayi, ulaştırma ve binalarda fosil yakıtlara bağımlılık devam ediyor. Bugün Türkiye’de elektriğin nihai enerji tüketimindeki payı yaklaşık yüzde 20 düzeyinde. Ulusal Enerji Planı bu oranı 2035 yılında yüzde 25’e çıkarmayı hedefliyor. Ancak SHURA’nın analizleri, net sıfır emisyon hedefleriyle uyumlu bir dönüşüm için bu oranın en az yüzde 30’a yükseltilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. 2053 perspektifinde ise elektriğin enerji tüketimindeki payının yüzde 55 seviyelerine ulaşması gerekiyor.
Bu hedeflere ulaşabilmek için yalnızca yeni enerji santralleri kurmak yeterli olmayacak. Elektrik şebekelerinin güçlendirilmesi, enerji depolama yatırımlarının artırılması, karbon fiyatlandırması gibi piyasa mekanizmalarının devreye alınması ve fosil yakıt teşviklerinin yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Aynı zamanda sanayi, binalar ve ulaşım için ayrı elektrifikasyon yol haritalarının hazırlanması da önem taşıyor.
Çünkü enerji dönüşümünün başarısı artık sadece ne kadar yenilenebilir enerji ürettiğimizle değil; sanayiyi, ulaşımı ve günlük yaşamı ne kadar hızlı şekilde temiz elektrikle buluşturabildiğimizle ölçülecek. Ve bu yarışta kazananlar, elektriği yalnızca bir enerji kaynağı olarak değil, ekonomik dönüşümün temel altyapısı olarak gören ülkeler olacak. Geçtiğimiz günlerde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum da aynı yönde çağrı yapmış ve dünya ekonomisinin elektrifikasyon hızının acilen artırılması gerektiğini belirterek, bunun hem iklim değişikliğiyle mücadele hem de önceki COP’larda verilen taahhütlerin uygulamaya geçmesi açısından kritik olduğunu söylemişti. Belki de bugün iklim politikalarının yeni adı tam olarak budur: elektrifikasyon.
SANAYİ, BİNALAR VE ULAŞIM DÖNÜŞÜMÜN MERKEZİNDE
Türkiye’nin enerji tüketiminde en büyük pay sanayi sektörüne ait. Nihai enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 30’u sanayide gerçekleşiyor. Kömür tüketiminin yüzde 71’i, doğal gaz kullanımının ise yaklaşık yüzde 36’sı yine sanayiden kaynaklanıyor. Bu nedenle düşük ve orta sıcaklık gerektiren proseslerde elektrikli teknolojilere geçiş, elektrifikasyonun en kritik adımlarından biri olarak görülüyor. Binalarda ise doğal gaz hâlâ baskın enerji kaynağı. Konutlarda enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 53’ü doğal gazdan karşılanırken elektriğin payı yüzde 20 seviyesinde bulunuyor. Isı pompaları ve elektrikli ısıtma sistemleri bu alandaki dönüşümün temel araçları olarak öne çıkıyor. Ulaştırma sektöründe ise dönüşüm henüz başlangıç aşamasında. Bugün sektörde elektriğin payı yalnızca yüzde 1 civarında. Elektrikli araçların yaygınlaşması, şarj altyapısının geliştirilmesi ve toplu taşımada elektrifikasyon yatırımları bu nedenle kritik önem taşıyor.
COP31 İÇİN YENİ BİR GÜNDEM
Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31, elektrifikasyon konusunu küresel iklim gündeminin merkezine taşıyabilecek önemli bir fırsat sunuyor. Bugüne kadar iklim zirvelerinde ağırlıklı olarak enerji üretimi, emisyon azaltımı ve finansman başlıkları öne çıktı. Ancak önümüzdeki dönemin asıl sorusu, üretilen temiz elektriğin ekonominin tamamına nasıl yayılacağı olacak. SHURA’ya göre COP31, elektrifikasyonun enerji dönüşümünün temel unsurlarından biri olarak uluslararası düzeyde kabul görmesi, ülkelerin sektörel yol haritalarını açıklaması, finansman mekanizmalarının güçlendirilmesi ve uygulama odaklı iş birliklerinin geliştirilmesi açısından önemli bir platform olabilir.
